Cumhuriyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cumhuriyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2023 Pazar

10 Kasımda zaman duruyor.

1de0aeba-f9ee-44a5-b218-9e5a949dcefa

TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KORUMAK, EBEDİYEN YAŞATMAK İÇİN NE KADAR ÇOK ÇALIŞSAK AZDIR

Türkiye'de her 10 Kasım 09.05'te adeta zaman duruyor. 

Atatürk'ümüzün ahirete intikalinin bu yıl 85.yılı. 2023         yılının  10 Kasım'ında da da hala aynı duygu seli yaşandı 

Türkiye'nin her yerinde ve Anıtkabir'de Türk Milletinin kalbi ATATÜRK  sevgisiyle, saygısıyla, özlemiyle doldu taştı!.

UNESCO (1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) 1978'de üyelerine bir öneri paketi sunar. 

Atatürk'ün "Mücadele ve Çağdaşlaşma Lideri" olarak evrensel niteliklerini saydığı önergede "Bugün UNESCO'nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal'dir." yazılıdır. 

Mustafa Kemal Atatürk'ün doğumunun yüzüncü yılında, tüm devletlerin aynı anda, Atatürk'ün doğum gününü kutlaması önerisini o dönemde 152 üyesi ile karar alıp onaylarlar. 

Bu karar doğrultusunda, 20. Yüzyılın lideri kabul edilen Atatürk'ün doğumunun 100. yılı bütün dünyada, 1981 "ATATÜRK YILI" olarak anılmış ve kutlanmıştır. 

Unesco öneri paketinin içeriğinde Atatürk'ün üstün vasıfları yazılmaktadır:

"ATATÜRK, uluslararası anlayış, iş birliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün bir kişi"

"ATATÜRK, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir inkılapçı, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan  ilk önder.

"ATATÜRK, insan haklarına saygılı, Dünya barışının öncüsü; Bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayırımı gözetmeyen, eşsiz bir devlet adamı; Türkiye Cumhuriyetinin kurucusudur..."

"Tüm dünya liderleri, düşünürleri ve tarihçileri; mucize zaferleri, olağanüstü devrimleriyle Atatürk'ü yirminci yüzyılın lideri olarak tanımlıyorlar."

Bizler Türk Milleti olarak Allah'ın bizlere bahşetmiş olduğu bu olağanüstü lidere sahip olduğumuz için ne kadar  övünsek ne kadar gurur duysak azdır. 

TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KORUMAK, EBEDİYEN YAŞATMAK İÇİN NE KADAR ÇOK ÇALIŞSAK AZDIR! Türk milletinin her ferdi Atatürk'e layık olmak, Cumhuriyete layık olmak için hiç durmadan mücadele etmek, çalışmak zorundadır. Bu günleri, Atatürk'e, Cumhuriyete borçluyuz!

İstiklalimizi kazanmak için can vermiş, kan akıtmış Atalarımıza borçluyuz!

Atatürk'ümüzün gençliğe emanet ettiği bu vatan için; eğer bir gün uğruna gerekirse (canımız) (Damarlarımızda saklı senin için kanımız)  yaşamak için ölmek davasıdır HÜRRİYET,  YÜZ BİNLERCE ŞEHİDİN ADIDIR CUMHURİYET!

ATAM SEN RAHAT UYU, TÜRK KADINI OLARAK BİZ UYUMUYORUZ VE SENİN ESERLERİNİ KORUMAK BİZLERİN GÖREVİDİR. 

RUHUN ŞAD OLSUN, MEKANIN CENNET OLSUN.

19.11.2023

Nurcan Ercan BAKİ



3 Şubat 2023 Cuma

Türkiyenin yeni yüzyılı

 

Akkoyun: “Türkiye’nin yeni yüzyılı ideali bir gelecek yolculuğudur”

YENİSÖKE- Haber Merkezi  Yüzüncü yaşına ulaşan Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni yüzyılının şekillendirilmesi yolu “Türkiye Yüzyılı” üzerinde değerlendirm...

