ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2023 Cumartesi

Türk milleti asildir.



RUKİYE SULTAN DİYOR Kİ:

Türk milleti asildir. 

Türk milleti değerlerini korur.

Araplar parası var diye bizim milli değerlerimizi satın alamaz.

“Türk milleti kahramanlıkta olduğu kadar, yetenek ve liyakatte de bütün milletlerden üstündür.”M.K.Atatürk.

Yanlış karar, yanlış uygulama!

Nedir bu Arap hayranlığı?

Türkiye Futbol Federasyonu Cumhuriyetimizin 100.yılını yurt dışında kutlamak amacıyla, başka ülke bulamamış 29 Aralık 2023 Cuma günü saat 20.45 te 2023 Süper Kupa müsabakasının Galatasaray ile Fenerbahçe arasında Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da oynanmasına karar vermişti.  

Turkcell Süper Kupa maçı önce krize dönüştü, ardından ileri bir tarihe ertelendi haberi ülkemizde bomba etkisi yaptı. Suudi yetkilileri Galatasaray ile Fenerbahçe’ye Atatürk pankartı, tişörtü ve İstiklal Marşı engeli koymuş.

Siz kimsiniz ki, bizim en hassas olduğumuz, kırmızı çizgimize engel koyuyorsun?

Bu olay sosyal medyada bomba etkisi yaptı, bütün ülkede aşırı derecede tepkiler İnternet ortamına düştü.

Türk milleti hassastır, duygusaldır, milli ve manevi değerlerine sahip çıkar. Hele ki Cumhuriyetin kurucusu, Dünya lideri, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e derhal sahip çıkar, söz söyletmez, söyleyemezsiniz de.

Mustafa Kemal Atatürk Hz. Muhammed’in mezarını yıkıp, yerini değiştirmek isteyen Suud kralına kendi el yazısı ve imzasıyla çektiği telgrafı unutmazlar Müslüman geçinen Suudlar.

Ne demişti Atatürk: “Suud kralının dikkatine! Tarafımıza ulaşan haberlere göre Allah’ın sevgili ve özel kulu, elçisi peygamber efendimiz Hz.Muhammed Mustafa’nın kabrini yıkıp yerini değiştirecekmişsin. O mezarın tek taşına dokunursan Kurtuluş Savaşı’nı bırakır ordularımla aşağı inerim.”

Peygamberimizin mezarına saldıran ve onun yerini değiştirmeye çalışan bir Suud Kralı. Bu yazıyı eline alınca, geri adım atmıştı. O kralın soyundan gelenler, Mustafa Kemal Atatürk’ün posterinin stadyumda, futbolcuların göğüslerinde görülmesine tahammül edebilirler mi?

Atatürk düşmanı, bir milletin git topraklarında Cumhuriyetin 100. Yılını kutlama maçı yap. Akıl almaz bir karar.

Hadi bunu bırakın, milli marşımız İstiklal Marşımızın bile okunmasına tahammül edemeyen bir Suud yönetimi ile karşı karşıyayız.

Nedir bu Arap hayranlığı. Biz Türk milletiyiz. Müslümanız Elhamdülillah. Ancak, biz Arap değiliz. Din ayrıdır. Bu bir inançtır. Peygamber de bizim için kutsaldır.

Suudi cephesinden de gelen açıklamaya bakar mısınız: “İki takımın anlaşmaya uymaması üzücü oldu ve bu da maçın yapılamamasına yol açtı.” Denilmiş.

Allah Allah, lafa bakın. Senin Atatürk’ün posterlerine karşı çıkman, İstiklal marşını okutmamana Türkiye’nin mümtaz iki takımı evet mi diyecekti!

Eyy Suud yönetimi sana şunu hatırlatmak isterim. Bizim kırmızı çizgimiz olan Mustafa Kemal Atatürk bak neler söylemiş: “Benim hayatta yegane fahrim (Şerefim), Türklükten başka bir şey değildir.” “Türk eli büyüktür ve yeryüzünde yalnız o büyüktür. Her yeri dolduran Türk’tür ve her yanı aydınlatan Türk’ün yüzüdür.

Diyarbekirli, Van’lı, Erzurum’lu, Trabzonlu, İstanbul’lu, Trakya’lı ve Makedonya’lı hep bir ırkın evlatları hep aynı cevherin damarlarıdır.”

Eyy benim sevgili milletim M.Kemal Atatürk’ün şu sözünü de unutmayalım: “Milli benliğini bilmeyen milletler, öteki milletlerin avıdır.”

2024 yılı Türk Ulusuna hayırlara vesile olması dileğiyle, tüm dünya insanlığı için de Barış-Huzur getirmesini dilerim.

Rukiye Demir

30.12.2023 


19 Kasım 2023 Pazar

10 Kasımda zaman duruyor.

1de0aeba-f9ee-44a5-b218-9e5a949dcefa

TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KORUMAK, EBEDİYEN YAŞATMAK İÇİN NE KADAR ÇOK ÇALIŞSAK AZDIR

Türkiye'de her 10 Kasım 09.05'te adeta zaman duruyor. 

Atatürk'ümüzün ahirete intikalinin bu yıl 85.yılı. 2023         yılının  10 Kasım'ında da da hala aynı duygu seli yaşandı 

Türkiye'nin her yerinde ve Anıtkabir'de Türk Milletinin kalbi ATATÜRK  sevgisiyle, saygısıyla, özlemiyle doldu taştı!.

UNESCO (1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) 1978'de üyelerine bir öneri paketi sunar. 

Atatürk'ün "Mücadele ve Çağdaşlaşma Lideri" olarak evrensel niteliklerini saydığı önergede "Bugün UNESCO'nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal'dir." yazılıdır. 

Mustafa Kemal Atatürk'ün doğumunun yüzüncü yılında, tüm devletlerin aynı anda, Atatürk'ün doğum gününü kutlaması önerisini o dönemde 152 üyesi ile karar alıp onaylarlar. 

Bu karar doğrultusunda, 20. Yüzyılın lideri kabul edilen Atatürk'ün doğumunun 100. yılı bütün dünyada, 1981 "ATATÜRK YILI" olarak anılmış ve kutlanmıştır. 

Unesco öneri paketinin içeriğinde Atatürk'ün üstün vasıfları yazılmaktadır:

"ATATÜRK, uluslararası anlayış, iş birliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün bir kişi"

"ATATÜRK, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir inkılapçı, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan  ilk önder.

"ATATÜRK, insan haklarına saygılı, Dünya barışının öncüsü; Bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayırımı gözetmeyen, eşsiz bir devlet adamı; Türkiye Cumhuriyetinin kurucusudur..."

"Tüm dünya liderleri, düşünürleri ve tarihçileri; mucize zaferleri, olağanüstü devrimleriyle Atatürk'ü yirminci yüzyılın lideri olarak tanımlıyorlar."

Bizler Türk Milleti olarak Allah'ın bizlere bahşetmiş olduğu bu olağanüstü lidere sahip olduğumuz için ne kadar  övünsek ne kadar gurur duysak azdır. 

TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KORUMAK, EBEDİYEN YAŞATMAK İÇİN NE KADAR ÇOK ÇALIŞSAK AZDIR! Türk milletinin her ferdi Atatürk'e layık olmak, Cumhuriyete layık olmak için hiç durmadan mücadele etmek, çalışmak zorundadır. Bu günleri, Atatürk'e, Cumhuriyete borçluyuz!

İstiklalimizi kazanmak için can vermiş, kan akıtmış Atalarımıza borçluyuz!

Atatürk'ümüzün gençliğe emanet ettiği bu vatan için; eğer bir gün uğruna gerekirse (canımız) (Damarlarımızda saklı senin için kanımız)  yaşamak için ölmek davasıdır HÜRRİYET,  YÜZ BİNLERCE ŞEHİDİN ADIDIR CUMHURİYET!

