AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2018 Cumartesi

ÖNDE HEP BİZ VARIZ!.., Rifat SERDAROĞLU

ÖNDE HEP BİZ VARIZ!
Rifat SERDAROĞLU
Körfez Savaşı öncesi ABD’li bir kadın gazeteci Kuveyt’e gider. Dikkatini çeken en ilginç şey, erkeklerin önde, kadınların ise 5 adım geride yürümeleridir.
Gazeteci, kadınların haline çok üzülür!
Yıllar sonra tekrar Kuveyt’e gittiğinde kadınları önde, erkekleri ise onların 10 adım gerisinde yürürken görür ve çok sevinir. Hemen bir kadına yanaşıp sorar;
“Bu gördüğüm inanılmaz bir gelişme! Peki ama bu değişikliğin sebebi nedir?”
Kadının yanıtı tek kelimeliktir; “Mayınlar…”


Türkiye’nin bugün yaşadığı belaların tümünün “SİYASİ SORUMLUSU” AKP Hükümetleridir. Bir kısmının ise “hem siyasi sorumlusu hem de SUÇ ORTAĞI”
AKP Hükümetleridir. Neden diye sorabilirsiniz?
16 senedir, AKP tek parti olarak Türkiye’yi yönetiyor mu? Evet.
“İktidar olmak” aynen “Hamile olmak” gibidir. Yani ya hamilesiniz ya da değilsiniz! Az hamilelik, buçuk gebelik olmaz! Ya iktidarsınız ya da iktidar değilsiniz. İktidarsanız, ülkede olan her güzellikten de her kötülükten de siz sorumlusunuz. Eğer “Evet ben iktidarım ama, bu kötülükleri üst akıl veya terör örgütleri yapıyor” yalanına sarılırsanız, “maşa” olduğunuzu kabul etmiş olursunuz.

16 senedir defalarca gördüğümüz şu gerçeği inkâr edecek, bizi yalanlayacak aklı başında bir tane insan var mı? Gerçek şu: “AKP’nin tüm kademelerinde tek söz sahibi kişi Erdoğan’dır. Delegelerin belirlenmesinden Bakanlar Kurulunun oluşturulmasına, AKP Genel Merkezine alınacak çaycıdan Genel Merkez binasının tapusunun kimin üstüne yapılacağına tek başına Erdoğan karar verir. Erdoğan’ın sözü üstüne söz söylenmez.
O ne derse, parti sözcüleri düşünmeden aynen onun dediklerini söyler.
AKP’liler için Erdoğan, sadece Genel Başkan değildir. O, “Davanın Sahibidir”,
O “Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir”, O, “hergün kendisi için iki rekât şükür namazı kılınacak mübarek bir adamdır…” Biat kültürünün gereği de budur.

Ülke yönetiminde “Tek Söz Sahibi” olacaksınız ama hizmetleri sahiplenip, tüm dertleri-sıkıntıları başkalarının üzerine atıp, milleti öne süreceksiniz!
Bu davranış Türk Milletine saygısızlıktır ve densizliktir…
AKP önderliğinin her fırsatta başımıza kaktığı dertlerimiz, PKK-PYD-FETÖ-ESAD-ABD İlişkileri değil mi?

PKK-PYD Terörü;
AKP İktidara geldiğinde, PKK terörü bitme noktasında idi. PYD’nin adı bile yoktu.
ABD-İsrail’in oyununa gelip “Çözüm Süreci” denen ihanet sürecini başlatan AKP önderliği değil mi? Biz mi AKP’ye git PKK’yı canlandır dedik? Aksini söyledik. Silah bırakmayan terör örgütü ile müzakere edilmez, anasından doğduğuna pişman edilir, dedik. AKP önderliği bize “savaş tahrikçileri” dedi.
TSK’nın komuta heyetini FETÖ ile beraber çökerten AKP önderliği değil mi?
Askeri kışlasına, Polisi karakola kapatıp PKK’nın şehir yapılanmasına izin veren AKP Önderliği değil mi? Kilometrelerce tünel-barikat gizlice mi yapıldı?
Cumhuriyet Bayramı günü, Peşmergeleri silahları ve PKK bayraklarıyla Türkiye’den geçirip, PYD’ye destek için gönderen AKP Önderliği değil mi?
PYD Liderini Ankara’da konuk edenler AKP önderliği değil mi?

FETÖ Belası;
2002 yılından bu yana CIA uşağı FETÖ militanlarını devletimizin içine sokan AKP önderliği değil mi? Defalarca ikaz ettik, bu konuda iki kitap yazdık, gönderdik.
Fakat AKP’li TBMM Başkanı, bizim yazılarımıza TBMM sitesinden ulaşımını kanunsuz olarak yasakladı!
Bakanlıkları FETÖ’cüler arasında pay eden AKP önderliği değil mi?
“Biz FETÖ’ya MENZİLİMİZ AYNI olduğu için yardım ettik” diyen AKP önderliği değil mi? Silahı bile olmayan zavallı Askeri öğrencileri hapse atacaksınız, ama FETÖ elemanı olan AKP’li Bakanlar, MV’leri utanmadan serbest gezecek!

ESAD;
Müşterek Bakanlar Kurulu toplantısı yapacak kadar ESAD ile kardeş olan AKP önderliği değil mi? Aynı suda yıkanmadılar mı?
ABD ile anlaşıp aynı Esad’ı, ESED ve hain ilan eden AKP önderliği değil mi?
Yüz binlerce Müslüman kadına kıza tecavüz eden, camileri yıkan, Kur’an-ı Kerim’i nişangah tahtası yapan ABD askerleri için “sağ salim” ülkenize dönün diye dua eden AKP önderliği değil mi? Türk Milletinin hakkı olan 30 Milyar dolardan fazla parayı, kendi vatanı için mücadele etmeyen kaçaklara veren AKP önderliği değil mi?

ABD-İsrail-Kürt Devleti;
Başbakan olmadan, ABD Başkanı ile görüşüp anlaşan AKP önderliği değil mi?
BOP’un eşbaşkanlığını kabul edip, bununla övünen AKP önderliği değil mi?
Kürt Devleti projesinin en az yüz yıllık bir proje olduğunu bilmeyen var mı?

Şimdi yukarıdaki fıkradaki gibi, iyileri sahiplenip, kötüleri ortada bırakmak ve Türk Milletini sürekli olarak “Mayın Tarlasına” sürmekle tehdit etmek oyununu bizlerin kabul etmesini beklemekteler. Bu davranış Türk Milletini aptal yerine koymak değil midir?
Türk Milleti elbet çok yakında gerçekleri görecek ve ağızlarına yalanın yuva yaptığı bu sahtecilere, bu FETÖ-PKK severlere gereken dersi verecektir.

