31 Ağustos 2026 Pazartesi

MALAZGİRT’TEN 30 AĞUSTOS’A…

 

MALAZGİRT’TEN 30 AĞUSTOS’A…

Sîyâmettin Şentürk


BİR MİLLETİN TARİHİ DEĞİL, BİR KARDEŞLİĞİN HAFIZASI…

Yeni bir güne uyanırken, bize asırlardan süzülüp gelen en kıymetli hakikati hatırlayalım:

 Bizi güçlü kılan, birbirimize benzeyişimiz değil; farklılıklarımızla aynı gönülde, aynı vatanda ve aynı kaderde buluşabilmemizdir.

Malazgirt’te açılan kapıdan başlayan büyük yürüyüş; yüzyıllar boyunca nice acıyı, nice sevinci, nice fedakârlığı birlikte taşıdı. Çanakkale’de omuz omuza verilen mücadele, Sakarya’da gösterilen direnç ve Dumlupınar’da kazanılan büyük zafer, bize aynı gerçeği yeniden hatırlattı:

Vatan, yalnızca üzerinde yaşadığımız toprak değil; uğruna birlikte fedakârlık yaptığımız ortak bir hatıradır.

Aynı toprağa düşenlerin mezar taşları bize kimliklerimizi değil, kardeşliğimizi hatırlatır. Aynı gökyüzüne bakan çocukların geleceği ise bize ayrışmayı değil, birlikte yaşama sorumluluğunu emanet eder.

Öyleyse bugün birbirimizde ayrılık aramak yerine, bizi birbirimize bağlayan gönül köprülerini çoğaltalım.

Çünkü; Birlik, aynı olmak değildir. Birlik, farklılıklarla birlikte yürüyebilmektir.

Kardeşlik, geçmişi unutmak değil; geçmişten kin değil, hikmet devşirmektir.

Vefa ise bize bırakılan emaneti gelecek nesillere daha güzel teslim edebilmektir.

Rabbim gönüllerimize merhamet, dilimize güzel söz, yüreğimize vefa, sofralarımıza bereket, evlerimize huzur ve ülkemize daimî birlik nasip etsin.

Malazgirt’in cesareti, Çanakkale’nin dayanışması, Sakarya’nın direnci ve 30 Ağustos’un kararlılığı yolumuzu aydınlatsın.

Yeni günümüz; gönüllerin birbirine yaklaştığı, kırgınlıkların yerini muhabbetin aldığı, umudun çoğaldığı bir gün olsun.

Günaydın gönlü güzel insanlar…

Bugün hep birlikte bir kez daha hatırlayalım: Bu vatan hepimizin, bu gökyüzü hepimizin, bu ortak hafıza hepimizin…

Ve en büyük zafer; birbirimize rağmen değil, birbirimizle birlikte yarınlara yürüyebilmektir.

Hepinize sağlık, huzur, bereket ve gönül ferahlığıyla dolu, güzel bir gün diliyorum.

Günaydın…

Gönlünüz aydın, yolunuz açık, yarınlarınız umutla dolu olsun.

 01.09.22026

Sîyâmettin Şentürk

31 Mart 2024 Pazar

Demokrasi kazandı

Rukiye Demir

RUKİYE SULTAN DİYOR Kİ:

Atatürk için bir Demokrasi tokadı

31 Mart 2024 unutulmayacak. 

Stresli geçen günler. 

İstanbul sen neymişsin meğer!

Seni alabilmek, seni yönetebilmek, sana sahip olabilmek için geçmişte yedi düvel işgal etmişti, neticede Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği olmuştu, "Geldikleri gibi giderler" 

Bakanlar, devletin tüm kurumları, Partili Cumhurbaşkanımızın meydanlarda ben İstanbul'u istiyorum, mücadelesi, ne günler yaşattı bizlere!

Türk ulusu duyguları ile değil, akılları ve mantıkları ile hareket etti. Demokrasi kazandı. 31 Mart Yerel Belediye seçimleri iktidar partisi için büyük bir uyarı oldu.

Türk milletine bir şeyi zorla yaptırmaya kalkmayacaksın. Baskı ve zorbalıkla istediğini elde etmeye kalkarsan, mutlaka Türk ulusu eline imkan geçtiğinde gereğini yapar ve dersini verir. 

Geçmişte de yaşanmıştı bu olaylar. 

Cumhuriyet Halk Partisi'de bundan sonra daha dikkatli olmak zorunda. Başkaları ile birlikte yola çıkmaktansa, kendini ispat ederek tek başına yürümeli. 

En önemlisi de CHP artık ilk kuruluş ayarlarına dönmeli ve Mustafa Kemal Atatürk'ün yolunda ve izinde yürümeli. 

Tarikatlar, Şeyhler, Şıhlar ülkesi olamaz Türkiye. Türkiye Cumhuriyeti Laik, Demokrat bir dünya Devletidir. Dünya'ya örnek bir Devlet ve millettir. 

Bu millet sabırlıdır, tahammüllüdür, dayanıklıdır. Ancak, zamanı gelince ne sabrı kalır, ne tahammülü. Gereğini yapar. 31 Mart yerel seçimlerinde de halk çok güzel bir ders verdi. Gereken ikazını yaptı. İnşallah bu ikazdan herkes dersini alır.

Bizler ülkemizde huzur ve mutluluk içerisinde yaşamak istiyoruz. Ekonomik sıkıntı çekmeden, kalkınmış bir ülke olarak yaşamak istiyoruz. 

Sen, ben kavgası istemiyoruz. Adalete güvenmek istiyoruz. 

Soygunlara, vurgunlara, anarşiye, teröre, dur demek istiyoruz. 