ATAM SEN RAHAT UYU, TÜRK KADINI OLARAK BİZ UYUMUYORUZ VE SENİN ESERLERİNİ KORUMAK BİZLERİN GÖREVİDİR. 

RUHUN ŞAD OLSUN, MEKANIN CENNET OLSUN.

19.11.2023

Nurcan Ercan BAKİ



30 Ekim 2023 Pazartesi

Türk Güneş uygarlığı

YENİ TÜRK GÜNEŞ UYGARLIĞI İÇİN 

ULUSAL BİRLİK ÇAĞRISI


Bugün Türkiye Cumhuriyetinin ve yeni Türk Uygarlığının birinci yüzyılını büyük heyecanlarla, büyük coşkularla kutluyoruz. Ülkemize ve tüm Türk Dünyasına kutlu olsun. 

TÜRKLER, Atatürk'ün önderliğinde, dünyanın en büyük "Halk Devrimini" gerçekleştirmiş, insanlığa örnek olacak bir Uygarlığı, "Türk Uygarlığını" başlatmıştır. 

Türk Uygarlığının devrimleri sayesinde, Türkler özgürlüklerine kavuştular. Diğer ülkeler de, Türk uygarlığını örnek aldılar, özgürleştiler. 

Türk Uygarlığı, hızlı gelişmiş, çok kısa zamanda Türkiyeyi dünyanın önder ülkeleri düzeyine taşımıştır. 

Yarın Türkiye Cumhuriyetinin 2. Yüzyılını yine aynı duygularla aynı heyecanlarla başlatıyoruz. Biz bu yeni başlayan yüzyılda, Atalarımızın başlattığı Türk Uygarlığını devam ettirmek azmindeyiz, kararlıyız. 

Atam, yeni Türk Uygarlığını gerçekleştirmek, dünyanın en ileri uygarlıkları düzeyine çıkarmak için, bütün Türk milleti olarak, birlik ve beraberlik içinde bütün gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz. 

Türk milletinin yüksek bilinci, bitmez tükenmez azmi sayesinde, Yeni Türk Uygarlığını, atinin medeniyet ufkunda yeni bir "GÜNEŞ GİBİ DOĞACAK, TÜRKİYE CUMHURİYETİ SONSUZA KADAR YAŞAYACAKTIR."

Bizler, tüm Atatürkçüleri, Türkiye'nin tüm kurum ve kuruluşları, partileri, "YENİ TÜRK UYGARLIĞINI" başlatmak için, birlikte çalışmaya, "Ortak Hareket Planı" hazırlayarak, birlikte hareket etmeye davet ediyoruz.

30.10.2023 

Doç.Dr.Çetin GÖKSU

Bilim Kurulu Bşk. 


10 Temmuz 2023 Pazartesi

C.H.P değişim, değişim peşinde

 RUKİYE SULTAN DİYOR Kİ:

Sevgili okurlar, bugün size çok önemli bir istifa olayından bahsedeceğim.

Biliyorsunuz bizim 1950 yılından bu yana muhalefetten iktidara gelemeyen bir CHP’miz var.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu parti. 1950 yılına kadar tek başına iktidarda idi.

1923 den 1938 e kadar Mustafa Kemal Atatürk’ün himayesinde ve yönetiminde olan parti, o kadar çok şeyler yapmış ki; ülkeyi hastalıklardan temizlemiş, fabrikalar kurmuş, uçak üretmiş. Köy enstitülerinin temeli atılmış, ileride ki yıllarda köyler uyanmış, aydınlanmıştı .

Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiş, bir dolar iki Türk lirası karşılığında olmuş, ekonomi canlanmış, halk huzur ve mutluluk içerisinde geleceğine güvenle bakmaya başlamıştı.

Tüm dünya liderleri Mustafa Kemal Atatürk’ün ayağına gelmiş, saygı göstermişler ve dünya lideri olarak kabul etmişler. Birçok ülke, onun fikir ve düşünceleri ile hareket ederken, CHP ondan uzaklaşmış ve değişim peşine düşmüş!

Peki, 1950 de Cumhuriyet Halk Partisi neden iktidarı Demokrat Partiye teslim etmiş ve o günden bu yana bir türlü iktidara gelememiş, hep muhalefette kalmış!..

Bilindiği üzere CHP’nin kemikleşmiş % 25-26 bir oyu var. Bu oy yer yer azalıyor, fakat bir türlü artmıyor. CHP’nin başına gelenlerin herhalde iktidar olma hevesi  yok, onlar muhalefeti daha çok seviyorlar düşüncesi bizlerde yer ediyor.

Bir ara Karaoğlan Bülent Ecevit, SHP, lideri Karayalçın ve Erdal İnönü arttırdı ama onlar da çok çabuk fıs diye söndü.

Şimdi gelelim bugünlere:

CHP’de Demokrasi var mı? Var deniyor!  Peki delegeler kimin elinde, kim hâkim?  

Delegeleri kim yönetiyor ve yönlendiriyor?  

Hangi İl, ilçe başkanı CHP’nin üyelerinin verdiği oylar ile seçiliyor?  

Hangi CHP’li Milletvekilleri halkın oyları ile sıralanabiliyor?  

Hepsi merkezden yönetiliyor, yönlendiriliyor!



Bir kere CHP’nin tüm teşkilatında birlik ve beraberlik yok. Dayanışma yok. Göreve gelenler, göreve gelene kadar hoşgörülüler, iyi niyetliler, göreve geldikten sonra ulaşabilirsen ulaş, mümkün değil.

Seçim zamanlarında uğraş, didin, çalış, oyları alabilmek için mücadele et, sonra, sonra senin ne derdin dinlenir, ne de sana selam verilir.

CHP’de de iş adamları, ya da parası olanlar Milletvekili olur. İş adamı değilsen, paran yoksa, bir yerlere gelebilmen mümkün değil! Hani sen Sosyal Demokrat bir parti idin?

Kayseri’de ben 23 senedir CHP saflarında mücadele ediyorum. Delegeliğim vardı.



Dokunulmazlığı ortadan kalkan Kılıçdaroğlunun her an hakkında davalar açılabilir mi açılabilir. O halde bunun korkusunu yaşayan Kılıçdaroğlu istediği sert muhalefeti yapabilir mi, bence bundan sonra yapamaz.

Halen de hata üzerine hata yapıyorlar, değişim değişim deyip duruyorlar. Neyin değişimi? Siz değişim yapmak istiyorsanız, silkinin ve kendi kuruluş ayarlarınıza dönün. Ülkeyi mi düşünüyorsunuz, yoksa muhalefette kalalım, böyle mücadele edelim mi diyorsunuz?

Kayseri’deki milletvekillerimiz AKP nin düğünlerinde boy gösteriyor. İl, ilçe başkanları partililer ile ilgilenmiyor. Eski İl başkanlarından bazıları tutarlı ve iyi idiler. Bir bahane ile onlar alınıyor, yenileri geliyor ve yenilerinin yanlarına bile yaklaşamıyorsun.

Kılıçdraroğlu’na bir mektup yazdım seçim atmosferinde, başka bir partinin başkanına yazsa idim, hemen cevap gelirdi, sağ olsun, kılıçdaroğlundan tık yok.

Kayseri milletvekillerine bazı konuları arz ediyoruz, ettiriyoruz,  hiç umurlarında değil. İl başkanına, partili başka kişilere bir takım sıkıntılar intikal ettiriliyor, kimsenin umurunda değil.  Onlar düğünlerde, yemeklerde boy göstermeyi seviyorlar.

AKP’nin  üyelerine ve kendisine hizmet edenlere  nasıl sahip çıktığını herhalde biliyorsunuzdur. Onlar gönül bağı ile birleşmişler, birlik ve beraberlik içerisinde, birbirlerine yardımlaşma ve dayanışma içerisindedirler.