Sağlık ve başarı dileklerimle 19 Ocak 2018
Rifat Serdaroğlu

9 Haziran 2017 Cuma

"HELYUM BOMBASI", Rifat SERDAROGLU

HELYUM BOMBASI
Rifat SERDAROGLU
Hidrojen Bombası veya füzyon bombası kontrolsüz termonükleer enerji sağlayabilen yıkıcı nükleer bir silahtır. Hidrojen bombasının yüksek boyutlardaki patlama gücü, hidrojen atomlarının birleşerek HELYUM atom yapısına dönüştüğü termonükleer tepkimeden doğar.
Hidrojen bombası, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından 1000 misli daha güçlüdür.
AKP Genel Başkanı Bağımsız ve Tarafsız Cumhurbaşkanı Erdoğan, Özel Harekât Başkanlığındaki iftarda Emniyet ve Jandarma mensupları ile bir araya geldi. Asker ve polislerin silahlarının önceden toplatıldığı iftar yemeğinde Erdoğan şunları söyledi;
"Burası gazi bir mekandır. 
15 Temmuz’da burası FETÖ ihanet çetesinin ruhunu
1 dolara şeytana satmış mensupları tarafından bombalandı. FETÖ hainlerinin buraya attıkları 650 kiloluk HELYUM bombası, PKK operasyonlarında dahi kullanılmayan tahrip gücü o derece yüksek bir bomba!"
Erdoğan "Başörtülü bacımı, belden üstü çıplak 50 adam dövdüler, yerlerde sürüdüler sonra da üzerine işediler. Görüntüleri elimizde, cuma günü yayınlayacağız" olayında olduğu gibi yine doğru ile yanlışı karıştırdı!
Ya da oruç başına vurdu, ne söylediğini bilmiyor!
Eğer Gölbaşı Özel Harekât binasına Hidrojen Bombası atılsa idi değil Gölbaşı, Ankara tümden yok olurdu! Ayrıca TSK envanterinde Helyum Bombası yok.
Zaten Helyum Bombası diye bir bomba yok! AKP Genel Başkanını bomba ile Ramazan topunu karıştıran bir Başdanışman aldattı galiba!
TOBB Başkanı şimdilik yerli araba yapmaya çalışıyor, daha oralara gelmedik!
Napalm bombası dese bir derece ama o da atılmadı ki…
Erdoğan şunları da söyledi;
- "Mahkemeleri takip ediyorum. Başdanışmanlarımın yarısı Ankara’daki, yarısı İstanbul’daki davaları izleyip rapor ediyorlar. Bu eli kanlı katillerin hiçbiri de kendilerini bekleyen acı akıbetten kurtulamayacaklardır. Mahkemelerde yapılan ahlaksızlıkların, cezaevinde açık net söylüyorum, çürürken onlara hiçbir faydası olmayacaktır!"
- "Şayet cezalarını tamamlayıp dışarı çıkanlar olursa, zaten milletimiz sokakta her gördüğünde onlara gereken cezayı verecektir. Onların yüzlerine tükürecekler ve milletin tükürüklerinde boğulacaklardır."
Değerli Okurlar;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, çadır devleti değil de bir HUKUK DEVLETİ ise yönetme sorumluluğunu üstlenmiş hiç kimse böyle konuşamaz.
Erdoğan’ın söylediklerinin tamamı suçtur! Anayasanın 138. Maddesini ihlal etmiştir. Ayrıca, herkesin adil yargılanma ve kendisini savunma hakkı vardır, engellenemez.
Kişi suçlu ise cezasını mahkemeler verir. Başka hiçbir makam ceza veremez.
Kişinin yüzüne tükürmek, onu milletin tükürüğünde boğmak, linç kültürüne sahip ilkel kafaların ürünüdür. Bu davranışın insanları taşlayarak öldürme yani recm denen olaydan ne farkı var?
Sayın Erdoğan;
Siz ŞAH değilsiniz, PADİŞAH değilsiniz, SULTAN değilsiniz, HALİFE hiç değilsiniz.
Siz de bizler gibi sorumluluk yüklenmiş bir fanisiniz. Her istediğinizi yapamazsınız, her düşündüğünüzü söyleyemezsiniz. Kendinizi anayasanın ve yasaların üzerinde göremezsiniz.
Bugün için bunları bizden başka kimse, size söyleyemez ama inanın ki sizin
için de en güvenilir rejim demokrasi ve hukuk devletidir.
Dikta rejimlerinde neler olduğu tarih sayfalarında duruyor. Başdanışmanlarınızı mahkemelere göndereceğinize, biraz tarih okuyup size özet çıkarmalarını emredin.
FETÖ, TBMM’ye saldırarak onun saygınlığına zarar verdi!
Fakat, korumalarınızın uzun namlulu ağır silahlarla AKP Grup toplantı salonuna girmeleri, milletvekillerini itip kakmaları da en az yukarıdaki olay kadar TBMM’nin saygınlığına zarar vermiştir. Böyle bir görüntü ne Esad’ın ne Saddam’ın çakma meclislerinde bile yaşanmamıştır.
Bu yazı için de mutlaka sizin Savcılarınız tarafından soruşturma başlatılacaktır!
Olsun biz antidemokratik her yönetime karşı direnmesini de kendimizi hakkıyla savunmasını da iyi biliriz. Bu günler de geçer!
Yalnız size şu teminatı verebilirim ki, eğer yaşarsam ben, ömrüm yetmezse çocuklarım sizin ilerde yargılanmanız esnasında bir aşiret kafası ile değil, hukuk devleti ilkeleri altında yargılanmanız için de mücadele veririz…
Sağlık ve başarılar dilerim. 09 Haziran 2017
Rifat Serdaroğlu