YENİSÖKE- Haber Merkezi 

Yüzüncü yaşına ulaşan Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni yüzyılının şekillendirilmesi yolu “Türkiye Yüzyılı” üzerinde değerlendirmelerden bir yenisine imza atan Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Söke İşletme Fakültesi Dekanı, Adnan Menderes Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü, İletişim Fakültesi Sinema Anabilim Dalı Başkanı, Ulusal ve Uluslararası Projeler Kurulu Başkanı, Üniversite Strateji Planlama Kurulu Üyesi Prof. Dr. Turan Akkoyun, Türk Dünyası ve Türk Kültürü yayım politikası izleyen Türkay Akademi Dergisi’nde kavrama erişim iletişimi hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Akkoyun değerlendirmesinde “Dönemlere isimlerini veren, toplumun genelinde hassasiyet içeren kavramlar bulunmaktadır. Demokratikleşme adına şekillenen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin beşinci senesinde erişilen 2023 yılının güncel ehemmiyeti ortadadır. Ulusal egemenliğe dayalı yeni Türk devletinin isminin ilanının yüzüncü yılı olması sebebiyle gerek iktidar, gerekse muhalefet bu yıla hak ettiği önemi atfetmekte ve daha iyi, daha güzel, daha gelişmiş, daha farkındalıklı bir ülke yolunda yürütmek istediği projelerini ardı ardına kamuoyuyla paylaşmaktadır.

III. Binyıla ve XXI. asra postmodern darbe karanlığında dahil olan Türkiye ve Türk Milleti problemi kökünden çözüm üretmiş, milli iradenin desteğiyle yirmi yılı aşan yürüyüş, yeni bir yüzyıl ya da ikinci yüzyılı ciddi bir ayrımla girilmiştir. Kavramlar birbirine çok yakın ya da kavram örtüşür gözükse de söylemler arasında ciddi farklılıklar dikkat çekmektedir.

2022 yılı sonunda Cumhurbaşkanı yaptığı açıklamadaki “bugün sadece bir yılı bitirip, yeni bir yılı karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda Cumhuriyetimizin ilk yüzyılını geride bırakıp yeni yüzyılına adım atacağımız bir döneme giriyoruz” ifadeleri araştırma konusunun çerçevesini çizmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin XXI. yüzyılın ilk çeyreği tamamlanmak üzere idrak edilen yüzüncü yılının sade kutlamalarla değil sonrası için üretilecek politikalarla şekillendirilmeye çalışıldığı da dikkatlerden kaçmamaktadır.

Yetkili ağızlardan sıklıkla ifade edildiği üzere “Türkiye’nin yeni yüzyılı ideali bir gelecek yolculuğudur. Bu yolculukta tarım, sanayi, ticaret, sağlık gibi birçok sektörü içine alan büyük bir dönüşüm gerekiyor. Bu noktada üretimi gerçekleştiren iş dünyamızın katkısı son derece önemlidir.”

Türkiye Yüzyılı vizyonunda dijital, sürdürülebilirlik, üretim, verimlilik, iletişim, kalkınma önceliklerini sıralayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hiçbir alanı boş bırakmadan, ihmal etmeden siyasetten ekonomiye sosyal alandan teknolojiye tüm başlıklarda zirveyi hedefliyoruz” demiştir.

“Türkiye Yüzyılı” izahlarından da anlaşılacağı üzere ülkenin kalkınmasını, huzurunu, istikbalini, istikrarını simgelediği gibi devletin ürettiği politikalarla şefkati, iletişime erişelebilirliği, hakkın teslimi, toplumun gücünü, üreticiliğini, değerlerini, başarılarını, verimliliğini ortaya koymakta dijitalleşme, sanayileşme, bilim ve teknolojide sürdürülebilirliğin programını çizmektedir: Kalkınma; Huzur; İstikbal; İstikrar; Şefkat; İletişim; Haklı; Güç; Üretim; Değerler; Başarı; Dijital; Verimlilik; Barış; Bilim; Sürdürülebilirlik.