Bugün 1 Nisan. Bir Nisan şakası iyi oldu. Demek ki, halk istediğini vezir, istediğini rezil edebilirmiş. Halkın sağ duyusuna her zaman güvenmek gerek. 

31 Mart seçimleri ülkemize ve milletimize hayırlı olur inşallah. 

Önümüzde Ramazan Bayramı var. Ramazan Bayramının da ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diler, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Demokrasiden uzaklaşmadan, hak ve hukuk devleti olarak, Şeyhlerin, Şıhların peşinde değil, çağdaşlığın peşinde koşan kalkınmış bir ülke olmasını dilerim. 

01.04.2024

Rukiye Demir




30 Aralık 2023 Cumartesi

Türk milleti asildir.



RUKİYE SULTAN DİYOR Kİ:

Türk milleti asildir. 

Türk milleti değerlerini korur.

Araplar parası var diye bizim milli değerlerimizi satın alamaz.

“Türk milleti kahramanlıkta olduğu kadar, yetenek ve liyakatte de bütün milletlerden üstündür.”M.K.Atatürk.

Yanlış karar, yanlış uygulama!

Nedir bu Arap hayranlığı?

Türkiye Futbol Federasyonu Cumhuriyetimizin 100.yılını yurt dışında kutlamak amacıyla, başka ülke bulamamış 29 Aralık 2023 Cuma günü saat 20.45 te 2023 Süper Kupa müsabakasının Galatasaray ile Fenerbahçe arasında Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da oynanmasına karar vermişti.  

Turkcell Süper Kupa maçı önce krize dönüştü, ardından ileri bir tarihe ertelendi haberi ülkemizde bomba etkisi yaptı. Suudi yetkilileri Galatasaray ile Fenerbahçe’ye Atatürk pankartı, tişörtü ve İstiklal Marşı engeli koymuş.

Siz kimsiniz ki, bizim en hassas olduğumuz, kırmızı çizgimize engel koyuyorsun?

Bu olay sosyal medyada bomba etkisi yaptı, bütün ülkede aşırı derecede tepkiler İnternet ortamına düştü.

Türk milleti hassastır, duygusaldır, milli ve manevi değerlerine sahip çıkar. Hele ki Cumhuriyetin kurucusu, Dünya lideri, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e derhal sahip çıkar, söz söyletmez, söyleyemezsiniz de.

Mustafa Kemal Atatürk Hz. Muhammed’in mezarını yıkıp, yerini değiştirmek isteyen Suud kralına kendi el yazısı ve imzasıyla çektiği telgrafı unutmazlar Müslüman geçinen Suudlar.

Ne demişti Atatürk: “Suud kralının dikkatine! Tarafımıza ulaşan haberlere göre Allah’ın sevgili ve özel kulu, elçisi peygamber efendimiz Hz.Muhammed Mustafa’nın kabrini yıkıp yerini değiştirecekmişsin. O mezarın tek taşına dokunursan Kurtuluş Savaşı’nı bırakır ordularımla aşağı inerim.”

Peygamberimizin mezarına saldıran ve onun yerini değiştirmeye çalışan bir Suud Kralı. Bu yazıyı eline alınca, geri adım atmıştı. O kralın soyundan gelenler, Mustafa Kemal Atatürk’ün posterinin stadyumda, futbolcuların göğüslerinde görülmesine tahammül edebilirler mi?

Atatürk düşmanı, bir milletin git topraklarında Cumhuriyetin 100. Yılını kutlama maçı yap. Akıl almaz bir karar.

Hadi bunu bırakın, milli marşımız İstiklal Marşımızın bile okunmasına tahammül edemeyen bir Suud yönetimi ile karşı karşıyayız.

Nedir bu Arap hayranlığı. Biz Türk milletiyiz. Müslümanız Elhamdülillah. Ancak, biz Arap değiliz. Din ayrıdır. Bu bir inançtır. Peygamber de bizim için kutsaldır.

Suudi cephesinden de gelen açıklamaya bakar mısınız: “İki takımın anlaşmaya uymaması üzücü oldu ve bu da maçın yapılamamasına yol açtı.” Denilmiş.

Allah Allah, lafa bakın. Senin Atatürk’ün posterlerine karşı çıkman, İstiklal marşını okutmamana Türkiye’nin mümtaz iki takımı evet mi diyecekti!

Eyy Suud yönetimi sana şunu hatırlatmak isterim. Bizim kırmızı çizgimiz olan Mustafa Kemal Atatürk bak neler söylemiş: “Benim hayatta yegane fahrim (Şerefim), Türklükten başka bir şey değildir.” “Türk eli büyüktür ve yeryüzünde yalnız o büyüktür. Her yeri dolduran Türk’tür ve her yanı aydınlatan Türk’ün yüzüdür.

Diyarbekirli, Van’lı, Erzurum’lu, Trabzonlu, İstanbul’lu, Trakya’lı ve Makedonya’lı hep bir ırkın evlatları hep aynı cevherin damarlarıdır.”

Eyy benim sevgili milletim M.Kemal Atatürk’ün şu sözünü de unutmayalım: “Milli benliğini bilmeyen milletler, öteki milletlerin avıdır.”

2024 yılı Türk Ulusuna hayırlara vesile olması dileğiyle, tüm dünya insanlığı için de Barış-Huzur getirmesini dilerim.

Rukiye Demir

30.12.2023 


19 Kasım 2023 Pazar

10 Kasımda zaman duruyor.

1de0aeba-f9ee-44a5-b218-9e5a949dcefa

TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KORUMAK, EBEDİYEN YAŞATMAK İÇİN NE KADAR ÇOK ÇALIŞSAK AZDIR

Türkiye'de her 10 Kasım 09.05'te adeta zaman duruyor. 