27 Nisan 2017 Perşembe

"TSK' NIN ŞENGAL OPERASYONU" Yazan: Ahmet Kılıçaslan AYTAR

TSK' NIN ŞENGAL OPERASYONU
Ahmet Kılıçaslan AYTAR
Türkiye, 29 Mart'ta Fırat Operasyonu'nun tamamladığını ilan ettiğinde;
Askeri kaynaklar,Türk ordusunun üç temel hedefini atladığını bildirdi.
1-Operasyon 5 bin km.karelik bir alanda güvenli bölge oluşturmayı hedeflerken sadece 2 bin 200 km.karelik bir alan kontrol altına alınmıştı.
2-Suriye'nin Menbiç kenti, Kürtlerin kontrolündeki Suriye Demokratik Güçlerinin elindeydi.
3-Türkiye sınırları boyunca uzanan YPG güçleri de atılamamıştı...
*
Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bizi Suriye'de sıkıştıracaklardı. Fırat Kalkanı'yla oyunu bozduk. Irak'ta Sincar,Telafer ve Kerkük'üyle yeni tezgâhlar kuruyorlar. Onları da başlarına geçireceğiz" diyordu.
Nitekim 25 Nisan'da TSK, Irak'ın kuzeyinde Şengal ile Suriye'nin kuzeydoğusunda Karaçok Dağı bölgelerinde PKK'ya ait hedeflere hava harekâtı düzenledi.
*
Türkiye, Rojava'ya hava harekâtının bilgisini 2 saat önceden Genelkurmay'a çağrılan ABD'li ve Rus askeri ataşelere bildirdi.
ABD tepkilidir "Hava saldırılarının gerçekleşmesinden bir saatten daha kısa süre önce bilgi verildi.  IŞİD'e karşı savaşta bir ortaktan ve müteffikten bekleyebileceğiniz türden bir koordinasyon değildi " dedi.
Rusya, "Türkiye'nin IŞİD'e karada karşı koyan Kürt güçlerine saldırdığı, yürütülen bu operasyonun kabul edilemez olduğunu" açıkladı.
İran ise "Hangi hedef ve gerekçeyle olursa olsun ülkelerin ulusal egemenliği ihlali, uluslararası kurallar ve hukuk normlarına aykırıdır. 
Bölgede istikrarsızlığın sürmesi ve güçlenmesine zemin sağlar" dedi...
*
TSK'nın harekâtı, 16 Nisan Referandumu'nun şaibeleri çerçevesinde,
1980 darbesinden bu yana ilk kez Türk demokrasisinin uluslararası boyutta meşruiyetinin ciddi şekilde tartışıldığı sırada gerçekleşti.
Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, muhtemelen ABD veya AB ile ilişkilerde iyi sonuç vermeyen dış politikayı araçsallaştırmaya devam ettiği,
Dikkatleri referandum sonuçlarından uzaklaştırmak için Şengal ile Karaçok Dağı bölgelerine saldırmak gibi tavsiye edilmemiş sınır ötesi maceralara atıldığı biçiminde algılandı...
*
Halbuki PKK ve uzantısı örgütler, Suriye operasyonlarını Afrin- Rojava bölgesi-Irak arasında mal dolaşımını kolaylaştırma öngörüsüyle yapmaktaydı.
Çünkü Rojava bölgesi Kürtleri, Cezire kantonunda ürettikleri tahılı, pamuk, buğday, yağı ve yakıtı Batı Suriye'ye ve Afrin kantonuna göndermek,
Irak'ın Peshkhabur kentine yapılan kuzeydoğu geçidiyle de uluslararası piyasalara ulaşmak zorundadır.
Bu yüzden Şengal, Rojavalı PKK ve uzantısı örgütler için Kuzey Irak Kürt Yönetimi'nden bağımsız hareket etmek ve Irak- İran'a ticaret koridorunda olması nedeniyle stratejik önemdedir.
*
Bu noktada, Suriye Kürtleri daha fazla bağımsızlık isteğine rağmen yakın vadede ekonomik çıkarlarını güvence altına almak için Esad rejimiyle anlaşmalar yapmak konusunda isteklidir.
Nitekim Kürtlerin bu operasyonları yapabilmesi de hâlâ Esad rejiminin iyi niyeti gerekiyor.
Ama Kürtlerin aynı istekliliği;
Bir yanı devletçiliğe, diğer yanı dini mitolojilere ve dini ideolojiye dayanan karmaşık bir yapı olan,
Üstelik bir devlet ya da bir ideoloji olarak nasıl davranacağı bilinmeyen İran'a da gösterme hali;
İsrail ve ABD emperyalizminin tüylerini diken diken ediyor...
*
Çünkü İsrail ve ABD; İran'la karşı karşıya kalırlarsa Orta Doğu'yu herkese kaybedeceklerini,
Tahran'a Irak, Suriye ve Lübnan'da yerleşim vermek zorunda kalacaklarını,
Halbuki ideolojik rejimlere yerleşme imkanı verilirse, onların daha fazla şey kazanmak için iddialarını savunmaya devam edeceklerini,
Sonuçta bölgede onlarca yıldır devam eden çatışmalar ve savaşlara yeni bir yol daha açılacağını düşünüyor. 
*
O yüzden İsrail ve ABD emperyalizmi, Orta Doğu'da sürdürülebilir istikrarlı bir statükonun oluşturulmasında;
İran ve Suudi Arabistan'ın siyasi alanda yaşadıklarından,
Sünni Araplar ile Şiiler arasında bölgesel bir anlaşmaya varmanın çok uzağında olunduğu gerçeğinden hareket ediyor.
*
Bu bakımdan,
1-İsrail'in kumandasında ve Arap Ligi himayesinde NATO uzantısı ortak bir Arap Savunma Ordusu,
2-Terörle mücadeleye yönelik Suudi Arabistan merkezli ve nüfusunun çoğunluğu Sünni Müslüman ülkeler arasında savunma paktı benzeri bir koalisyon oluşturulmuştur.
Bu suretle;
1-İsrail'in çıkarlarına hizmet eden Sünni Arap ülkelerinin tutum ve politikalarında ortaklık sağlanmıştır.
2-Suudi Arabistan'ın, İran'ın Şii hilâliyle yayılma stratejisine karşı Şiiliğin bulunduğu her yerde etki alanını arttırması ve Şiiliğin yayılmasına karşı kalkan oluşturmasının önü açılmıştır.
3-Ortadoğu'daki güç merkezi Suudi Arabistan ve İran arasında dağıtılırken, bölgede Sünni Arap ülkeleri ordusunun gerektiğinde doğrudan doğruya Şii İran ordusuyla karşı karşıya kalması öngörülmüştür.
*
Şimdi ABD Başkanı D.Trump, Rojava ile ilişkileri yeniden şekillendiriyor.
ABD, mevcut Rakka operasyonu ve devamında Kürtlerle birlikte İŞİD'e karşı savaşmayı taktik açıdan mantıklı bulsa da,
Bir süre sonra Kürtlerin sırtından İran'ın bölgede yerleşmesi olasılığının dahi stratejik açıdan zararlı olacağını düşünüyor.
İŞİD'e karşı tek etkili güç olan PKK uzantısı YPG/PYD'ye alternatif olarak, ABD askerleriyle güçlendirilecek Sünni Arap güçlerinin öne sürülmesi öngörülüyor.
*
Nitekim Türkiye ki; NATO uzantısı kurulan ortak Arap Savunma Ordusu'nun bir üyesidir.
Tahran'ın "Şii Hilali"yle Rojava'da olası yayılma stratejine karşı,
Irak'ta Şengal ve Suriye'de Karaçok Dağı bölgelerinde PKK'ya ait hedeflere hava harekâtı düzenlemiştir.
Bu suretle Washington, İŞİD'le mücadelede öncelik verdiği  YPG/PYD  ile birliktelik sürecinde Ankara ile ilişkilerin gergin kalması taktiğine son vermiştir.
Türkiye ise  PKK ve YPG/PYD ile mücadelede ABD'ye yük getirmeyeceğinin mesajını vermiş bulunuyor. 
*
Sonsöz;
1-İsrail'in askeri stratejisi gereği, İsrail'in çevresinde güvenli bir bölgenin oluşturulmasında; Türkiye vasıtasıyla İran'a bir güç gösterisi yapılmıştır.
2-İsrail'e en uzak mesafedeki füzelerin bertaraf edilmesi için düşman devletler sınırları ötesinde koruma daireleri oluşturulması esasına yönelik olarak da;
İşte Kuzey Irak'ta Bağımsız bir Kürt Devleti'nin yolu açıktır.
3-Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, İslamcı Cihadizm'in önderi değil bir demokrat olmasını düşünmek boştur.
4-PKK ve uzantısı terör örgütlerinin sonu görünüyor.
5-Rusya, şu dakikada İslamcı Cihadizm ideolojisi ve bu ideolojiden neşet eden terör örgütlerinin yok edilmesinde ABD ile stratejik ortaktır. 
6-ABD Temsilciler Meclisi ve Senato'da  kabul edilen "İran Yaptırımlar Yasası"nın 10 yıl daha uzatılması kararı doğrultusunda İran'ın tecridi güçlenerek sürüyor. // 28.4.2017