Ana hedefin gerçekleştirilebilirliği adım adım, daha küçük mesafeler ve sahalarda zaman takvimiyle kontrol edilebilecek projelere bağlıdır. Dünyayı temelinden sarsan, beşeriyeti teslim alan salgının hemen ardından yerelden evrensele yükseliş yakalama idealiyle yükselen Türkiye, cumhuriyetin yüzüncü yılını tamamlamasıyla kısa, orta ve uzun vadeli projeleri kitle iletişim araçları ile hedef kitleye aktarılmaktadır. Günlük ya da gündelik hesapların akademik hassasiyetlerin uzağında tutulmasına özen gösterilmesi uzun vadeli kazanımları artıracaktır. Hem iktidarın, hem muhalefetin söyleminde bulunan önümüzdeki asrın temel hedeflerini Türk milletinin esaslı sütunları üzerinde yükselmesine zemin hazırlayacak yerelden bölgesele, ulusaldan evrensele beşeriyete çözümler üretecektir” dedi.


14 Mayıs 2022 Cumartesi

laiklik veya laisizm

 

LAİKLİK NEDİR:

Laiklik veya laisizm (laicite, Fransızca’dan) devlet yönetiminde dinin veya dinsizliğin referans alınmamasını ve devletin din veya dinsizlik karşısında tarafsız ve tepkisiz olmasını savunan ilkedir.

Fransızcadan Türkçeye geçmiş olan laik sözcüğü din adamı olmayan kimse din adamı dışında kalan halk anlamına gelen Latince Laicus sözcüğünden gelmektedir.

Roma döneminde din adamlarına Clerici din adamı olmayanlara da Laici adı veriliyordu.

Aynı terimin İngilizce karşılığı ise Secularity olup, din ve devlet işlerinin ayrı tutulması anlamına gelir.

Latince bir kelime olan Çağ anlamına gelen saeculum kelimesinden geçmiştir. Sekulerizm Türkçeye Laiklik çağdaşlaşma veya dünyevileşme olarak üç farklı  terimle çevrile bilmektedir.

Fransa’da Laiklik için Laicite (Laicisme) terimleri kullanılmaktadır. Kavramları her iki biçimde de cismi ve bilimsel olan ile soyut ve dinsel olanın birbirine karıştırılmamasını  ifade etmektedir.

Laik kelimesi Yunanca laos ismi ve laikos sıfatından gelir.

Hukuki tanımlara göreyse en yaygın tanım, devlet ile din işlerinin ayrılmasıdır. Devlet bir dine inanıp inanmama meselesini özel bir problem olarak görür. Fertlerinin sadece maddi yönüyle ilgilenir. Kendisi devlet olarak hiçbir dini taşımaz, hiçbir dini ayine iştirak etmez, fakat fertlerin her türlü dini serbestliklerini kabul eder.

Devlet dini esaslara dayanan Kanunlar yapamayacağı gibi, bütün dinlere eşit mesafede durur. Hiçbir şekilde dinlerin ibaret hüküm ve kurallarına müdahale edemez. Bununla birlikte din adına devlet düzenini bozacak davranışları önlemekle yükümlüdür.

Atatürk’e göre Laiklik yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir. Yine Atatürk’e göre her faydalı ve yeni şeye karşı çıkmak irticadır.

Atatürk; "Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse hiç bir şeyi ne bir din, ne de bir mezhep kabulüne zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz," demiş ve çok önemli bir hususa dikkati çekmiştir. 

Burada, devlet demokratik açıdan her türlü düşünceye geçit verse bile, bu düşüncelerin dine dayanıp dayanmadığı noktasında Laikliğe aykırı hareketler kapsamında irticayı temel terim olarak benimsemiştir.


Kavramın tarihsel gelişimi Katolik Avrupa ile Anglosakson Avrupa arasında bir nüans yaratmıştır. Katolik ülkeler Laik, diğerleri sekülerdir.

Laik ülkelerde daha çok din devletin denetimi altındadır buna mukabil seküler ülkelerde din ile devlet özerk iki alandır.

Protestan ve Anglikan ülkelerdeki sekülerizm, günlük hayatı belirleyen dünyevi bir yaşam tarzını ifade eder.