Atatürk'ümüzün ahirete intikalinin bu yıl 85.yılı. 2023         yılının  10 Kasım'ında da da hala aynı duygu seli yaşandı 

Türkiye'nin her yerinde ve Anıtkabir'de Türk Milletinin kalbi ATATÜRK  sevgisiyle, saygısıyla, özlemiyle doldu taştı!.

UNESCO (1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) 1978'de üyelerine bir öneri paketi sunar. 

Atatürk'ün "Mücadele ve Çağdaşlaşma Lideri" olarak evrensel niteliklerini saydığı önergede "Bugün UNESCO'nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal'dir." yazılıdır. 

Mustafa Kemal Atatürk'ün doğumunun yüzüncü yılında, tüm devletlerin aynı anda, Atatürk'ün doğum gününü kutlaması önerisini o dönemde 152 üyesi ile karar alıp onaylarlar. 

Bu karar doğrultusunda, 20. Yüzyılın lideri kabul edilen Atatürk'ün doğumunun 100. yılı bütün dünyada, 1981 "ATATÜRK YILI" olarak anılmış ve kutlanmıştır. 

Unesco öneri paketinin içeriğinde Atatürk'ün üstün vasıfları yazılmaktadır:

"ATATÜRK, uluslararası anlayış, iş birliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün bir kişi"

"ATATÜRK, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir inkılapçı, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan  ilk önder.

"ATATÜRK, insan haklarına saygılı, Dünya barışının öncüsü; Bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayırımı gözetmeyen, eşsiz bir devlet adamı; Türkiye Cumhuriyetinin kurucusudur..."

"Tüm dünya liderleri, düşünürleri ve tarihçileri; mucize zaferleri, olağanüstü devrimleriyle Atatürk'ü yirminci yüzyılın lideri olarak tanımlıyorlar."

Bizler Türk Milleti olarak Allah'ın bizlere bahşetmiş olduğu bu olağanüstü lidere sahip olduğumuz için ne kadar  övünsek ne kadar gurur duysak azdır. 

TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KORUMAK, EBEDİYEN YAŞATMAK İÇİN NE KADAR ÇOK ÇALIŞSAK AZDIR! Türk milletinin her ferdi Atatürk'e layık olmak, Cumhuriyete layık olmak için hiç durmadan mücadele etmek, çalışmak zorundadır. Bu günleri, Atatürk'e, Cumhuriyete borçluyuz!

İstiklalimizi kazanmak için can vermiş, kan akıtmış Atalarımıza borçluyuz!

Atatürk'ümüzün gençliğe emanet ettiği bu vatan için; eğer bir gün uğruna gerekirse (canımız) (Damarlarımızda saklı senin için kanımız)  yaşamak için ölmek davasıdır HÜRRİYET,  YÜZ BİNLERCE ŞEHİDİN ADIDIR CUMHURİYET!

ATAM SEN RAHAT UYU, TÜRK KADINI OLARAK BİZ UYUMUYORUZ VE SENİN ESERLERİNİ KORUMAK BİZLERİN GÖREVİDİR. 

RUHUN ŞAD OLSUN, MEKANIN CENNET OLSUN.

19.11.2023

Nurcan Ercan BAKİ



13 Kasım 2023 Pazartesi

Tek dişi kalmış canavar

 TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVAR


Gazze'de yapılan katliam dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir insanlık suçudur. Batı uygarlığı ne kadar yanlış, ne kadar acımasız, ne kadar gaddar olduğunun  çok açık ispatıdır. 

Bir an önce aklımızı başımıza almalı, bu kanlı Uygarlık yerine, "Türk Güneş Uygarlığını" başlatmalıyız..(1).

Gazze'de, İsrail yönetimi 2,5 milyon insanı dar bir alana sıkıştırmış, günlerdir bombalıyor,  taş üstüne taş bırakmıyor, vurdukça vuruyor, öldürdükçe öldürüyorlar. 

Ve bu mezalimi destekleyen Avrupa ülkeleri, suçludur. Katliama bizzat yardım eden, dünyanın en gelişmiş donanmasını, silahlarını gönderen, teşvik eden Amerika suçludur. 

Batının ne kadar ileri, ne kadar yüksek, ne kadar iyi olduğunu iddia edenler çok yanlış düşünüyorlar. Batıya hayran olanlar, büyük yanlışlıklar içerisinde olduklarını artık anlasınlar. 

Batının ne kadar sahte ne kadar insanlık dışı bir uygarlık olduğu artık inkar edilemeyecek kadar anlaşılmıştır. 

Bugün Ortardoğu'ya, saldıran, destekleyen, Batı uygarlığının sonu gelmiştir. Hiçbir insan, hiçbir vicdan sahibi bu toplu katliama seyirci kalamaz, kalmamalıdır. 

Batılılar, medeniyet götürüyoruz yalanı ile, üç yüz yıldır, Afrikayı, Amerikayı, Asyayı işgal ettiler, iliklerine kadar sömürdüler, geri bıraktılar, aç bıraktılar. Amerika bu sömürülmekten uyandı, şimdi kendisi sömürmeye başladı. 

Bugün bir milyardan çok insan açlıktan sürünüyor, birçokları ölüyor. Hastaneler bombalanıyor, çocuklar, hastalar öldürülüyor. Hani nerede insanlık, hani nerede medeniyet!

Batılı gözü dönmüşler, bin yıldır, haçlı seferleri, ya da başka adlarla Anadolu'ya, Türklere saldırıyor, öldürüyorlar, işgal ediyorlar. Bu saldırılara artık dur demenin zamanı gelmiştir. 

Yıllarca tüm insanlığa, efendim Batılılar devrimi ile özgürlük, eşitlik getirmiştir yalanını söylüyorlar, medeniyet getirmiştir diye dünyayı kandırıyorlar. Hani nerede medeniyet, hani nerede insanlık. Hani nerede özgürlük!