CHP’de ise Birlik yok, beraberlik yok, ilgi yok, alaka yok. Umutlarımızı yitirdik.

Ben bugüne kadar ki mücadelemde, CHP’nin bir türlü tutarlı bir politika izleyerek, iktidar olabilme çabasını gösterdiğine şahit olamadım!

Mustafa Kemal Atatürk’ün partisiyiz diyen CHP, Atatürk’ün çizgisinden uzaklaşmış, şimdi yeniden değişim peşine düşmüştür!...

Değişimi Atatürk’ün çizgisinden uzaklaşarak yapan CHP, yeni bir değişim istiyorsa Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 deki çizgisine dönsün.

Bugüne kadar CHP olarak kaç çocuğa, kaç gence, kaç orta yaşlı ve yaşlı insana, kaç bağnaz, katı fikirli olan kişiye Atatürk’ü anlatabildin, kaç kişiyi eğittin. Kaç seminer, toplantı, okul, gazete, TV. Açtın?

Bugün tarikatlar, şeyhler, şıhlar mantar gibi çoğalırken, çocukların, genç dimağların beyinlerini Cumhuriyete karşı, Atatürk'e karşı  düşmanca yanlış fikirlerle doldururken,  sen Atatürkçü, Kemalist düşünceyi kaç kişiye anlatabildin?

Gerçekleri dile getirebildin mi?

Etrafında kaç tane gerçek Atatürkçü kişi var? Partinin tabanı sağlam, ancak idari kademe zayıf.

İl örgütlerin, ilçe örgütlerin topluma Mustafa Kemal Atatürk'ü ve onun fikirlerini, düşüncelerini, çağdaş, ileri görüşlülüğünü, anlatabiliyorlar mı?

TC tabelalardan kaldırıldı, Türk'üm Doğruyum andı kaldırıldı, şimdi anayasanın ilk dört maddesinin kaldırılması hususunda çalışmalar var. CHP yöneticileri hangi tedbirleri alıyor, bunun olamayacağını halka arz edebiliyor, halkı bilgilendirebiliyorlar mı?

 Altı oktaki ilkeleri yeterli savunulabiliyorlar mı?

CHP’nin bu yönetimi, illerdeki ilçelerdeki bu teşkilatları ile bundan sonra da hiçbir atılım yapamayacağı kana atındayım!

Bugüne kadar kendisine hizmet edenlerin yanında olmadığı gibi, kendi aralarında anlaşmazlıklar ve ne kadar pasif kişiler varsa onların yönetime getirilmesi, önümüzdeki Belediye seçimlerinde de CHP’nin çok zor günler yaşayacağına delalettir.

Büyük şehirleri kaybettiğiniz de, bakın gelecekte neler olacaktır. Ülkede neler değişecektir!

Kayseri’den CHP Milletvekili olan Aşkın Genç gazetelerin karşısına geçip, gururla ne demişti: “Kayseri’de partisinin oyunun arttığını ve 1977 yılından sonra ilk kez Kayseri’de 2 milletvekili kazandıklarını” söylemişti.

Sayın Genç, bu milletvekilliğini nasıl kazandınız? Kimin sayesinde kazandınız? CHP’ye gönül verenler canlarını dişlerine taktılar, hiçbir karşılık beklemeden çalıştılar, uğraştılar ve sizleri Meclise gönderdiler. Peki şimdi siz size hizmet eden bu insanların ufacık bile olsa dertleri ile ilgileniyor musunuz?

Demokrasiyi kendi içerisinde uygulayamayan, üyelerine sahip çıkamayan, onların dertleri ile ilgilenmeyen, yardım etmek bir yana, köstek olan bir anlayış içerisinde olan CHP’den bugün üzülerek istifa ettim.

Bu köşe yazımda, gerçekleri liderlerine söyleyemeyen parti milletvekillerine de sesleniyorum. Gerçekleri söyleyin. Bu gidişle, hayat boyu CHP’si iktidar olamaz.

Değişim şart, ancak yeni bir arayış değil, Tek Yol Mustafa Kemal Atatürk’ün yoludur. Bu yolu bulun ve bu yolda yürüyün. İşte Değişim budur.

Sevgili okurlar, şunu da çok iyi biliyorum ki, bir atasözü vardır, sen ne söylersen söyle, İmam bildiğini okurmuş. Elbette İmamın okuyacağı değişmez sözlerdir. Bu nedenle bildiğini okuyacaktır.

Ancak, biz ne dersek diyelim, Kılıçdaroğlu ve CHP de bildiğini okumaya devam edecektir. NOKTA.

Rukiye DEMİR

10.07.2023

 

 

 


25 Şubat 2023 Cumartesi

Deprem Felaketinin gerçek nedenleri ve çözüm yolları

 

DEPREM FELAKETİ,

ATATÜRKÇÜ KENT POLİTİKASI

ve AFETSİZ KENTLER MODELI

Doç.Dr.Çetin Göksu

Kent Planlama ve Güneşkentler uzm.

Konu: Deprem felaketler, Küresel Isınma ve "Afete Dayanıklı Kentler Modeli"

Doğu Anadolu Fay Hattı nerelerden geçiyor? AFAD Türkiye ...

Güneydoğuda 10 ilde meydana gelen büyük deprem felaketi, Türk Kentleşme Politikasının,  "IFLAS" ettiğini gösteriyor. Türkiye’de yapılan kentlerin, yanlış olduğunu kanıtlıyor. Yanlış politikaları ve yanlış planlama tekniklerine dayanarak yapılan kentler olduğunu gösteriyor.

DEPREMİN YARATTIĞI YIKIM ve NEDENLERİ

Şüphesiz ki bu büyük felaketin nedeni, depremden daha çok yanlış kentleşme politikasından, yanlış planlama yaklaşımlarından,   yanlış inşaat sistemlerinden kaynaklanıyor.

Bu korkunç ve korkunç olduğu kadar anlamsız kent modelinden derhal vazgeçilmelidir. Aksi takdirde, Türkiyeyi daha büyük felaketler, daha büyük yıkımlar bekliyor.

Diğer taratan, Kahraman Maraş Merkezli Güney Doğu bölgesi depreminin bölgede yarattığı felaketin sonuçları söyle özetlenebilir;

  1. Deprem Bölgede çok büyük bir “İnsanlık Dramı” yaratmıştır.
  2. Onbinlerce ölüme, yüzbinlerce yaralanmaya neden olmuştur.
  3. Bölge Ekonomisi büyük ölçüde çökmüştür.
  4. Milyonlarca insan için, barınma, beslenme, hayatta kalabilme sorunları yaratmıştır.
  5. Büyük bir iç göç hareketi başlatmıştır.
  6. Deprem felaketi, büyük bir sosyal çöküşe, toplumsal bir depresyona neden olmuştur.
  7. Deprem bir anlamda kentleri tuzla buz etmiş, ortaya çıkan kargaşa, ilerde onarılması güç toplumsal, kültürel, ekonomik ve psikolojik sorunlar yaratmıştır.

FELAKETİN NEDENLERİ

TOPLUMSAL DUYARSIZLIK.

Felaketin nedenlerinin başında, toplumsal duyarsızlık gelmektedir. Bazı dinci kesimler maalesef, doğal felaketleri Allahı takdiri olduğuna inanıyor.  Bu akil dışı yaklaşımı Türkiye'nin geleceği açısından son derece tehlikeli olabilir. Çünkü ölümlerin sebebi, doğal felaketler değil, insan eliyle yapılmış kentlerdir, binalardır. Halkımıza önemli bir görev düşüyor, seçimlerde, hurafelere inananlara degil, ehliyetli insanlara,  sağlıklı kentleri kurabilecek, partilere ve adaylara oy versinler. Çünkü her yanlış oy onlara bir felaket olarak dönebilir.