4 Kasım 2016 Cuma

TRUVA ATI BAHÇELİ.. Zahide UÇAR

TRUVA ATI BAHÇELİ..
Zahide UÇAR
Bahçeli’nin tutumuna hala şaşıranlara çok şaşırıyorum. Nedenlerine gelince;
Kendisini “Arka Bahçeli” olarak tanımladığım bu şahsın karnesine bir bakalım:
1. Cumhurbaşkanı seçiminde Erdoğan Gül’ü aday yapmayacak, o günün koşullarında daha kabul edilebilir bir aday gösterecekti. Bahçeli sahneye çıktı. Erdoğan’ı Gül’ü aday yapmaya mecbur bıraktı. Partilileri de; “-Gül seçilirse, Erdoğan-Gül çatışması çıkar. Parti bölünür. O nedenle Gül’ün adaylığını destekliyoruz” diye kandırdı.
2. F-CİA kumpaslarını meşrulaştırarak, Ergenekon-Balyoz- Casusluk ve türevi kumpasları;
“Yargıya saygılıyız” korosuna katılarak destekledi. Partililerin kumpasla esir alınanlara destek vermesini engelledi. AKP bile kumpası itiraf etti. Bahçeli utanmadan; “darbeciler temizlensin” demeye devam etti. Kendi partisinin vekili olan Engin Alan ve ailesi bu ihanete isyan etti.
3. Erdoğan hastalandı. Bahçeli geçmiş olsun demenin çok ötesinde; “Erdoğan’a bir şey olursa ülkede kaos çıkar” dedi. Biz bir muhalefet liderinin, iktidar partisi liderine bir şey olursa bu ülkeyi yönetemeyiz açıklamasını Cumhuriyet tarihinde ilk defa duyduk. O açıklama aslında Bahçeli’nin siyaseten görevli olduğunun açık itirafıydı.
4. Bahçeli Cumhuriyet düşmanı, İngiliz istihbaratı okulundan mezun olan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Cumhurbaşkanlığına aday gösterdi.
5. Bahçeli, seçimlerin sonucu alınır alınmaz; “yeniden seçim” diyerek AKP’ye yol gösterdi. AKP’nin tek başına iktidar olmasını sağladı.
6. Meclis başkanlığı seçiminde, bir Cumhuriyet düşmanının meclis başkanı olmasını sağladı. CHP’nin tekliflerine kapıyı kapadı. MHP’nin adayını destekleyelim teklifini bile reddetti. AKP’nin elini rahatlattı.
7. AKP’ye karda zincir, yağmurda şemsiye, fırtınada paravan oldu. İktidara talip olmayarak muhafazakar seçmeni çaresiz bıraktı. Daha doğrusu, seçmeni AKP’nin kucağına iteledi.
Oysa AKP’nin tek alternatifi MHP idi. Muhafazakar seçmen CHP’ye oy vermez. Bu bilinen bir durumdur. AKP siyasetinden bıkan seçmenin tek gideceği adres MHP’dir. MHP gerçek bir muhalefet olsaydı birinci parti olma şansı bile vardı. Bahçeli MHP’yi bitirme görevini almış olmalı ki, kimsenin yapamayacağı bir yöntemle, MHP’yi bitiriyor.
Yeni misyonu da AKP ile birlik olup, adı kalan Türkiye Cumhuriyeti Devletini, “İmam darbesiyle” Ortadoğu karanlığına gömmektir.
Soğuk savaş döneminde Amerikan milliyetçiliği desteklendi. MHP Türkçülükten Türk İslam sentezine evrildi. Türklük bir ırk bilincidir. Din ise sadece bir millete ait olmayıp, evrensel niteliği olan bir inanç sistemidir. İkisini bir araya getirmek Türk milletine yapılan büyük bir Amerikan oyunudur. İnanan insanların din üzerinden tuzağa düşürülmesidir. Dinin karşısına veya yanına başka simgeleri koyarsanız, o simgenin silinmesi kaçınılmazdır. O nedenle de din ile Türklük aynı torbaya atılarak, Türklük şuurunun eritilmesi hedeflenmiştir. Eritemediklerini eritme görevini de ARKA Bahçeli üstlenmiştir. Türk İslam sentezi ,“ılımlı İslam’ın” bir başka versiyonudur. Bütün Türklerin ortak simgesi olan bozkurt yerini üç hilal aldı. “Tanrı dağı kadar Türk” sözünün yerini; Hizbullah, El Kaide, Milli Görüşçüler ve şimdilerde İŞİD terör örgütünün bile kullandığı bir slogan aldı. Neydi o slogan?
“Kanım aksa da zafer İslam’ın”… 
Yalnız her üretimin defolu ürünleri de vardır. MHP ABD milliyetçiliğine, ılımlı İslam’a evrilirken, milli refleksleri yüksek olan, Türklük şuuruna sahip bir kesimin doğmasına da engel olamadı. Bu kesim Türk Devletleri ile ilişkiye geçiyor, ekonomik, kültürel alanda bir birlikteliği savunuyordu.
Küreselleşme Baronları, ulusalcılık ve milliyetçiliği hedef alırken, mikro milliyetçiliği kaşıyarak, ulus devletleri hedef alıyordu. Türkiye’de Türk Milliyetçiliği ve ulusalcılığın hedef alınmasının nedeni, devleti din ve mikro milliyetçilik üzerinden parçalarken, direniş merkezlerini de yok etmektir. Bahçeli küresel çetenin hedefi olan Türk milliyetçiliğini tasfiye etmekle görevli bir Truva atıdır.
Gerçek milliyetçiler, Türklük şuuruna sahip olanlar, bu alçak oyunu bozmakla yükümlüdür.
Sizlere 21.09.2006 yılında yazdığım bir yazıyı sunuyorum. Bahçeli daha o günlerde parti simgelerini AKP’ye teslim etmişti. İşte o yazım:
Örs ve Çekiç Nasıl Ağlar? 21.09.2006
Sevgili okurlar, ben gene Ankara dışındayım. Basından biraz uzak kaldım. Bunun güzel tarafı, okur tarafında olup onlarla hasbihal etmek. Basından takip ettiğim kadarı ile, Sayın Başvekil Türk Kurultayında açılış yapıp çek-iç-i , ör-se vurmuş. En azından ben öyle anladım(!) Türk Kurultayında ‘’çekici örse ‘’ vuracak hali yok ya...Yoksa Türkiyeli başvekilin Türk kurultayında çekici örse vurması komik olurdu. Zaten o zaman örs de, çekiç de ağlardı. Bunca yıl sonra başıma vuracak, bula bula Türkiyeli ve başka alt kimlikli birini mi buldunuz diye.!? Oysa Sayın Türkiyeli Başvekil çek-iç’ini diyerek içlenmiş. Bu arada da gönlü ör-se’lenmiş.. Öyle ya.. Seçimler geliyor.. Oy lazım.. Ayrıca bu Türk Kurultayını da özünden uzaklaştırmak lazım.
Türk Kurultayı’nda Türkiyeli bir Başvekil… 
Türkiyeli Başvekil Kıbrıs Türklerinden vazgeçti. Kerkük ve Musul Peşmergeye hibe edildi. Telafer’de zaten insani yardıma ihtiyaç falan yoktu(!) Onlara su bile ulaştıramadık. Ama ABD ordusuna yardım için TIR şoförlerini feda ettik. Gümrüğümüz de pkk ve Barzani-Talabani’ye insani(!) yardım yapmaya devam etti.. Ama biz burnumuzun dibinde ki Telafer cinayetlerini seyrettik. Kimyasal silahlar kullanıldı. Aç kaldılar, susuz kaldılar.. Ne ekmeğimiz ulaştı, ne suyumuz. Ama onlar Türk idi(!).. Yani İnsan hakları yoktu.. Tıpkı Türkistan’dakiler gibi.. Hocalı’da, Karabağ’da diri diri yakılanların insan haklarının olmadığı gibi.. Bu soykırımlar dillendirilmezken, Orhan Pamuk’a sahip çıkmak gibi önemli(?) bir görev üstlendi Türkiyeli Başvekilimiz.
Türk Milleti asker bir millettir. Tarihi boyunca askeri de, sivili de asker gibi yaşadı. Zaten başka şansı da yoktu. Varlığını ancak bu şekilde devam ettirebiliyordu. Fakat Kerkük, Telafer yerine Lübnan’a koşan Türkiyeli Başvekil, bunu hiç anlayamadı.. Her gün şehit cenazeleri geliyordu. Ama O; ‘’askerlik yan gelip yatma yeri değildir’’ dedi. Çünkü kendisi kantin subayı olarak ‘’yan gelip yatarak’’ askerliğini bitirmişti.. Dizi dizi gelen tabutların hiçbirisi, yan gelip yatarken, mayınları yastıklarının altında bulmadılar. Ama, Türkiyeli Başvekilin askerle ilgili bir problemi var.. Tıpkı, Şemdinli ve Danıştay cinayetinde askerleri adres gösterdikleri gibi.. Yani, kendi ‘’Türk Askeri’’ yerine, pkk’lı bir kitapçıya inanmayı tercih ettikleri gibi.. O Türk askeri Irak sınırında pkk kamplarını seyrediyor. Tek bir kurşun atamıyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü suçlu duruma düşüyor. Pkk ateş açarsa ancak cevap verebiliyor.. Ama AKP ‘nin kutsalı olan ABD ve İsrail, “ülkeme tehdit var” deyip ülke işgal ediyor.. Irak sınırında, Mehmetçik, kurşunu-füzeyi-mayını başına-ayağına yiyince, sadece karşılık verebiliyor. Yani ölmeden ve yaralanmadan karşılık veremiyor. Ayrıca şehit sayısı basından saklanıyor. ‘’Asıl sayı yazılandan fazladır’’. Türkiyeli Başvekil Lübnan söz konusu olunca birden ‘’Büyük Devlet’’ olduğumuzu hatırlıyor.
Ayrıca hükümet edenlerin akıl hocaları, yani bir Kazak’ın dediği gibi ‘’Büyük Hoca(!)’nın Türk(!) okulları sayesinde Türk Devletleri ‘’eğitiliyor’’(!) Türkiye tanıtımı yapıldığı söylenen bu okullarda, nasıl Türk sevgisi(?) aşılandığını bir Kazak’ın ağzından aktarayım:
’’-Ben Büyük Hoca’nın’’ okulunda okudum. Orada bize Türklerin kaba, görgüsüz ve cahil olduğu anlatıldı. Benim babam Kazakistan’ın ileri gelenlerinden biri. Ben de buna katılıyorum. Büyük Hoca dinler diyaloğu ile dünya barışını sağlayabilecek tek insan..’’ diyor.
Evet Sayın Arınç; hani o Büyük Hoca’ya methiyeler yazmıştınız ya?. Türk okullarının reklamını yapıp bunu da devlete yüklemiştiniz ya.. İşte o Türk okullarınız, güle güle hayrını görün.. Türkleri bile ayrıştırıyor. Kaldı ki Kazakistan o pembe devrimlere inatla direnen bir ülkedir. Belki de ABD’nin bu okulları niye desteklediğinin cevabı bu satır aralarındadır. Daha 1960 yıllarında ABD raporlarında ne mevcut idi? Türkiye’nin Türk Cumhuriyet’leri ile birleşmesinin önü kesilmelidir. Peki, nasıl kesiliyor? Bölünmüş Türkiye haritalarının amacı işte budur.. Ermenistan ve pkk’da bu işin askeri açıdan maşasıdır. Kültürel ve eğitim maşalarının kim olduğunun cevabı da ‘’Büyük Hoca’nın(!) ‘’ okulunda okuyan Kazak gencin sözlerinde gizlidir.
İşte bu nedenle Türkiyeli Başvekil örse çekiç vuramaz. Vurmuşsa o örs de, çekiç de ağlamıştır.. Tıpkı Mehmetçik’in analarının, eşlerinin, sevgililerinin, çocuklarının ağladığı gibi.. Bizim yüreklerimizde ki sızı gibi sızlamıştır. Gazilerimize 236 YTL maaş verirken, pkk/Kongra Gel’in başındaki Zübeyir Aydar’a milletvekili maaşı ödeyenlerin, bırakın Türk Kurultayını, Türk Milleti ile bir alakası olamaz.
Bırakın Sayın Başvekil, bizim kurultaylarımızı bize bırakın.. Siz hangi alt kimliğe sahip iseniz o kimliğin kültürel miraslarını öğreniniz.
Bugüne notum: Bahçeli Erdoğan’a örse çekiç vurdurduğu gün aslında mesajı da vermişti. Unutmayın, şeytan ayrıntıda gizlidir.
Bahçeli Türklüğü mollaya satmıştır. Hepsi budur.