Batı medeniyetini savunmak, onlara kul köle olmak için yalvarmak yanlıştır. 

Erzurum'da, Sivas'ta dün batının mandası olalım, esiri olalım diyenler, bugün onların kulu kölesi olmaya can atanlar yanılıyorlar. Bir an önce kendimize gelmeliyiz, kendi özümüze, kendi insanlık değerlerimize dönmeliyiz. Onlara sahip çıkmalıyız. 

Tarihi incelediğimizde, Türklerin medeniyet ve uygarlık yönünden Batı'dan çok daha üstün olduğunu, Batının doğudan medeniyeti öğrenip, sonra da Doğuya satmaya çalıştığını görebiliriz. 

Dünyayı işgal etmek, esir almak için, binlerce, milyonlarca insanı öldürmekten çekinmeyenlerin peşinden gitmek, ne insanlığa ne  Türklüğe yakışır. 

Yapılacak şey bellidir. Kendi özümüze dönmek, Atatürk'ün başlattığı hümanist, insana özgürlük, ülkelere bağımsızlık getiren "TÜRK UYGARLIK PROJESİNİ" kaldığı yerden devam ettirmek. NOKTA. (1)

.......

1.Atatürk ve Türk Güneş Uygarlığı, Barış Yayınevi, 2023, Ankara

14.11.2023

Çetin Göksu


30 Ekim 2023 Pazartesi

Türk Güneş uygarlığı

YENİ TÜRK GÜNEŞ UYGARLIĞI İÇİN 

ULUSAL BİRLİK ÇAĞRISI


Bugün Türkiye Cumhuriyetinin ve yeni Türk Uygarlığının birinci yüzyılını büyük heyecanlarla, büyük coşkularla kutluyoruz. Ülkemize ve tüm Türk Dünyasına kutlu olsun. 

TÜRKLER, Atatürk'ün önderliğinde, dünyanın en büyük "Halk Devrimini" gerçekleştirmiş, insanlığa örnek olacak bir Uygarlığı, "Türk Uygarlığını" başlatmıştır. 

Türk Uygarlığının devrimleri sayesinde, Türkler özgürlüklerine kavuştular. Diğer ülkeler de, Türk uygarlığını örnek aldılar, özgürleştiler. 

Türk Uygarlığı, hızlı gelişmiş, çok kısa zamanda Türkiyeyi dünyanın önder ülkeleri düzeyine taşımıştır. 

Yarın Türkiye Cumhuriyetinin 2. Yüzyılını yine aynı duygularla aynı heyecanlarla başlatıyoruz. Biz bu yeni başlayan yüzyılda, Atalarımızın başlattığı Türk Uygarlığını devam ettirmek azmindeyiz, kararlıyız. 

Atam, yeni Türk Uygarlığını gerçekleştirmek, dünyanın en ileri uygarlıkları düzeyine çıkarmak için, bütün Türk milleti olarak, birlik ve beraberlik içinde bütün gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz. 

Türk milletinin yüksek bilinci, bitmez tükenmez azmi sayesinde, Yeni Türk Uygarlığını, atinin medeniyet ufkunda yeni bir "GÜNEŞ GİBİ DOĞACAK, TÜRKİYE CUMHURİYETİ SONSUZA KADAR YAŞAYACAKTIR."

Bizler, tüm Atatürkçüleri, Türkiye'nin tüm kurum ve kuruluşları, partileri, "YENİ TÜRK UYGARLIĞINI" başlatmak için, birlikte çalışmaya, "Ortak Hareket Planı" hazırlayarak, birlikte hareket etmeye davet ediyoruz.

30.10.2023 

Doç.Dr.Çetin GÖKSU

Bilim Kurulu Bşk. 


5 Ağustos 2023 Cumartesi

Prof.Dr.Hilmi Özden: Veda ve vefa


 

RAHİM (UTERUS) KISKANÇLIĞI IŞIĞINDA

VEDA VE VEFA

Hilmi Özden[1]

GİRİŞ

Nörofizyolojik olarak zihniyet dünyaları, cinsiyetler arası bariz farklılıklar göstermektedir. Özellikle erkeklerde görülen saldırganlığın mağduru kadınlar ve çocuklar olmaktadır. Araştırmacılar erkeklik hormonunun ve Y kromozomunun bu husustaki etkisinden bahsetmektedirler[2]. Bu erkeklerin kas gücü ve zorbalığa yatkın olmaları ile de bağlantılıdır. Toplumlarda erillik ve dişillik kalıp yargıları vardır. Araştırmalar erkeklerin, liderlik, nesnellik, bağımsızlık gibi yeterlik ve araçsallıkla ilgili özelliklerde kadınlardan daha ileride değerlendirildiklerini göstermektedir. Kadınlar ise tersine; yumuşaklık, duygudaşlık (empati) cana yakınlık, konuşkanlık gibi konularda daha üstün olarak değerlendirilmektedirler. Kültürler arası çalışmalar, cinsiyet kalıp yargılarındaki özün; birçok ülkede benzer olduğunu göstermektedir. Söz gelimi Nijerya'dan İspanya'ya, Hindistan Japonya, Kanada, Brezilya’ya kadar her kıtadan seçilmiş 25 ülkenin üniversite öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırmada; cinsiyete ilişkin toplumsal kalıp yargıları araştırılmıştır. Bütün ülkelerin katılımcıları serüven düşkünlüğü, bağımsız, baskın ve güçlü olmayı erkeksi; duygusallığı, kabullenici olmayı batıl inanç sahipliğini ise kadınsı olarak nitelemişlerdir[3].