YANLIŞ PLANLAMA YÖNTEMİ

Deprem sonuçları mevcut imar planlama yaklaşımının yanlış olduğunu gösteriyor. Nitekim mevcut imar yasasına göre kurulan kentlerin, son yıllarda imar planları Kentlerde meydana gelen  doğal felaketleri önleyecek bir yaklaşım olmadığı, çok kesin biçimde ortaya çıkmıştır. Bir planlama modeli, imar yasası, çağdaş ve sağlıklı yeni bir kent yasası ile derhal değiştirilmelidir.

KENTSEL RANTLARA, SPEKÜLASYONLARA,

SOYGUNLARLARA SON VERİLMELİDİR.

Mevcut imar mevzuatı, kentlerde adeta bir soygun düzeni yaratmıştır. Rüşvet Yandaş kayırma, imara uygun olmayan alanlara imar verilmesi,  İhalelerde meydana gelen yolsuzluklar, inşaatlarda yapılan yanlışlar ve eksik kullanımlar, denetimsizlik, sağlıksız dayanıksız, kentlerin ortaya çıkarmıştır. Kentlerde meydana gelen bu soygun düzeni, aslında vahşi kapitalizmin bir sonucudur. Kesinlikle değiştirilmeli, Rüşvetler, yolsuzluklar, Yandaş kayırma dönemine son verilmelidir. Sağlıklı yapılaşmanın önü açılmalıdır.

YANLIŞ KENTLEŞME POLİTİKASI DEĞİŞMELİDİR.

Bugün Turkiyede yanlış "Kentleşme Politikası" uygulanmaktadır, Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk’ün önderliğinde başlatılan "Dengeli Kalkınma Modeli" terkedilmiş, bunun yerine, plansız programsız, "Köyden Kente Göç" hareketi başlatılmıştır. Vahşi kapitalist sistemin ve uluslararası kartellerin beklentileri doğrultusunda teşvik edilen gelişigüzel göçler, Türkiye'nin beşeri coğrafyasını  allak bullak etmiş, aşırı büyüyen, içinde her türlü toplumsal sorunların kaynaklandığı kentler dönemini başlatmıştır. Diyebiliriz ki Türkiyenin bütün sorunları, aşırı büyüyen bu kentlerde meydana gelmiştir. İşsizlik, açlık, uyumsuzluk, terörizm, kavga, kargaşa, tecavüzler, sahtekarlık vb sorunların temelinde kentlerin,  bu aşırı ve hızlı büyümesinden kaynaklanıyor. Diğer taraftan kentler, dış odaklı finans sistemlerine bağımlı hale gelmiş, kentlerin yaşam kaynakları, yabancı güçlerin eline geçmiştir.

KENTLERİ BEKLEYEN TEHLİKELER

Kentlerdeki aşırı büyüme ve gereksiz yoğunlaşma, kentleri bir çok tehlike ile karşı karşıya getirmiştir. Bu tehlikelerin başında, depremler, seller, heyelanlar geliyor. Diğer taraftan, açlık  yoksulluk, işsizlik kentlerde yaygınlaşmış dışa bağımlılık aşırı derece atmıştır. Bir savaş tehlikesinde ya da beklendiği gibi bir "Enerji veya gıda  krizinde", kentlerin ayakta kalması mümkün görünmüyor. Savaş tehlikesinin arttığı, üçüncü dünya savaşının konuşulduğu bu günlerde,  tedbirler alınmalı, “Kendine Yeterli Kentler dönemi” derhal başlatılmalıdır.

KÜRESEL ISINMA ve KENT PLANLAMA STANDARTLARI

Küresel ısınma nedeniyle, kentlerde yaşanan felaketlerin yoğunluğu ve şiddeti artmıştır. 2000 binli yıllardan önce geliştirilen kentsel Standartları artık geçerli değildir. Bu standartlara göre yapılan planlar, iklim değişikliğinin getirdiği yeni yüklere hazır değildir. Bu nedenle, imar yasası ile birlikte kent ve yerleşim planlama standartları, küresel ısınma dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir.

YETERSİZ MEVZUAT,

Kentlerin yaşamla, sağlıkla, depremle, inşaatla ilgili mevzuat değişmeli yeni gelişen koşullara uygun hala getirilmeli, kentsel gelişim ve inşaat denetim sistemleri değiştirilmelidir. Kısaca diyebiliriz ki, son yıllarda hızlı gelişmeler, kentlerde Devrim yapmayı zorunlu hale getirmiş, yeni kent modellerinin, yeni planlama yöntemlerinin, yeni yönetmenliklerin geliştirilmesine şiddetle ihtiyaç vardır.

SAĞLIKLI VE SAĞLAM KENTLER

Herseyden önce insana önem veren, parayı değil, insan sağlığına, yaşamına önem ve öncelik veren, iklim değişikliği ile artan felaketlere karşı dayanıklı kentler dönemi başlatılmalıdır.

CUMHURIYET KENTLER, CUMHURIYET KÖYLER

1920 lerde kurulan Türkiye, Atatürkün önderliğinde her alanda büyük ilerlemeler yapmış, örnek ve özgün "Bağımsız Devletler Modelini" başlatmış, dünyaya örnek olmuş, birçok ülkenin bağımsızlık yolunu açmıştı. Modelin en büyük özelliği  ise, Uygarlık yolunda yaptığı hızlı ilerlemelerdir. Yabancıların, TÜRK DEVRİMİ (La Revolution Turque) dediği bu devrim, aslında dünyanın beklediği, insancıl, Doğa ile uyumlu,  yurtta dünyada barışı hedefleyen, bir "TÜRK UYGARLIK" Projesidir.

Türk  Uygarlığını gerçekleştirmek ve Cumhuriyeti sağlam temellere oturtmak için,  Kent ve Cumhuriyet Köy modelleri geliştirildi, uygulamalar başlatıldı. Daha sonra, halk evleri kurularak, "Halkla birlikte Halk için, TOPYEKÜN KALKINMA HAREKETI başlatıldı. Atatürk döneminde, Köylerde ve kentlerde başlatılan devrimler sayesinde, hem 500 milyar dolara yakın Osmanlı borcu ödendi, hem de Türkiye hızla kalkındı, dünyanın en kalkınmış on ülkesi arasında yerini aldı.

Ancak Atatürk’ün ölümünü fırsat bilen dış ve iç odaklar, Türk Devrimini durdurdular ve büyük ölçüde tasviye ettiler. Bugün Batı taklitçiliği altında ezilmiş,  spekülasyona yenik düşmüş, yabancı odaklara bağımlı hale gelmiştir. Türkiye bir an önce, Atatürk döneminde başlatılan, Güneş Uygarlığı kapsamında, çağın koşullarına uygun hale getirmelidir. Sağlıklı, afetlere dayanıklı, petrole değil Güneşe dayalı  Cumhuriyet Kentler ve Köyler dönemini yeniden başlatmalıdır.

GÜNEŞ KENTLER, SAĞLIKLI BİR YAŞAM

Güneş kentlerin en önemli özelliği, her alanda kendine yeterli olmasıdır. Sevgi odaklıdır, tecavüzlere, terörizme asla izin vermez, tüketici değil üreticidir,  açlığa, işsizliğe yer vermez, havayı, çevreyi kirletmez. Güneşkentler, geleceğin, aydınlık ve ışıklı kentleridir. kentlerde barışı sağlar. Güneş kentlerin diğer özelliği, insan yaşamına önem veren, afetlere dayanıklı kent modeli olmasıdır. Bu nedenle Güneş kentlere AFETSİZ KENTLER'de denir.