Laiklik demokrasinin, hukukun, adaletin, modern yaşamın olmazsa olmazıdır.

Veli Zor

Emekli Öğretmen, araştırmacı-yazar.

06.05.2022

30 Ekim 2015 Cuma

SUSMAK !.. ARZU KÖK

Susmak!..
Arzu KÖK
Önce Cumhuriyet’e dil uzattılar, sustunuz…
Atatürk büstlerini parçaladılar, sustunuz…
‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözünü yasakladılar, sustunuz…
Hukukun canına okudular, sustunuz…
Asker köşesine çekildi, generaller yargılandı hem de terörist olarak, sustunuz…
Bu suçun şahitleri olarak PKK mensupları kullanıldı, sustunuz…
Hırsızlıklara sustunuz…
Yolsuzluklara sustunuz…

Sizi soydular, “çalıyorlar ama çalışıyorlar” dediniz, sustunuz…
Zaten kısıtlı olan özgürlüğümüz daha da kısıtlandı, sustunuz…
Roboski’de 33 can katledildi, sustunuz…
Asgari ücret açlık sınırının altına düştü, sustunuz…
İşsizlik had safhaya ulaştı, sustunuz…
Toplam nüfusun %40’ı muhtaç durumuna düşürüldü, sustunuz…
Gazeteciler terörist diye tutuklandı, sustunuz…
Gazeteciler işten atıldı, sustunuz…
Soma’da 301 can katledildi, sustunuz…
Suruç’ta 34 genç, çocuklara oyuncak götürdükleri için katledildi, sustunuz…
Cizre’de halk 9 gün aç, sefil bırakıldı, sustunuz…
Cizre’de aileler ölülerini gömemedikleri için buzdolaplarında, derin dondurucularda saklamak durumunda kaldı, sustunuz…
7 Haziran’da oy verdiniz, iradenizi ortaya koydunuz ama yok sayıldı, sustunuz…
Askerler, polisler, gariban halk öldü, sustunuz…
7 bilemediniz 8 yaşında çocuklar yok yere öldürüldü, sustunuz…
Sırf Kürtçe konuşuyor diye bir sürü insan darp edildi, işyerleri yağmalandı, sustunuz… Oysa üç gün sonra şehit ailesi oldular…
Gençler, çocuklar, kadınlar katledildi, sustunuz…
Doğa katledildi, sustunuz…
Rant uğruna binlerce yıllık ağaçlara kıyıldı, sustunuz…
Kaz dağlarının canına okudular, sustunuz…
İstanbul’un kalbi, nefesi Kuzey Ormanları yağmalandı, sustunuz…
Özgür basın saldırıya uğradı, sustunuz…
İstanbul’un ortasında gazeteci saldırıya uğradı, sustunuz…
Başkentte bir otobüs, durakta bekleyenleri biçti, sustunuz…
Çevrenizde olup bitenlere karşı sessiz kaldınız hep. ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ dediniz. Ancak o yılanın gün gelip size de zarar vereceği gerçeğini unuttunuz. Vicdanınız bile sustu, kaldı öylece…
Büyükler kazanmak hırsıyla savaş yaparken, onların ayaklarının altında devrildi yaşamlarınız, fark etmediniz… 
Suçu neydi çocukların? 
Açıktır ki susmak unutmayı, unutmak ise onaylamayı beraberinde getirir. Savaşın, vahşetin karşısında suskun kalmak büyük bir sorundur. Bu nedenle barışa dair salt insani reflekslerimizi değil, yasal haklarımızı da devreye sokmalıyız. Sesimizi duyurmalıyız. Vicdanımızın sesini dinleyip haksızlıklara karşı haykırmalıyız.
‘Sessiz kalmak suça ortak olmaktır’ derler. Daha ne kadar susacaksınız?
Çocuklarınız için bırakın susmayı…
Çünkü sürdükçe suskunluk, karanlık boğacak çocuklarımızı…
Unutmayın, suçu yok çocukların…    
Arzu Kök