1 Eylül 2016 Perşembe

TEKBİR!.. Hüsnü MAHALLİ

TEKBİR!..
Hüsnü MAHALLİ
15 Temmuz  ‘İslamcı’  FETÖ’nün  başarısız darbe girişiminden sonra sokaklara çıkan ve bir ayı aşkın süreyle AKP teşkilatının talimatıyla sokaklarda tutulan vatandaşların ağırlıklı olarak haykırdıkları bir slogan vardı:
"Ya Allah Bismillah, Allahuekber".
Kime karşı?
FETÖ.
‘Aynı inancı paylaşan ve darbe öncesine kadar AKP’nin ideolojik müttefiki.
‘İslamcı’ bir parti olduğu için AKP’ye oy veren insanların ‘İslamcı’ söylemleri haykırması normal.
15 Temmuz sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümetin aldığı kararların normal olduğu kadar.
Kadın polislerin türban takabilmesi, anayasa mahkemesine İmam Hatipli iki üyenin atanması, Danıştay’a türbanlı bir üyenin atanması, türbanlıların tüm askeri kurum ve tesislere serbestçe girebilmesini sağlayan düzenleme ve GATA Başhekimliği’ne türbanlı bir doktorun atanması…
Hepsi bu ‘İslamcı’ duygu, eğilim ve heyecanı karşılamak için…
Bunun için de Arap ülkelerinden yüzlerce belki de binlerce İslamcı Türkiye’ye geldi ve İstanbul ile Ankara’daki AKP’nin ‘Demokrasi’ mitinglerine katıldı.
Belki bunun için TSK, Suriye’de savaşan birçok ‘İslamcı’ grupla Cerablus’a girdi.
Ilımlı ya da radikal olmaları önemli değil.
Ama hepsi dinci.
Ne yapıyorlarsa Allah ve din için yapıyorlar ve yaptı.
Beş yıl önce Alevi ve Şiiler’i kesmek için yola çıktılar.
AKP ve bölgesel ve uluslararası ülke ve güçlerin desteğiyle…
Hayal ötesi katliamlar yaptılar, yapıyorlar.
Her seferinde ‘tekbir’ getirerek.
Tıpkı şimdi Cerablus’ta yaptıkları gibi.
Bakalım bu ‘inanç ve davranışlarıyla’ TSK’yı ne kadar etkileyecekler?
Bir de bakarsanız, TSK da ‘İslamcı’ olur!
Nasıl olsa ‘Peygamber Ocağı’.
Ama ortada bir sorun var:
2012’de CIA tarafından kurulan ve başta Türkiye olmak üzere bölgedeki Müslüman ülkeler tarafından desteklenen IŞİD, bugün artık aynı örgüt ve ülkeler tarafından vuruluyor ya da öyle görünüyor.
Ama tezgâh bu kadar da değil.
Pentagon tarafından kurulan ve desteklenen PYD, CIA tarafından kurulan IŞİD’e karşı savaştırılıyor.
Tezgâh bununla da bitmiyor.
ABD müttefiki TSK, CIA kurgulu İslamcı gruplarla birlikte Pentagon destekli PYD ile savaşıyor.
Amerikalılar arada çelişkili ve ikiyüzlü davranıyorlar ama olsun.
Önemli olan "Ya Allah Bismillah Allahu Ekber".
Tekbir: Allahu Ekber.
Bunun için on binlerce ‘mücahit’ dünyanın dört bir tarafından yola çıkarak Türkiye’ye geldi ve ‘İslamcı’ AKP’nin yardımıyla Suriye’ye girdi ve oradaki terör örgütlerine katıldı.
Tek bir amaç için ‘Suriye’de İslam Devleti’ni kurmak’.
Demokrasi ve özgürlük lafı edenlerin kafası uçuruluyordu.
‘İslam’da bunlar yoktu ve olamazdı’.
‘Yapılan her şey Allah adına ve onun için yapılacaktır’.
Binlerce fetva havada uçuşuyordu.
‘Cihat nikâhı’ için de.
Yalnız Tunus’tan 700 genç kız Suriye’ye taşındı ve mücahitlerin hizmetine sunuldu.
FETÖ’nün darbe girişimi de Allah içindi.
Bu işler böyle.
Müslüman ülkelerin kaderi.
Ya da müzmin genetik hastalığı.
Tedavisi yok gibi.
Çünkü İslam ülkelerindeki İslamcı parti, örgüt, cemaat, dernek, grup ve benzeri oluşumların hemen hemen tümü sahtekâr.
Çünkü hepsinin arkasında, yanında, önünde ve tepsinde Vahabi Suudi Arabistan var.
Bu ülkenin tepesine İngilizler tarafından yerleştirilen Vahabi Suud ailesi ‘İslam adına’dünyanın en tehlikeli yönetimi.
Dünyadaki tüm ‘İslamcı’ terör örgütlerinin arkasında Suudiler var.
CIA ile birlikte.
Son beş yılda AKP bu pozisyonda.
Cerablus operasyonuna biraz da bu açıdan bakmak gerekir.
AKP’nin toplum ve devleti ‘’İslamlaştırma’ operasyonunun devamı olarak TSK da İslamlaştırılacak.
Öncesinde AKP’lileştirilecek.
Bölgenin tüm İslamcılar’ı el ele verip Allah yolunda yürüyecek.
Tekbir…
Ya Allah Bismillah, Allahu Ekber.
Suriye ve bölge bataklığına saplanmak için.
Biz ise çıkmak için.
Ama CIA, Pentagon ve Suud imalatı tipleri orada bırakarak.
İyimser değilim ama Allah’tan umut kesilmez.
Haydi Bismillah!
Atatürk ve yoldaşları 30 Ağustos’ta zaferi böyle kazanmıştı!
Hüsnü MAHALLİ, 31 Ağustos 2016
[ALINTI: Güncel Meydan & Ulusal Haber]