AFETSİZ KENTLER DÖNEMİ BAŞLATILMALIDIR

Türk insanı afetlerden, ölümlerden, yıkımlardan korumak isteniyorsa, derhal ve hiç vakit kaybetmeden, AFETSİZ GÜNEŞ  KENTLER DÖNEMİ  başlatılmalıdır.

AFETSİZ KENTLER NASIL GERÇEKLEŞİR?

  1. Adım, Güneş Kentler Yasası çıkarmak

Afete dayanıklı kentleri gerçekleştirmek için ilk yapılması gereken, yeni bir planlama anlayışını getirmekle başlar. İlk yapılması gereken şey, Afet bölgelerine özel, Afetlere dirençli kentler yasasının çıkarılmasıdır. Bu planlama modeli sayesinde, hem doğal, hem de bütün afetlerden etkilenmeyen kentler dönemi başlatılır.

2-Adım, AFETSİZ KENTLER STRATEJI PLANI. Depremde zarar görmüş kentler, Afetsiz "Kentler Strateji Planı" yaparak çalışmaları hemen başlatabilirler. Yeni bir plan yapmadan yapılacak hersey, spekülasyona, vurguna kapı açacak, kentlerin sağlıklı gelişmesini önleyecektir.

3-Adım. TOPYEKUN KALKINMA HAREKETINI BASLATMAK. Öncelikle yaralar sarılmalıdır. Bozulan ekonomiyi ve toplum hayatı düzeltilmelidir. Ancak bütün bunları yapabilmek için, yeni heyecanla başlayacak olan, topyekün kalkınma dönemidir. Yeni plan sayesinde, yıkılan kentlerde, bir nevi seferberlik hareketi ile, hem kısa zamanda kentin yaraları sarılacak, hem de hızlı bir kalkınma hareketi başlatılacaktır. Plansız programsız yapılan herşey, zaman ve para kaybına sebeb olur, rüşvet ve yandaş kayırma yüzünden, felaketler için ayrılan kaynaklar heba olur.

Sonuç

Türkiye bir deprem ülkesi olduğu kabul edilerek, geçmişteki felaketlerden ders alınarak, spekülasyona vurguna açık, niteliksiz,  doğal felaketlere dayanaksız, "İlkel Kentler" dönemine son verilmeli, DENGELİ KENTLESME, SAGLIKLI ve SAGLAM KENTLER dönemi derhal başlatılmalıdır.

 

Doç. Dr. Çetin Göksu

Kent Planlama ve

Güneşkentler uzm.

9 Nisan 2022 Cumartesi

Atatürk ve Eğitim

 ATATÜRK VE EĞİTİM

   

Araştırmacı-Yazar: VELİ ZOR

Atatürk bir ulusun yaşamında, eğitimin önemini en iyi anlamış, anlatmış, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu ve yirmi birinci yüzyılın en büyük devlet adamıdır.

Şöyle diyor ulu önder Atatürk: 

“Benden sonra beni benimsemek isteyenler bu temel esas üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar” 

Bu sözü ile M.K.Atatürk;  kurduğu Cumhuriyete sahip çıkılmasını ve daha fazla çalışarak bilimde ileri bir düzeye  erişilmesini  arzu ve temenni etmiştir.

 Atatürk eğitimin dogmalardan hurafelerden arındırılarak bilimsel temellere dayalı olması gerektiğini vurgulamıştır.

 22 Eylül 1924’de yaptığı bir konuşmada:

“Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir fendir. Bunun dışında mürşit aramak gaflettir” 

demiştir.

Atatürk eğitimin bilimsel yöntem ve ilkelere göre yapılması gerektiğini şu cümlelerle anlatmıştır:

“Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir doğma, hiçbir donmuş, kalıplaşmış kural bırakmıyorum” ve “Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.”

 Atatürk’ün ön gördüğü Cumhuriyet Eğitimi yaygın, demokratik, halkçı bir eğitimdir.

Yani Türk milletinin yetişmesini, gelişmesini ve kültürlü vatandaşlar olmasını sağlayan bir eğitimdir.

Okul dışında kalmış genç ve yaşlıların eğitimini kapsayan yaygın eğitim ve halk eğitim kavramlarını ülkeye ilk olarak Atatürk getirmiş, Halk evleri özellikle bu amaç için kurulmuştur. 

Yeni alfabenin kabulünden sonra millet mektepleri de bu planın bir parçasıdır. 

Atatürk diyor ki: 

“Kadınlarımız erkeklerden daha verimli olgun ve bilgili olmaya mecburdur. Eğitimin baş amacı, kadınları her bakımdan iyi yetiştirmek suretiyle ülkeyi dinamik ve güçlü yapmaktır.”

Atatürk karma eğitim sisteminin temel ilke olması gerektiğini de vurgulamıştır. 

Okullarda kız ve erkek öğrencilerin bir arada okumasını istemiştir.

Çağdaş öğrenme ve öğretme ilkelerinin 1924 ilk okul programında yer aldığını ve cumhuriyetin ilk yıllarında bu ilkelerin uygulanması konusunda önemli bir çabanın olduğunu ve başarıldığını görmekteyiz. 

Atatürk eğitime ne kadar çok önem verdiğinin bir kanıtı olarak; Kurtuluş Savaşı sırasında Sakarya Muharebesinin yaklaşmakta olduğu zor koşulların geçerli olduğu, 1921 temmuzunda cepheden Ankara’ya gelerek, 16-21 temmuzda birinci maarif kongresini toplamıştır. Toplantıda tüm öğretmen temsilcileri hazır bulunmuştur.

Atatürk 1923’te Eskişehir de geleneksel eğitimin toplumsal yaşama ve devlet idaresine olan olumsuz yansımalarını belirten bir konuşma yapmıştır. 

Atatürk Türkiye Cumhuriyetinin korunması için Milli Eğitimde disiplin, öğretmen ve eğiticilere önem verilmesi, bilime ve bilim adamlarına önem verilmesi gerekliliği üzerinde durmuştur. Atatürk, eğitimde kadın erkek eşitliğine önem vermiştir. “Milli Eğitim sistemi bilime dayalı olmalı” demiştir.

Öğretmenlere “Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” diyerek güvenini ve saygısını ortaya koymuştur. 

Atatürk milli bir liderdi; Eğitimin milli olmasını, öğretimde birlik sağlanmasını bilimsel olmasını ve yaygınlaştırılmasını çok önemsiyordu. Atatürk, “Eğitimimiz uygulamalı” olmalıdır demiştir.

Atatürk temel eğitim politikasında iki temel hedef göstermiştir:

1-Cehaletin yenilmesi

2-Türk ulusunun çağdaş uygarlık düzeyine hatta üzerine çıkartılması.

Atatürk eğitim sistemini ezbercilikten kurtarıp, yaratıcı, eleştirici, laik, uygulamaya dayalı bir eğitim sistemi önermiştir. 

1 Mart 1922 ve 1 Mart 1923’te T.B.M.M.de konuşmalarında uygulamalı eğitime vurgu yapmıştır. Eğitimin laik olması gerektiğini her defasında vurgulamıştır.

Bugün ne yazık ki, 21’inci yüzyıla girerken eğitim uygularımıza baktığımızda aktif öğrenmenin gerçekleştirilemediği, uygulamalı ve bilimsel eğitimin olmadığı, laik eğitimden süratle uzaklaşıldığı görülmektedir. 

Milli eğitim sadece kağıt üzerinde kalmış, çağdaş uygarlık düzeyi de çok gerilerde bir hedef durumuna gelmiştir.

VELİ ZOR

ÖZGEÇMİŞ:

20.02.1957 yılında Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Yukarı Karaköy’de doğdum. İlkokulu Ankara Yeşilöz ilköğretim okulunda okudum. Ortaokulu Hasköy orta okulunda, lise  öğrenimimi de  Ankara Aydınlıkevler lisesinde tamamladım.