RAHİM KISKANÇLIĞI

Psikanalist ekolün kurucusu Freud’un kişisel hayatından kaynaklanan ön yargıları ile kadınlarda mevcut olduğunu iddia ettiği penis kıskançlığı kadın psikanalist Karen Horney’in söylediği gibi esasında mevcut değildir. Tam tersine erkeklerde uterus (rahim) kıskançlığı mevcuttur. Erkek baskın toplumlarda (-ki dünyada bu büyük bir yekûn tutmaktadır-) kadınlara karşı uygulanan şiddetin de temel yapılarından birini oluşturmaktadır. Karen Horney (16 Eylül 1885 Hamburg, Almanya - 4 Aralık 1952, New York, ABD), Almanya doğumlu Amerikalı psikanalisttir. Sigmund Freud’un bazı görüşlerini kabul etmesine rağmen önemli konularda ondan ayrılmıştır. 

Karen Horney insan davranışlarının çevresiyle olan ilişkiler içinde geliştiğini düşünmektedir. Sosyokültürel etkenlerin davranışların belirleyicileri içinde olduğunu vurgulamıştır. Freud ego kavramını çocukluk dönemi ile sınırlandırdığı halde Horney “ben”in sürekli gelişim içinde olduğunu savunmaktadır. Freud'un libido kuramını da eleştirmiş ve genelleme yapılamayacağını söylemektedir. Üstelik ona göre Oidipus Kompleksi (trajedisi)[1]



[1] Oidipus trajedisi: Sophokles’in anlatımı ile bir kâhinin bir çocuğun babasını öldürüp annesi ile evleneceğini krala söylemesi üzerine yeni doğan bebek güvenilir bir kişiye verilir. Bu kişi tarafından ismi Oidipus olan bebek bir ağaca ayağından asılarak ölüme terk edilmiştir. Onu bir çoban bulur ve kurtarır. Daha sonra bilmeden babasını öldürür ve annesi ile evlenir.



[1] Felsefe Lisans Mezunu

[2]Erich Fromm (1984). İnsandaki Yıkıcılığın Kökenler I. Kitap, çev: Şükrü Alpagut, Payel Yayınevi, İstanbul, s.296.

 

[3] Sezen Ünlü, Çiğdem Kırel, Aysel Kayaoğlu (2011). Sosyal Psikoloji, Anadolu Üniversitesi, AÖF, II. Cilt, Eskişehir,   s.  135.

biyolojik kökenli değil ebeveynlerin yanlış tutumlarının bir sonucu ortaya çıkmaktadır. Freud'un ölüm içgüdüsüne karşı da insanlar yıkıcı olsa da bu eğilimler tedavi ile çözümlene bilmektedir demektedir. Ona göre insan sorun çözme özelliğine sahiptir. Horney Çağımızın Tedirgin İnsanı isimli yapıtında “Freud'un birtakım yanlış genelleştirmeler yapmakla kalmayıp insan tavırlarını ve davranışlarını belirleyen gerçek itkileri de geniş ölçüde engellediğini vurgulamaktadır. İnsanın sonsuz imkânlarına rağmen Freud kavramlarıyla çıkmaza saplanıldığını ifade etmektedir”[1].  Horney’in korku ve anksiyete kavramlarına getirdiği yaklaşımda psikanalist görüşte önemli bir yer tutmaktadır. Karen Horney başlangıçta Freud düşüncesine karşı dikkatli yaklaşmıştır. Çünkü karşısında bir psikanalist bilim aforoz kurumu bulunmaktadır.

Sigmund Freud’un yetmişinci doğum günü 5 Mayıs 1926 yılında kutlanmaktadır. Akademik çevrelerde yaygın olduğu gibi, Freud’un sadık arkadaşları ve öğrencilerinden bazıları önde gelen psikanalistlerinden onun onuruna bir kitap olacak Festschrift (Anı Kitabı) için bölümler yazmaya davet etmeye karar vermişlerdir. Karen Horney’de “Kadınlıktan Kaçış” “The Flight from Womanhood”  başlıklı bir makaleyle buna katkıda bulunmuştur. Bir arkadaşına, onun pamuklu kumaşa sarılmış bir taş gibi olduğunu söylemiş - sert, neredeyse bir silah, yine de yumuşak ve ince bir övgü diliyle ve iltifatlarla ifade edilmiştir-. Karen Horney burada “Psikanaliz bir erkek dehanın eseridir ve [Freud'un] fikirlerini geliştirenlerin neredeyse tamamı erkektir” diye söze başlamaktadır. “Erkek psikolojisini daha kolay geliştirmeleri ve kadınlardan çok erkeklerin gelişimini anlamaları doğru ve makuldür[2].”Bir kızınkiyle ilgili temel Freudyen kavramları tekrarladıktan sonra Horney, “bilimin o kavramları sıklıkla bulduğunu” ileri sürer. Kadın psikolojisi şimdiye kadar kadınların “büyüsü altında” inşa edilmiştir. Bir erkek bakış açısı ve “zihinlerimizi bu eril düşünce tarzından kurtarmaya çalışırsak, neredeyse kadın psikolojisinin tüm problemleri farklı bir görünüme bürünmektedir.”[3] Kadın bedeni, çocuk doğurma, annelik ve besleme kapasitesiyle, bir kadına “hiçbir şekilde göz ardı edilemez fizyolojik üstünlük” sağlar ve aslında erkekler genellikle “yoğun bir kıskançlık” gösterirler.  Karen Horney kadınlardaki kıskançlık belki de erkeklere verilen sosyal ayrıcalıklara karşı bir erkek vücudunun parçalarını kıskandıklarından çok daha fazladır. “Aslında bir kız doğumdan itibaren toplumsal ortamda aşağılanmaya maruz kalmaktadırlar.[4]