12 Kasım 2015 Perşembe

1 KASIM 2015 "MİLLETVEKİLİ GENEL SEÇİMİ" SONUÇLARI BİR SÜRPRİZ Mİ?,,, Ahmet (Yalavaç) YALVAÇ, Makine Yüksek Yüksek Mühendisi

1 KASIM 2015 "MİLLETVEKİLİ GENEL SEÇİMİ" SONUÇLARI BİR SÜRPRİZ Mİ?,,,
Ahmet YALVAÇ
Makine Yüksek Yüksek Mühendisi
Sevgili Okurlar,1 Kasım 2015 Milletvekili seçiminde, Adalet ve Kalkınma Partisi AKP’nin % 49,5 oy alarak; tekrar, tek başına iktidar olma şansını yeniden elde etmesi, elbette bir sürpriz…
AKP’nin seçimi kazanmasını şu şekilde özetlemek te mümkün:
Kendisinden hesap sorulmasını istemiyordu ve bunun içinde; tek başına iktidar olması gerekiyordu ve öyle oldu. Gerisi teferruat…
Olup bitenleri anlayabilmek için; bundan önceki makalelere bakmanızı öneririm
Bu son seçimi de kazanarak, AKP’nin 4. defa tek başına iktidar olma şansını yakalamış olmasında, en büyük faktör; 
AKP’nin fiiliyattaki lideri konumunda olan ve şimdinin de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN dır. Ama bu husus;
Türkiye’nin her konuda daha üst noktalara çıkartılması hedefinde, sorunların çözümünde, Türkiye’nin daha iyi idare edilmesi noktasında;
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın başarılı olduğu anlamına gelmez.
Bu husus, daha ziyade; Recep Tayyip ERDOĞAN’ın başarılı bir algı operasyonu ile
Halkımızın önemli bir kısmını yönlendirip, kendi tarafına çekmesi, çekebilmesi ile ilgili bir konu…
Başka konularda var da; ben bu gün daha çok, bu konuda bir şeyler söylemek istiyorum.
Öncelikle şu hususu hatırlatmak isterim:
Ben bu gün, olumsuz gelişmelere ait birçok örnek ortada iken; Recep Tayyip ERDOĞAN’ı gözü kapalı destekleyen çok sayı da insan tanıyorum. Bu konuda aklın mantığın durduğu yerdeyiz.
Tabi ki bu konuda; AKP’ye oy veren seçmenin, genelde eğitim seviyesi ile ilgisi var, gelenek-göreneklerimizin, kültür yapımızın etkisi var, Dinin etkisi var, sonuçta genetik yapımızın etkisi var…
Recep Tayyip ERDOĞAN’ın konuşma şekli, çok kırıcı…
Muhalefete, ya da kendini eleştirenlere, ağıza alınmayacak sözler sarf ediyor; alçaklar, şerefsizler, ananı al götür, İsrail Dölü…
Yoksa biz, bağırıp-çağıran, muhataplarına argo kelimelerle karşılık veren insanlardan mı, hoşlanıyoruz?
Bu konuda psikologlara, sosyologlara, genetik uzmanlarına önemli görevler düşüyor.
Birde şu husus çok önemli:
AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana, Toplumda her geçen gün artan bir hoşnutsuzluk, bir muhalefet var…
İşçi, memur, emekli, çalışan, esnaf, çiftçi, köylü…çoğu kişi; gidişattan, halinden memnun değil Ama her defasında nasıl oluyor da, AKP oylarını artırıyor, kazanıyor? Sadece 7 Haziran 2015 Milletvekili seçiminde, tek başına iktidar olamamıştı.
Bu gibi konularda, yaratılan algı operasyonunun dışında, birçok seçim hilelerinin yapıldığı iddiaları, 0rtalıkta uçuştu;
Mükerrer oy kullanma, ölüleri bile seçmen yazma, sandık hırsızlığı, bilgisayar oyunları, elektrik kesilmesi, trafolara kedi girmesi gibi, akla, mantığa sığmayan birçok seçim hilesi…
Yüksek Seçim Kurulu’nun fazladan, niye çok sayıda oy pusulası bastırıyor gibi, bir çok konular.
Bir ara mükerrer oy kullanmayı önlemek açısından, parmağa özel mürekkep sürülüyordu. Sonradan bu uygulamadan vaz geçildi. Acaba neden?
Avrupa’da ve diğer gelişmiş bazı demokrasilerde, bizde halâ kullanılan ve birilerinin lehine oy kaydetmeye müsait olan, yazılım sisteminden, halâ niye vazgeçmediğimiz;
Seçimlere güveni azaltan en önemli faktörlerden biridir.
7 Haziran 2015’de yapılan Milletvekili seçiminde, Halkımızın % 60’a yakın bir kısmı; CHP, MHP ve HDP’ye oy vermek suretiyle, AKP’nin tek başına iktidar olmasını istemedi. Bu husus aynı zamanda; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN için de, bir ihtar anlamını taşıyordu…
Ama muhalefet partileri bir koalisyon hükümeti kurma noktasında, ellerine geçen, tarihi bir fırsatı değerlendiremediler…
MUHALEFET PARTİLERİNİN BECERİKSİZLİĞİ VE ÖZELLİKLE DE; DEVLET BAHÇELİ’NİN ANLAMSIZ İNADI; AKP’NİN SEÇİMİ KAZANMASINDA ETKİLİ OLDU…
Özellikle MHP Lideri Devlet BAHÇELİ’nin, bir Koalisyon Hükümeti kurulması aşamasında;
PKK’nın Meclis’te ki Temsilcisidir gibi gerekçelerle, HDP ile bir arada olamayacaklarını söylemesi ve bu konudaki inadı;
AKP’ye ve Recep Tayyip ERDOĞAN’a, yeniden tek başına iktidar olmasını, Altın Tepsi içinde hediye etti diye de özetlenebilir.
Halkımız, Devlet BAHÇELİ’nin inadını;
MHP’nin oylarını % 4 düşürmek suretiyle ,cezalandırdı ama
Olan Türkiye’ye oldu.
Recep Tayyip ERDOĞAN’ın bu güne kadar seçimleri hep kazanmasının ardında;
Devlet BAHÇELİ’nin zor anlarda, Tayyip ERDOĞAN’a bir şekilde yardım edip, onu kurtaran bir görevli olduğu kanaati de; Halkımız arasında, yaygın bir görüştür.
Seçim sonrasında CHP, MHP ve HDP kanadında, parti tabanlarında büyük çatlaklar oluştu.
Şimdi bu gibi konularda, bir şeyler söylemek istiyorum.
HDP Lideri Selahattin DEMİRTAŞ,ın seçim kampanyası sırasında, PKK’nın eylem yapmasına karşı çıkması gibi hususlar;
Selahattin DEMİRTAŞ ile Kandil arasında ve PKK’nın diğer bazı üst yöneticileri arasında bir anlaşmazlık konusu haline geldiği ortaya çıktı…
Meğerse Selahattin DEMİRTAŞ’’ın suskunluğu, bu sebeptenmiş…
Selahattin DEMİRTAŞ, seçim kampanyası esnasında Recep Tayyip ERDOĞAN için;
Seni Başkan yaptırmayacağız konusuna, hep vurgu yaptı.
Ama seçim sonrasında görüldü ve anlaşıldı ki;
Selahattin DEMİRTAŞ, bu konuda aynı noktada duruyordu.
Ama malûm diğer yöneticilerin;
Başkanlık konusunu da tartışabiliriz gibi yaklaşımları, anlaşmazlığın devam ettiğini, ortaya koymaktadır.
Türkiye’nin Üniter yapısına aykırı söylemlerine, elbette katılamayız. Ama Halkımız arasında, Selahattin DEMİRTAŞ’a karşı bir sempatinin oluştuğunu da görüyorum.
AKP ve Tayyip ERDOĞAN’ın;
HDP’nin seçim barajı altında kalması için yürüttükleri kampanyaya rağmen;
HDP’nin seçim barajını aşarak, Meclis’e girmesini; Selahattin DEMİRTAŞ’a bağlamak, daha doğru bir yaklaşım olur.
Bu noktada HDP Lideri Selahattin DEMİRTAŞ’ın;
CHP Lideri Kemal KILIÇDAROĞLU İle MHP Lideri Devlet BAHÇELİ’den daha karizmatik olduğunu söyleyebiliriz.
CHP ve MHP kanadında, kazanlar kaynıyor…
Kemal KILIÇDAROĞLU ile Devlet BAHÇELİ, koltuklarını kaybedebilirler.
Gelinen nokta itibarı ile Muhalefet cephesinde, yakın bir gelecekte önemli değişimlerin yaşanacağı anlaşılmaktadır.,
7 HAZİRAN 2015 SEÇİMİ SONRASINDA BİR KOALİSYON HÜKÜMETİ NİYE KURULAMADI?
Bu sorunu şöyle özetlemek mümkün:
1-İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi AKP, 7 Haziran 2015 tarihinde yapılan Milletvekili seçiminde;
Aldığı 40,8 oyla, tek başına iktidar olma şansını kaybetmişti ve bir Koalisyon Hükümeti kurma ihtimali belirmişti…
Ne var ki uygulamadaki örneklerle de sabit olan; AKP’nin fiiliyattaki Lideri konumundaki, şimdinin de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN;
Bir Koalisyon Hükümeti’nin kurulmasını istemediğinden dolayı;
45 Günlük süreyi;
Yeni Hükümeti kurmakla görevlendirdiği, kendi partisinin Genel Başkanı ve Başbakanı Ahmet DAVUTOĞLU vasıtasıyla doldurarak;
Hükümet kurulamıyor gerekçesiyle, Anayasamızın kendisine tanıdığı yetkiyi kullanmak suretiyle, erken seçim kararı aldı ve 1 Kasım’da malûm seçim yapıldı…
Eğer Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN 45 günlük süreyi;
CHP, MHP VE HDP’NİN Genel Başkanları arasında eşit olarak, paylaştırmış olsaydı; Muhtemelen bir Koalisyon Hükümeti kurulabilirdi…
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’NIN 45 günlük süreyi, kendi Partisinin Genel Başkanı
Ahmet DAVUTOĞLU ile doldurması, muhalefet liderleri; Kemal KILIÇDAROĞLU, Devlet BAHÇELİ ve Selâhattin DEMİRTAŞ’a görev vermemesi;
Cumhurbaşkanının tarafsızlık ilkesine ve teamüllere aykırı bir uygulamadır.
Eğer Yüksek Seçim Kurulu;
Bu konuda Cumhurbaşkanı’nın Anayasa ihlâli yaptığını belirterek, yaşanan mağduriyeti
Önleseydi, belki bir koalisyon Hükümeti kurulur ve 1 Kasım 2015 erken seçimi de olmazdı…
Bu itibarla Yüksek Seçim Kurulu da, bu konuda görevini yapmamıştır…
2-Eğer Muhalefet Partileri CHP, MHP ve HDP’NİN Genel Başkanları, kendi aralarında anlaşıp; bir Koalisyon Hükümeti kurmaya hazır olduklarını açıklamış olsalardı;
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN, Hükümeti kurma görevini, onlara vermek zorunda kalırdı.
Bu noktada Muhalefet Liderleri de, sınıfta kalmışlardır.
Bir Koalisyon kurma konusunda en fazla sorunu, MHP lideri Devlet BAHÇELİ çıkarmıştır.
CHP lideri Kemal KILIÇDAROĞLU, daha ilk başta Devlet BAHÇELİ’ye; istiyorsan, sen Başbakan ol demiştir. Ama Devlet BAHÇELİ, kabul etmemiştir
MHP; HDP için, PKK’ya destek veriyor gibi gerekçelerle, bir koalisyon kurmayacaklarını, her defasında söylüyordu…
Ama aynı Devlet BAHÇELİ, PKK’ya teröre destek veriyorlar gibi gerekçelerle, her defasında AKP’ye de çatıyordu ama Meclis Başkanı seçiminde, AKP’nin Adayı İsmet YILMAZ’IN seçilmesine vesile oldu…
Aslına bakarsanız AKP ve onun fiili lideri konumundaki Tayyip ERDOĞAN’ı zor anlarında hep; Devlet BAHÇELİ kurtarıyor…
Peki buna ne diyeceksiniz?
Diyelim ki kendi aralarında anlaşamadılar, ya da Cumhurbaşkanı Tayyip ERDOĞAN, kendilerine engel çıkartıp, Hükümeti kurdurmadı…
Şimdi sorulması gereken soru şu:
Seçimden önce AKP Hükümeti ve özellikle de Recep Tayyip ERDOĞAN’A;
17 ve 25 Aralık 2013, rüşvet ve yolsuzluk iddiaları için hesap soracaklarını söyleyip, duruyorlardı hep;
Peki hem bu gibi konularda, hem de seçim barajının % 10’un altına çekilmesi konusunda, niye bir kanun teklifi vermediler?...
Niye kaldır parmak, indir parmak yapıp ta, AKP’Yİ ve Tayyip ERDOĞAN’I, köşeye sıkıştıramadılar?
ÇOĞU VATANDAŞIMIZIN AKP’Yİ DESTEKLEMESİNİN NEDENİ; ALDIĞI SOSYAL YARDIMLARLA, EKONOMİK GÜÇLÜKLER.
Çoğu vatandaşımızın, kredi kartı borcu, ya da ev, araba gibi konularda borçlanmış olmalarının etkisi var. Dolayısıyla, bu gibi vatandaşlarımızda; eğer iktidar değişirse, borçlarını ödeyememe korkusu var,
Özellikle yandaş üst guruplara tanınan Devlet ihaleleri alma konusunda tanınan kolaylıklar var  gibi konularda ve değişik kesimlere, Halkımızın kültürüve genetik yapımızında elbette önemli Alınan Örneğin bu gibi ülkelerde, hatta Başkanlık sistemiyle yönetilen Amerika Birleşik Devletleri’nde bile kuvvetler ayrığı vardır. İktidarlar % kaç oyla gelmiş olurlarsa olsunlar; Yargı, Yürütme, Yasama, Basın hep bağımsızdır.
Hükümeti idare edenler % şu kadar oy aldım diyerek; Anayasa,, Yargı, Milli Eğitim  gibi temel konularda, istedikleri gibi değişiklik yapamazlar. Devletin İdare şeklini, Rejimini değiştirmeye asla cesaret edemezler…
Bu gibi ülkelerde, özellikle Devletin dış politikalardaki temel hedefleri de; iktidarda kim olursa olsun, değişmez.
Bu itibarla Batı demokrasilerinde, seçimle iş başına gelen hükümetler;
Anayasa, mevcut Kanunlar ve teamüller çerçevesinde;
Halkın yaşantısını daha üst noktalara çıkarmaya, her alandaki sorunları çözmeye, sonuç itibarı ile Devleti her alanda yüceltmeye çalışırlar…
Eğer Batı demokrasilerinde Hükümetler, bunun tersi bir uygulama ortaya koyarlarsa; hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun, zaten halk buna müsaade etmez. En azından, ilk seçimde oylarını düşürerek, gereken cevabı verir.
Hani Yağmur Yağdı; Yarıklar Kapandı diye bir Atasözü var ya; merak edenler, benim web siteme girsinler, daha önce yazdıklarıma bir göz atsınlar…
Nihayetinde burada, AKP Hükümetinin 1 Kasım 2015 seçiminde, böylesi bir sonucu nasıl aldığını tahlil etmeye çalışıyoruz.
AKP ‘nin 4. Defa seçimi nasıl kazandığına ışık tutabilmek açısından;
Bizim insanımızla, Batılı bir seçmenin davranışı konusunda ilginç, birkaç örnek vermek istiyorum.
Yıllardır Arkadaşım olan ve aynı apartmanda oturduğumuz bir Arkadaşım, seçim günü bana şöyle dedi:
AKP’ye oy ver AKP’ye; Hastane yapacak, Hastane!...
Ya,sırf Hastane yapacak gibi bir gerekçe ile bir Partiye oy verilir mi?...
Hastane yapmak, Okul yapmak gibi şeyler, zaten Hükümetlerin görevi.
Hastane yapmak, okul yapmak…gibi şeyler yapmak,elbette iyi de; ben bunların, kaliteli yapılıp, yapılmadığına bakarım, kanun ve yönetmeliklere uygun yapılıp, yapılmadığına bakarım. Ucuza mı, pahalıya mı yapıldığına bakarım…
İstanbul’da oturan ve Tayyip ERDOĞAN hayranı bir Yakınım da, yukarıda bahsettiğim yakın bir arkadaşımın söylediğine benzer bir örnek verdi ve dedi ki: önceki Hükümetler zamanında, SSK’ nın Hastanelerinde saatlerce ilaç kuyruğunda beklerdik, şimdi beklemiyoruz…
Tabi ki bunlar işin olumlu yönleri.O kadar olumsuz yönleri de var ki; yapılan bazı iyi şeyler; perde gerisinde kalan olumsuz şeylerin gölgesinde kalıyor…
Örneğin, önceki Hükümetler zamanında; çalışanlar, ya da emekliler; ister SSK, ister Emekli Sandığına mensup olsunlar, hastanelerde kayıt parası, eczanelerde ilaç farkı gibi konularda para ödenmezdi.
Peki Yeşil Kartlılar için, Bütçeden yeterince para ayrılmış olsa; pirimi ödenen, emekli, ya da çalışanlardan; sağlık kesintisi yapmaya gerek kalır mıydı?...