1976 yılında Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi Sanat Tarihi bölümünde yüksek öğrenimime başladım. 1982 yılında mezun oldum.

Öğretmen emeklisiyim, şairim ve Kültür Bakanlığına bağlı İLESAM üyesiyim . Evli ve bir kız babasıyım.


20 Eylül 2021 Pazartesi

Atatürkçü Düşünce Derneği Başarılı olamadı!

 ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ BAŞARILI OLAMADI?

HÜSNÜ MERDANOĞLU

(Hüsnü MERDANOĞLU[1)
[1] Önceki dönemlerde ADD Eğitim Komisyonu Başkanı, Genel Disiplin Kurul Üyesi, Bilim Kurulu Üyesi görevlerinde bulanan, Araştırmacı Yazar.)

(ADD üyelerini bilgilendirme amaçlıdır).

Öncelikle belirtmek isterim ki; “Atatürk” adının geçtiği her kurum, kuruluş, kitap, yazı ve benzeri çalışmaların, Atatürk’e ve O’nun yapıtlarına yarışır olacak düzeyde başarılı olmalıdır. Çünkü “Atatürk” demek “başarı” demektir.

Atatürk’ün aramızdan ayrılmasından sonra;

*Halk evleri ve Köy Enstitülerinin kapatılması, Atatürk’ün ve Onun ilke ve devrimlerinin millet ile bütünleşip kaynaşması tamamlamamış,

*Kurtuluşumuzu ve kuruluşumuzu gerçekleştiren Kemal Atatürk’ün[1] dayanakların oluşturan; Müdafaa-i Hukuk, Kuvay-ı Milliye ve Redd-i İlhak gibi derneklerin dahası, Temsilciler Kurulu’nun (Heyet-i Temsiliye’nin) ulusalcı görevlerini üstlenmek üzere, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurulması gündeme gelmiştir.

Bu bağlamda;

*Atatürk’ün; “devrim ve ilkelerinin gelecekte de egemen olmasına katkıda bulunmak ve onlara bekçilik yapmak zorunluğu duyarak”,

*”Atatürk’e ve Atatürkçülüğe inananların bir araya getirerek, güç ve enerjilerini birleştirip, dinamik nitelikte Atatürk devrimleri doğrultusunda ve karşı devrimcilerin, ulusun düşünce yapısında geriye dönüşe yönelik çaba ve girişimselden Türk toplumunu korumak için, aydınlatıcı ve uyarıcı hizmetler verebilmelerini gerçekleştirme”amacı ile

1989 yılında, Prof. Dr. Muammer Aksoy’un (kendileri ADD Genel Başkanı iken yaşamdan koparılmıştır) başkanlığında,

50 kurucu tarafından kurulan, ADD’nin,günümüzde kuruluş amacı doğrultusunda başarılı olduğunu söylemek, ne yazık ki mümkün değildir.

                          ****************

[1] Bu vesileyle Resmi Gazete’de yayınlanmış olan tüm yasa ve diğer yazılı hukuk kurallarını tek metin şeklinde derlenmesi çalınmalarına katılan uzmanlardan biri olarak, bilgi bağlamında belirtmek isterim ki; Kemal Atatürk’ün, yasa ve resmi belgelerdeki imzaları, doğal olarak bulunduğu görev ve unvanlara göre değişiktir.

Doğumunda “Mustafa” adı konulan Atatürk’e öğrenciliğinde öğretmeni “Kemal” adını vermiş, “Mustafa Kemal” olarak anıldığı süreçte; teğmen rütbesiyle başladığı mesleğinde, tabur, alay komutanlığından bulunmuş, generalliğe (paşalığa) yükselmiş,

“Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri”, “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti adına”, “Heyet-i Temsiliye Başkanı”, “TBMM Başkanı”, “Başkomutan” ve “Cumhurbaşkanı” unvanlarını taşımış,

Sakarya Savaşı’nda “Gazi” olduğu için 19 Eylül 1921’den itibaren “Gazi Mustafa Kemal Paşa” olarak anılır olmuş,

1934 yılında her Türk vatandaşının için soyadı olması zorunlu kılınması nedeniyle, 24 Kasım 1934’de 2258 Sayılı Yasayla, “Atatürk” soyadını almış, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk” olarak anılmaya ve yazılmaya başlanılmış ve bu unvanları altına imzalar atmıştır.

Ancak Atatürk, yaşamının son dönemlerinde; “Kemal Atatürk” imzasını kullandığı (bir anlamda adını ve soyadını somutlaştırdığı) görülmektedir.  

                                                ********************

Hatırlamak gerekir ki; yurdumuzu düşman işgalinde kurtaran, birçok alanda ulusalcı kararlar alan, Başkomutanına yetki veren, kuruluş ilkelerimizin temelini atan İlk Meclis;

*Dernek statüsünde olan “Anadolu ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” ve bu derneğin daha örgütlenmiş yapısı olan Temsilciler Kurulu (Heyet-i Temsiliye) tarafından toplantıya çağrılarak, yasallık kazanmış, kurtuluşu gerçekleşmiştir.

Yani; dernek konumumda olan bir kuruluş, kurtuluşa giden yolu açmış, mutlu sona ulaşmayı başarabilmiştir.

Bu başarıya ulaşmak için;

*Henüz işin başında, Erzurum Kongresi günlerinde kurtarıcı ve kurucu Mustafa Kemal Paşa; “yürüyeceğimiz yol tehlikelerle, çetinliklerle, hatta ölmek ve öldürmek ihtimalleriyle dolu” olduğu uyarısında bulunduktan sonra alınan kararlar içinde;

*Kongrece seçilmiş bir Temsilciler Kurulu (Heyeti Temsiliye) eşgüdümünde;

*(Kuvayı Milliye’yi –Ulusal Güçleri– etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak)[1]için, her biri derecelerine göre diğerine bağlı olmak üzere,

*Köy ve ma­hallelerden başlayarak; nahiye, kaza, sancak, vilayet, “bağımsız sancak” bölüşümüne tabidir.

*Köy, nahiye, kaza ve bağlı sancaklarda yönetim kurulları (heyeti idareler) ve bağımsız sancaklarla vilayetlerde merkez kurulları (heyeti merkeziyeler)  halkı aydınlatmak için görev üstlenmeleri kararlaştırılmıştır.

**

ADD’nin ilk yöneticileri bu bilinçle, Kemalizm’in temel hedefinin “Tam Bağımsızlık” olduğu anlayışıyla, kısıtlı olanaklara karşın bu konuda kitap yayınlayarak, halkın aydınlatılmasına başlamışlardır.

31 Ocak 1990 günü yaşamdan koparılan, Merhum Muammer Aksoy’dan sonra yönetime gelen Genel Başkanlardan sonra, ADD Genel Başkanı olan Suphi Gürsoytrak döneminde;[2]



[1]Doğrudan doğruya Mustafa Kemal Paşa’ya ait olan bu formül; Anadolu’da ulusal düzeyde bir örgütlenme düşüncesinin özünü anlatmakla birlikte, (Şevket Süreyya Aydemir,Tek Adam,Birinci Cilt, Remzi Kitapevi, 4. Baskı, İstanbul, 1971, s.,147) Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasından, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına dek uzanan süreçte, Atatürkçü (Kemalist) devlet modelinin özünü de oluşturan ulusal bir formüldür. Atatürk, Ulusal Kurtuluş’tan sonra, İzmir İktisat Kongresi için gittiği İzmir’de halk ile yaptığı söyleşide Erzurum Kongresi’nden söz ederken; “Erzurum Kongresinde açık olarak dile getirilmiş olan iki kelime vardır. O kelimeler, bağımsızlık ve egemenlik kelimeleridir”demiştir. Atatürk’ün Bütün Eserleri,cilt: 15, s., 64.