Böylece ilerleyen yıllarda da Karen Horney, Freud'un erkek psikolojisinin bir dalı olarak görünen kadın psikolojisi görüşüne çok farklı yaklaşmıştır. Freudcu bir dogmatik düşünce olan kız çocuklarında ki penis kıskançlığı ve psikanalitik teorideki erkek yanlılığının tezahürleri gibi kavramları açıkça reddetmiştir. Bunun yerine, kadın psikiyatrik rahatsızlıklarının çoğunun kaynağının, Freudyen teoriyi üreten erkek egemen kültürde bulunduğunu savunmuştur. Kadınların yaşamı yaratmada ve sürdürmede birincil rolü olan hamilelik, emzirme ve annelik konusundaki erkeklerin kıskançlığının, erkekleri diğer alanlarda üstünlüklerini talep etmeye yönlendirdiğini öne sürmüş ve rahim kıskançlığı



[1] Karen Horney (1980). Çağımızın Tedirgin İnsanı, Tur Yayınları, İstanbul, s. 35.

 

[2] Susan Tyler Hitchcock (2005). Karen Horney Pioneer of Feminine Psychology (Kadın Psikolojisinin Öncüsü: Karen Horney), Chelsea House Publishers, Heights Cross Communications, United States of America, s. 35.,  Karen Horney, “The Flight from Womanhood”, in Feminine Psychology, p. 54.

[3] Susan Tyler Hitchcock, a. g. e., s.36.

[4] Susan Tyler Hitchcock, a. g. e., s.36.

kavramını psikanalist dünyada tanıtmıştır. 1932'de Horney, Chicago'daki Psikanaliz Enstitüsü'nün müdür yardımcısı olmak için Amerika Birleşik Devletleri'ne gitmiş 1934'te New York'a taşınmış ve özel muayenehanesine geri dönerek ve New School for Social Research'te öğretmenlik yapmıştır. Orada, Freud tarafından tanımlanan içgüdüsel veya biyolojik dürtülerden ziyade çevresel ve sosyal koşulların, çoğu şeyi belirlediğini savunduğu The Neurotic Personality of Our Time[1] (1937) ve New Ways in Psikanalizde[2] (1939) başlıca teorik çalışmalarını üretmiştir. Bireysel kişilik özelliklerinin nevrozların ve kişilik bozukluklarının başlıca nedenleri olduğunu anlatmıştır. Horney, özellikle Freud'un kültürel ve sosyal koşullarla daha yeterli bir şekilde açıklanabileceğini düşündüğü libido, ölüm içgüdüsü ve Oidipus kompleksi kavramlarına itiraz etmiştir. Daha sonraki nevroz gelişiminden sorumlu olan birincil koşulun, çocuğun “potansiyel olarak düşmanca bir dünyada yalnız ve çaresiz” hissettiği, bebeğin temel kaygı deneyimi olduğuna inanmıştır. Çocuğun bu kaygıyla başa çıkmak için benimsediği çeşitli stratejiler, sonunda hem nevroz hem de kişilik bozukluğuna neden olan kalıcı ve mantıksız duygulara düştüğünü anlatmıştır. Horney'nin geniş klinik deneyimine dayanan fikirlerinin çoğu, psikanalitik terapiye yeni bir yaklaşıma çevrilmiştir. Psikanalizin hedefleri için gerçek yaşamla, günümüz sorunlarıyla başa çıkmanın, çocukluktaki duygusal durumları ve fantezileri yeniden yapılandırmak kadar önemli olduğunu düşünerek, hastaların mevcut kaygılarının özel nedenini belirlemelerine yardımcı olmaya çalışmıştır. Birçok durumda, hastanın kendi kendine psikanaliz yapmayı bile öğrenebileceğini öne sürmüştür. Sıkı Freudyen teoriye bağlı kalmayı reddetmesi, Horney'nin 1941'de New York Psikanaliz Enstitüsü'nden atılmasına neden oldu ve bu da Horney'i yeni bir grup, Psikanalizin İlerlemesi Derneği ve ona bağlı eğitim merkezi olan Amerikan Psikanaliz Enstitüsü'nü kurmakta özgür bırakmıştır. Horney, bu derneğin American Journal of Psychoanalysis'i “Amerikan Psikanaliz dergisini” çıkarmaya başlamış ve 1952'deki ölümüne kadar editörlüğünü yapmıştır. Ayrıca yazmaya devam etmiş ve Our Inner Conflicts[3] (1945) ve Neurosis and Human Growth[4]'ta (1950)  nevrozların kişilerarası ilişkilerdeki rahatsızlıklardan kaynaklandığına dair görüşlerini açıklamıştır. Öldüğü yıl (1952) New York'ta Karen Horney Vakfı kuruldu ve bu vakıf 1955'te Karen Horney Kliniği'ni doğurmuştur. Horney'nin nevrozun nedenlerine ve dinamiklerine ilişkin analizi ve Freud'un kişilik teorisini gözden geçirmesi etkili olmaya devam etmiştir. Kadın psikoseksüel gelişimi hakkındaki fikirlerine, konuyla ilgili ilk makalelerinin bir koleksiyonu olan Feminine Psychology[5]'nin 1967'de yayınlanmasından sonra özellikle bu görüşe dikkat edilmiştir[6]. Kadın Psikolojisi kitabı ile Freud’un cinsel kıskançlık düşüncelerine karşıt olarak tutarlı bir temellendirme yapan Karen Horney’in uterus (rahim) kıskançlığı insanlığın üzerinde düşünmesi gereken çok önemli bir kavramdır. Çünkü Türk irfanında kadının uterusu o kadar kutsal kabul edilmiştir ki ona Allah’ın 99 isminden “Rahim” ismi layık görülmüştür. Aynı zamanda hemen hemen tüm dünya dillerinde aynı derecede öneme sahip karşılıklar verilmiştir. Örneğin uterus Latince ilk anlamına gelir ve Allah’ın “Evvel” isminin anlamını vermektedir. Bu kadına verilen ayrıcalığın ve önemin ufak bir işaretidir. İnsanların embriyonik genital yapıların yetişkinlerdeki karşılaştırılmasında erkeklerde kadındaki uterusun (rahmin) karşılığı bulunmamaktadır. Her ne kadar erkeklerdeki bazı yapıların da kadınlarda eşdeğeri bulunmasa da uterusun anatomik ve fonksiyonel zenginliğine bunların hiç biri denk değildir.