18 Eylül 2015 Cuma

MERKEZ SAĞ'IN ZEVALİ; "Ahlâksız Teklif" ve DP, Fahrettin ŞANAL (Konya)

MERKEZ SAĞ'IN ZEVALİ; "Ahlâksız Teklif" ve DP, Fahrettin ŞANAL (Konya)

 “Ahlâksız Teklif” ve DP!
Fahrettin ŞANAL (*)
22.7.2007 Genel Seçimleri öncesinde 11.6.2007 tarihinde  “Dedemin Demokrat Partisi DP’nin İflası” başlıklı bir yazı yazmışız. Yazımızı “Ama esas üzüldüğüm, ülke zor durumda iken Özal’ın ANAP’ını, Demirel’in DYP’sini kapatıp Menderes’in DP’sinde birleşecekleri vaadiyle ortaya çıkan, ancak kişisel çıkarlarını ülke çıkarlarından önde tuttukları anlaşılan, siyasi beceriksizlerin yüzünden dedemin “Demir Kırat Partisi” DP’nin iflas etmesi, Merkez Sağın yok olması. Sebep olanlara yazıklar olsun.” diyerek bitirmişiz.
Neden böyle bir giriş yaptık? Cumhuriyet gazetesinde çıkan “Ahlaksız Teklif” başlıklı haberi görünce bugün Merkez Sağ üzerine bir yazı yazalım, istedik. Gerçi teklif DP Genel Başkanı tarafından yalanlandı.
Haber şöyleydi;  “AKP, DP’ye borçları karşılığında partiyi satın almayı önerdi. Görüşmelerde anlaşılması durumunda partinin borçları ödenerek yönetimi AKP’nin eline geçecek. Ancak bu alışveriş AKP’nin kendi kasasından DP’nin borçlarını ödemesi yoluyla değil başka formüllerle gerçekleştirilecek. DP’den genel başkan Uysal ile 1 ya da 2 ismin de milletvekili listesine konabileceği belirtiliyor. DP, 7 Haziran seçimlerinde Türkiye genelinde 76 bin oy almıştı. AKP’nin amacının yalnızca bu 76 bin oyu değil aynı zamanda DP ismini de ele geçirmek olduğu kulislerde konuşuluyor.
Partinin elinde malvarlığı olarak, Turgut Özal tarafından yaptırılan Balgat’taki eski ANAP Genel Merkezi bulunuyor.”
Şu işe bakar mısınız Dedemin Demir Kırat Partisi DP ne durumlara düşürüldü!? Aslında ülkenin bunca meselesi var iken DP’yi yazmak sizlere abes gelebilir. Ancak unutmayalım Uzlaşmacı Milliyetçi Muhafazakâr bir Merkez Sağ Partinin Mecliste olmamasının ceremesini millet olarak hepimiz çekmekteyiz.
Merkez Sağ Geleneğe şöyle bir göz atalım mı? Nereden nereye gelmiş, görelim. 1991 Genel Seçimleri Anavatan Partisi (ANAP) % 24.01 Doğru Yol Partisi (DYP) % 27.03 Toplam: %51.04 1995 Genel Seçimleri ANAP % 19.65 DYP % 19.18 Toplam: % 38.83  1999 Genel Seçimleri ANAP % 13.22 DYP %12.01 Toplam: % 25.23 2002 Genel Seçimleri ANAP % 5.12 DYP % 9.54 Toplam: % 14.66
Bu iki parti 27 Mayıs 2007 tarihinde DP adı altında birleşme kararı aldılar. Fakat resmen birleşme ancak 31 Ekim 2009 tarihinde gerçekleşti. Şimdi de DP’nin aldığı seçim sonuçlarına bakalım mı? 2007 % 5.42 (ANAP bu seçime katılmadı) 2011 % 0.65 (Binde 65) 2015 % % 0.16 (Binde 16) 75.733 oy!
Kusurumuza bakmayın bir sürü rakamlar verdik ama başka türlü de Merkez Sağın yok (!) edilişini izah etmek mümkün değildi. Gerçi son seçimlerde DP “Başka bir Türkiye mümkün” sloganıyla yola çıkmıştı. Başarılı olamadığı gibi oylarını 278 Binden 76 Bine düşürdü. Ve de çok ilginçtir Genel Başkanı İSTİFA etmedi!
Düşünebiliyor musunuz Tansu Çiller 2002 seçimlerinde partisi DYP sadece Binde 46 oy eksiğiyle Seçim Barajı altında kaldı diye İSTİFA etmişti. Süleyman Soylu ise DP’nin oyları 2009 Mahalli Seçimlerinde % 3,5 a düştü diye İSTİFA etmişti.
Bütün bu hengâmeye, merkez sağın bu durumlara düşürülmesine rağmen biz DP’nin tabelasının bile % 10 edeceğine inananlardanız. Şimdi diyebilirsiniz, tabelası bile %10 edecek parti niçin (%0.16) binde on altılarda sürünüyor. Bunun ayıbı vatandaşta veya partililerde aranamaz herhalde! Sorumlu Genel Müdürler pardon Genel Başkanlar, değil midir?
Bizim kişilerle bir derdimiz olamaz. Ancak ülke meseleleri söz konusu olunca elbette kişilerin işlediği kusurları görmek zorundayız. Burada da sorgulanması gereken Merkez Sağ Partileri bu duruma düşürenler olmalıdır. Ülkemizin her zamankinden daha çok şimdi yeni bir oluşuma, uzlaşmacı bir Merkez Sağ partiye ihtiyacı var.
Belli ki 1 Kasım Seçim Sonuçları yeni oluşumlara yol açacak. Onun için son olarak Merkez Sağ oylar Milli Meselelere çözüm bulacak “saf” rolü oynamayanlara gidecek gibi görünüyor. 1 Kasımdan sonra Allah Kerim.