[2]ADD’nin 3 üncü Olağan Kurultayı 29 Mayıs 1994 günü yapılmış, Genel Başkanlığa Süreyya Hami Şehitoğlu seçilmiş ise de, maalesef merhum Şehitoğlu; 31 Mayıs 1994 günü ameliyat sırasında Hakka yürümesi üzerine, M. Suphi Gürsoytrak Genel Başkanlığa getirilmiştir.

                                                      *************

*ADD şube sayısını 70’den, 300’e yükselmiş,

*Derneğin yayın organında yaklaşan emperyalist tehlikelere dikkatleri çeken yazılar yazmış, dergiler Anadolu’ya dağıtılmış,

*(O dönemde, Genel Merkez Eğitim Komisyonu Başkanlığı olarak bilmekteyim ki) Dernek bütçesinden bir kuruş almadan tamamı gönüllülerce karşılanan 500 kadar öğrenciye harçlık verilmiş,

*200 kadar öğrenci de, ADD’nin o dönemde kamuoyunda yarattığı saygınlıktan yararlanılarak, özel dershanelere ücretsiz yerleştirilmiş,

*Halen hizmet veren ADD Genel Merkez binasını, gönüllülerin de katkıları [1]ile Dernek adına satın alınmış,

*Sayın Gürsoytrak’ın, Kemalist dik duruşu dikkat çekmiş olacak ki, ADD Genel Merkezi’ni bombalamak amacıyla, 27 Şubat 1995 günü ADD Genel Merkezi tuvaletinde düzeneği hazırlarken Cahit adında bir kişinin elindeki bomba patlamış, kişi parçalanmıştır.[2]

Merhum Gürsoytrak’ın, ADD Dergisinin Mayıs 1996’da yayınlanan 25. sayısında belirttiği üzere;

Görevi süresince bir taraftan nicelikli büyümemiz sağlanır ve örgütsel noksanlarımız giderilirken, diğer taraftan düşünsel alanda Atatürkçü Düşünce Felsefesi doğrultusunda üyelerimizin ve halkımızın aydınlatılmasına, bilinçlendirilmesine büyük önem verilmiştir”.

Bu bağlamda; 

*Ankara’nın gecekondu semtlerine gidilerek, halkımızı aydınlatma görevi o denli başarılı olmuştur ki, Genel Merkeze gelerek kendi mahallelerine de konuşmacı gönderilmesini isteyen her kesimden yurttaşlarımız olmuş,

*Ankara Valiliğinden alınan izin doğrultusunda Ankara’nın her seviyedeki okullarına (İmam Hatipler dâhil) konuşmacılar gönderilmiş,

*Kimi kez Dernek Genel Merkezi binasının merdivenleri bile yurttaşlarımızın ilgisinden dolmuş, taşmış,

*Bir ayda, on bin başvurunun üye kaydının yapıldığı günler yaşanılmış,



[1] ADD Genel Merkezi alımında en büyük maddi katsıyı veren Sayın Yüksel Türkay Hanımefendiyi saygı ve minnetle anmak isterim. (Tüm aramalarına karşın kendilerine ulaşamadım. Yaşayıp yaşamadığını bilemiyorum).

[2] Adı geçenin cesedinin parçaları, ADD’nin sembol isimlerinden “Şapkalı Kadın-Kara Seher” olarak bilinen ve 29 Ağustos 2021 günü Hakka yürüyen Seher Yıldırım temizlemiştir. Kendisini saygı ve rahmetle anarım.

                                                     *****************

*Bu üyelerin uzmanlık alanları ve isteklerine göre ADD amaçları doğrultusunda, görevler verilerek, yararlı sonuçlar alınmış,

*ADD amaçları doğrultusunda hizmetler üretmek, ADD’ye ekonomik destek sağlamak amacıyla ATA VAKFI kurulmuş (daha sonra bu Vakıf’a, Gölbaşı Gölü’nü gören oldukça kıymetli bir arazinin tahsisi sağlanmış, bu araziye sahip çıkılmadığı için Hazine tarafından geri alınmış olmalı). 

*Ülkemizin birlik ve bütünlüğünden yana olan kuruluşlarla, iş ve güç birliği çalışmaları başlatılmıştır.

**

Atatürkçü kuruluşların ulusal güç birliği oluşturma girişimlerinin başlatıldığı aşamada, Genel Başkan Suphi Gürsoytrak’a karşı yönetim içinde bir muhalefet hareketi de başlatılmıştır.

Bu muhalefet girişimi sonrasında, kendi listesinden yönetim kurulu üyeliğine gelen arkadaşları,Suphi Gürsoytrak’a güvensizlik oyu verilerek Genel Başkanlıktan düşürülmüştür.[1]

18-19 Mayıs 1996’da yapılan 4 üncü Büyük olağan Genel Kurulu sonucunda; Suphi Gürsoytrak’ın listesi kazanmış[2] ve Gürsoytrak yeniden genel Başkanlığa seçilmiştir.

Ünsal Yavuz ile Tevfik Kızgınkaya’nın, Gürsoytrak’a muhalefet ederek Genel Başkan Yardımcılıklarından ayrılmaları, Ningur Noyanalpan, H.EmreAltınışık, Vahit Yılmaz, Burhan Apaydın’ın muhalefete katılmaları ile 24.11.1997 günü yapılan Genel Merkez Yönetim toplantısında, Gürsotrak’a güvensizlik önerisi verilmiş,[3]

Zamansız ölümü Kemalistler için bir kayıp olan, Kemalist kişiliğini ruhuna yansıtmış bulunan güler yüzlü, güvenilir ve saygın kişilikli Av. Mehmet Uğurlu ile aynı niteliklere sahip olan, Derneğin kurucularından (kuruluş için gerekli maddi yardımı yapan)  Dr. Ziya Tinel’in tüm çaba ve gayretlerine karşın İlk Olağanüstü Genel Kurul için adım atılmıştır.[4]



[1] Hatırlatmak isterim ki, çok saygın ADD Genel Başkanlarından biri olan Ertuğrul Kazancı da yine kendi listesinde yönetime gelen bir arkadaşının, güven oylamasınınım yapılacağıYönetim Kurul Toplantısına katılmamak için, bir bahaneyle Ankara’yı terk etmiştir. Merhum Ertuğrul Kazancı da, Suphi Bey’in akıbetine uğramıştır.

[2] Bu genel kurulda sonucunda; Gürsoytraklabirlikte M.TevfikKızgınkaya, Prof. NingurNoyanalpan, Prof. Ünsal Yavuz, Av. Mehmet Uğurlu, Vahit Yılmaz, Prof. Mustafa Altıntaş, Hüseyin Emre Altınışık (Şimdiki ADD Genel Başkanı), Prof. Özer Ozankaya, Av.Burhan Apaydın ve Nilgün Ersoy yönetime gelmişlerdi.

[3] Yukarıda adları anılan yönetim kurul üyelerinden; Nilgin Ersoy, Av. Mehmet Uğurlu’nun,  Gürsoytrak yanında yer aldıklarını anımsıyorum.

[4] Bu isimleri yeni üyelerimiz bilmeyeceği için, özellikle adlarını anarak onlara olan saygımı ve rahmet dileğimi yenileme istedim.

                                                        *********************

8 Şubat 1998’günü yapılan ve Suphi Gürsotrak’ın listesindeki adayların çoğunun yönetime taşınmasıyla sonuçlanmış,

ADD Dergisinin Şubat 1998 sayısında dernek içinde;“‘çağdaş mandacı” örgütlerden söz edilmiş olması,

ADD’nin kuşatma altına alındığının, bir anlamda habercisi olmuştur.