VEDA ve VEFA

Bebek doğduğu andan itibaren uterusa (rahim) veda eder. İster kız çocuğu isterse erkek çocuğu olsun hayatının ilk yıllarında rahmine veda ettiği annesine vefa duyguları ile doludur. Yıllar ilerledikçe bu duygular zayıflar özellikle bazı erkekler eşi olacak kadına vefa duymaz olmaktadır. İşte bu yaradılışa aykırı kişilik parçalanmasıdır. Çünkü veda basit bir eylem olmadığı gibi vefa da basit bir kavram değildir. İnsanlık cennete veda ettiğinden beri vefayı aramakta veda ettiği yere özlem duymaktadır. Vefanın olmadığı yerde aile, ağaç, kısaca hiçbir soysal müessese ve varlık yeşermemektedir. Hz Muhammed(Selam olsun)  “Cennet anaların ayakları altındadır” buyurmaktadır. Cennet, ağaç, vefa, yaradılış ve ilk var oluşun simgesel dilini kapsamaktadır. Bu dilin okunması ve anlaşılması insanın köklerine vefa duyması ile ilgilidir. Kökler meyveyi vermek için vardır. Meyve köklere veda eder. Ama bu veda ediş yeni bir ağaç ve kökleri oluşturmaya engel değildir. Dolayısıyla vedanın vefası vefanın vedası iç içe geçmiş durumdadır. Hayatın döngüsünün tekâmülü bu iki kavram içerisinde hayat bulmaktadır. Özellikle erkekler bu hakikati unutmuşlar kız çocuklarına ve kadına bakışlarında yüz yıllarca veda-vefa bağlantısını ihmal etmişlerdir. Muazzez kitabımız Kur’an’ı Kerim’de Tekvîr suresi “8. 9.10. 11. 12. 13. 14. Ayetlerde “Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda, Sahifeler (amel defterleri) açıldığı zaman. Gökyüzü sıyrıldığında, Cehennem alevlendirildiği zaman, Cennet yakınlaştırıldığı zaman, Her can, kendine ne hazırladığını bilecektir” ilahî uyarılarına her insan kulak vermelidir. Türk gençleri hem annelerine hem evdeşlerine hem de ayırım yapmadan tüm çocuklarına sahip çıkmalıdır. Türk Milleti ve İnsanlık, kızı Hz. Fatıma’yı (selam olsun) görünce ayağa kalkan Hz. Muhammed’in (O’na, Ashab-ı Güzün’e, Ehl-i Beytine selam olsun) ahlakına yani evrensel ahlaka yeniden kavuşmalıdır. Bu ahlak insanlığı gölgesi altına alacak bir “Şecereyi Tayyibe (tertemiz ağaç)” olacaktır. İyilikleri ve güzellikleri kendisinde cem etmiş bu ağaç köklerine vefa ile yaklaşan suyu  gövde üzerinden veda eden meyvelerle âleme hediye edecektir. Bu meyveler tekrar vefa ile insanlığı aydınlatacaktır. Ağaçların kökleri bir ormanda birbirine bağlı ve susuz kalan ağaca su ulaştırdığı gibi insanlıkta bunu sosyal hayatına uyarlamaktadır. Diğer canlılarla olduğu gibi ağaçla akrabalığımız bizim kadim zamana hatta zaman öncesine kadar uzanmaktadır. Bu bize dünyayı bahşeden bir yolculuğun hikâyesidir. Nuh Suresi 17. Ayette “Allah sizi bir bitki olarak yerden bitirdi” buyrulması bu akrabalığın açık ifadesidir. Anne Rahminde bir ağaç gibi başlayan yolcukta benzer bir serüvenin bugünkü hikâyesidir.

İnsan cennete, ağaca, rahime, anaya veda etmiştir. Bu vedanın karşılığı her zaman vefa olması gerekirken başarıldığını söylemek mümkün değildir. Çünkü insan özelde erkek biyolojik kimliğine takılıp kalmaktadır. Bunun sonucu insanî kimliğini göz ardı etmekte ve biyolojik canlıdan insanî var oluşa tekâmül edememektedir. Karen Horney’in rahim kıskançlığı ikileminden kurtulamayan erkek bunun problemlerini cemiyete yansıtmakta kendisi vefasızlık yaparken vefayı sürekli diğer insanlardan beklemektedir. İnsanlık var oluşa bakıp veda ettiği anne rahmine duyacağı vefa toplumsal barışı da inşa edecektir. İnsan kadın-erkek biyolojik ayrılığını insanî Şecereyi Tayyibe (tertemiz ağaç)” ye yükseltecektir. Bu ağaç insanın göğünden (arş-akıl-gönül) bütün azalarına dallarıyla uzanan “Tuba Ağacı” misali nüfuz edecektir. Aksi halde tek yönlü bir vefa beklentisi içinde olan ünlü Rus edebiyatçısı Puşkin’in düştüğü duruma düşecektir. Puşkin Kur’an_kerim kültürüne de vakıf tanınmış bir Rus aydınıdır. Fakat onun çıkmazı uterus kıskançlığının tarihsel bir örneği olmasıdır. Eşini kıskandığı halde kendisi eşinin kıskanacağı her hareketi kendisine mubah görmektedir. Bir gün eşine kur yapan Baron d’Anthes’i düollaya davet eder ve ölümle(29 Ocak 1837) sonuçlanacak bir vefayı hazırlar. Puşkin’in hayatı ve ölümünde; vefa ve vedanın bir birini tamamlayan değil tam tersine zıt ilişkileri ortaya çıkmıştır. Hâlbuki veda ile vefa bir biri ile var oluş anından beri insana emanet olarak verilmiştir. Kur’an Ahzab suresi 72. Ayette: “Biz emaneti göklere, arza ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalim ve bilgisizdir”. Birçok emanetle birlikte vefa insanda insanlığın  inkişafı için verilmiştir. Bu insanın biyolojik düşünceden, hümünal düşünceye  geçişini sağlayacak ve topraktan ruha yükselişi gerçekleşecektir. Fakat bilgisizlik çerçevesinde nefsine ve başkasına zulüm, vefayı unuturmuş; insan vedada kendisine teslim edilen manayı kaybetmiştir. İnsanın iniş serüveni veda ile başlasa da çoğu kez vefa ile devam etmemiştir. İnsan için ahlak ve hakikat ilkelerinden en önemlisi veda ettiği aslına vefa duyabilmesidir. Bunu idrak edip gerçekleştiremezse emanete vefa göstermemiş olacaktır. Kutadgu Bilig’deki şu beyitler Türk irfanında vefanın önemini vurgulamaktadır: “İnsanlığın başı vefadır.” (KB.2040.b.) “Cefa edene karşı vefa göstermekte devam et; yiğit olan vefa gösterir; kötüler ise cefa ederler.” (KB.3432.b.) “Yakınlık hakkı vefakârlıkla takdir edilirse, doğu ile batı arasında hemen bir tepe aşılınca ulaşılacak kadar yakın bir mesafe olur.” (KB.3706.b.) “Yalancı insanlar vefasız olur; vefasız kimseler halkın hayrına uygun olmayan işler yaparlar.” (KB.2039.b)” “Yalancı adamdan vefa bekleme; bu uzun yıllardan beri tecrübe edilmiş bir sözdür.” (KB.2042.b).

            Rahim Kıskançlığından kurtulmuş erkeklerin veda ettikleri rahme (uterus) vefa göstermeleri ile idrak düzeylerini yükseltmeleri halinde; insanlık hak ettiği barış ve huzuru bulacaktır. Aksi halde veda/vefa arasında uyum değil kargaşa devam edecek insanlığın akıl (gönül) çapı her geçen gün daralacaktır. Gönül çapının genişlemesinde insanlığın deneyimleri ile birlikte aydınların toplumu aydınlatmada evrensel ilkeleri önce kendilerinin yaşamasında önem vardır. Bu ilkeleri kendi hayatlarında yeşertememiş onları toplumları besleyecek ağaçlar haline getiremedikleri takdirde sözleri kuru yapraklar misali sonbahar vedasına dönüşecektir. ilkbaharda meyvenin misali çiçeğe vedası olmak istiyorlarsa insan doğasının hakikati ile buluşmaları ve bunu yaşamaları gerekmektedir. Yaşayan yaşatabilir ve Hakkın veda-vefa emanetini taşır.

Kaynaklar:

- Erich Fromm (1984). İnsandaki Yıkıcılığın Kökenler I. Kitap, çev: Şükrü Alpagut, Payel Yayınevi, İstanbul.

-James Lacy&Kendra Cherry, Contributions of Karen Horney to PsychologyKaren Horney'in Psikolojiye Katkıları” on March 28, 2020, https://www.britannica.com/topic/University-of-Gottingen,

- Karen Horney (1980). Çağımızın Tedirgin İnsanı, Tur Yayınları, İstanbul.

-Karen Horney (1986). Kadın Psikolojisi, çev: Selçuk Budak, Payel Yayıncılık, Ankara.

-Sezen Ünlü, Çiğdem Kırel, Aysel Kayaoğlu (2011). Sosyal Psikoloji, Anadolu Üniversitesi, AÖF, II. Cilt, Eskişehir.

-Susan Tyler Hitchcock (2005). Karen Horney Pioneer of Feminine Psychology(Kadın Psikolojisinin Öncüsü: Karen Horney), Chelsea House Publishers, Heights Cross Communications, United States of America.

Yusuf Has Hacip (1974). Kutadgu Bilig (Çev : Reşit Rahmeti Arat), 2. Baskı, II. Cilt, Türk Tarih Kurumu, Ankara.

 



[1] Karen Horney (2019). Çağımızın Nevrotik Kişiliği, Çevirmen: Başak Kıcır, Sel Yayıncılık.

[2] Karen Horney(2017). Psikanalizde Yeni Yollar, Türkçesi: Selçuk Budak, Totem Yayınları, İstanbul.

[3] Karen Horney(2017). İçsel Çatışmalarımız, Türkçesi: Zeynep Koçak, Sel Yayınları, İstanbul.

[4] Karen Horney (1999). Nevrozlar ve İnsan Gelişimi, Çeviren: Selçuk Budak,  Öteki Yayınları, Ankara.

[5] Karen Horney (1986). Kadın Psikolojisi, çev: Selçuk Budak, Payel Yayıncılık, Ankara.

[6] James Lacy&Kendra Cherry, Contributions of Karen Horney to PsychologyKaren Horney'in Psikolojiye Katkıları” on March 28, 2020, https://www.britannica.com/topic/University-of-Gottingen,