**

Haziran 1998’de yapılan 5 inci ADD Olağan Genel Kurul sonrası Genel Başkanlığına seçilen, Anayasa Mahkemesi Başkanı iken emekli olan Sayın Yekta Güngör Özden’in,[1] kapağında kendi özdeyişinin yer aldığı ADD Dergisinin, Haziran 1998 sayısında;

“Birbirimizi dinleyecek, sevecek, sayacak, Genel Merkezle sıkı iş birliği içinde, aykırılık ve çelişkilere düşmeden bayrağı daha yükseklere çıkararak bizden sonrakilere teslim edeceğiz” içeriğindeki görüşleri,ne yazık ki ADD’ye yansımamıştır.

**

Bu süreçte verilecek örneklerden biri, ADD İzmir Şubesi’nin kapatmış olmasıdır.

Konu ile ilgili söylenmesi gerekenleri, Kemalizm’in çok iyi anlaşılması için oldukça ciddi yapıtlar yayınlayan,[2]  kimi kitaplarını ücretsiz dağıtan, 15 Haziran 1920 günü Hakka yürümüş olan, Merhum Metin Aydoğan’a bırakmak istiyorum:

İzmir ADD Şubesi yönetimine geldikten sonra dört yıl boyunca;

*Demokrasi okulu özelliğinde çalışan,

*Katılımcılığı artırıp sosyal ilişkileri iyileştiren,

*Birlikte çalıma hazını ilk kez edinen insanların, birer toplum önderi olma düzeyine yükselmelerin sağlayan,

*Tüm Ege Sahili’nin “Atatürkçü Düşünce Derneği” afişi ile donatan ve bu nedenle, dönemin İzmir Belediyesi Başkanlığın tarafından önemli miktarda para cezasına çarptırılan,



[1] İtiraf etmeliyim ki Sayın Yekta Güngör Özden’in, basına ve TV’ye yansıyan demeç ve söylemelerinden etkilenerek kendileri ile görüşüp, emekli olduktan sonra ADD’nin başına geçmesini önerenlerden biri de benim. Haziran 1998 günü Millî Eğitim bakanlığı Şura Salonunda yapılan Genel Kurul’da kürsüye çıkıp; kendi listesinin (diğer adayların listesinden ayırmak için) “beyaz liste” olduğunu, kendi listesinde olmayanlarla çalışmayacağı içeriğindeki konuşmasından sonra,  bu yaklaşımlarını hukukçuluk ve demokrasiyle bağdaştıramadığım içindüşüncem değişmiştir.

[2]Kendini Kemalist olarak yetiştirmek, Kemalizm’i kıymetini bilmeyenlere karşı yeterli bilgi birikimine sahip olmak isteyen için, Metin Aydoğan’ın yapıtlarının kimilerini hatırlatmak isterim: *Ülkeye Adanmış Bir Yaşam(2)  *Atatürk ve Türk Devrimi,  *Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı, *Nasıl Bir Parti Nasıl Bir Mücadele, *Bitmeyen Oyun, *Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler, Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye (2 cilt), Avrupa Birliği'nin Neresindeyiz? Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma, *Antik Çağ'dan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler(AÇKYGT) (2 cilt), *Türkiye Üzerine Notlar: 1923 – 2005, *Türkiye Nereye Gidiyor, *Ne Yapmalı?

                                                             ***************

*Lokaller açarak, yoksul kesimlerde yaşayan bilgiye susamış yurttaşlarımıza ulaşan ve buralarda (başının örtüsüne bakarak, ayrım yapmadan)  okuma-yazma kursları açarak yararlı olan,

*Gönüllü sağlık hizmetleri sunan,

*Bakımsız olan Atatürk heykellerinin çevresini güzelleştiren,

*Her kesimdeki halka hizmet vermek için biçki-dikiş kursu açan ve başarılı olan,

*Başı örtülü hanımlara verdikleri hizmetler nedeniyle, onlarla sürdürülen iyi ilişkileri içlerine sindiremeyen dönemin Refah-Yol hükümeti yandaşları tarafından tehdit edilen,

*Şubenin üye sayısını beş bine, yükselten,

*İki kültür evi ve bir kız yurdu açmak gibi “Atatürk’e yaraşır” başarıla sağlayan,

*1998 yılı Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında, 25 bin katılımcıyı ADD pankartı altında birleştirmeyi başaran,[1]

ADD şubeleri içinde en güçlü şube konumuna yükselen İzmir ADD Şubesi, Dernekler Masası taralından denetlenmiş olmasına karşın, kimi gerekçelerle Yekta Güngör Özden’in Genel Başkan olduğu dönemde kapatılarak, tüm çalışmalar baltalanmıştır.

**

Sonuç ve Öneri

Kamu yararına çalışan dernek konumunda olan Atatürkçü Düşünce Derneği’nin tüzüğünde yazılı olan amaç ve görevi yanında, tarihi bir yükümlülüğü de bulunmaktadır.

Bu yükümlülük;ADD’nin adında yer alan “Atatürkçü” vurgusuna yaraşır olmak ve Atatürkçülüğü (Doğrusu Kemalizm’dir),[2]Kemal Atatürk’e yaraşır düzeyde temsil etmek sorumluluğu ile ayrı bir anlam taşımaktadır.

Kemalist olma onurunu taşıyan kişi, Kemal Atatürk’ün; “Halkla inilmez, halk yükseltilir” yaklaşımı doğrultusunda, aydın ile millet arasındaki ilişkinin formülü olan



[1] Metin Aydoğan, Ben ve Ülkem, İnkılâp Kitapevi, Ankara, 2018, s., 293 ve devamı. (İzmir ADD Şubesinin diğer bilgi ve başarıları hakkında, adı geçen yapıta bakılmalıdır.

[2] Neden doğrusu Kemalizm’dir.Bu konuya da değinmek isterim: Soyadı Yasası 2 Ocak 1935′te yürürlüğe girdiğine göre, Kemal Atatürk soyadını 10 Kasım 1938’e dek kullanmıştır. Bu süre içinde ne Kemal Atatürk ne de döneminin yazarları “Atatürkçülükten” söz etmemişler, yazılan rapor, yazı ve yapıtların tamamında ve hatta Celal Bayar’ın okuduğu Hükümet Programında; “Kemalizm” vurgusu yapıldığı gibi Kemal Atatürk 1935 CHP kurultayında bizzat; “Kemalizm” (Kamâlizm) deyimini, kendi el yazısı ile yazmıştır.ADD’yi kuran kurucular arasında kuşkusuz önemli kişiliğe sahip olanlar vardır. ADD adı verilerken bu ayrıntı bence atlanmıştır.

                                                     **************************

aşağıda yinelediğim talimatını yerine getirmekle kendini sorumlu, yükümlü ve görevli sayıyor ve gereğini yapıyorsa, “Kemalist”dir.

Kemalist, başka bir deyimle; yurduna yurttaş olma sorumluluğunu duyan, yurdunun her yönden kalkınmasını, yurttaşlarının başkaları tarafından yönlendirilip sömürülmeyeceği düzeyde bilgilendirilmesi için kendini sorumlu sayan kişi, Kemal Atatürk’ün şu talimatlarını dikkate almak durumunda olmalıdır:

“Siyasi mücadelelerin çoğu sonuçsuzdur. Ancak toplumsal mesai her zaman verimlidir. Bizim aydınlar, neden Anadolu’ya gelip uğraşmazlar? Neden milletle doğrudan doğruya temasta bulunmazlar? Memleketi gezmeli, milleti tanımalı, eksiği nedir görüp göstermeli, milleti sevmek böyle olur. Yoksa lafla muhabbet fayda vermez.”[1]

ADD şubelerince düzenlenen konferanslarda olduğu gibi kendi düşüncesinde olanlara yapılan açıklamalar, “lafla muhabbet” olduğu için yeterli bir yarar sağladığı söylenemez.

Günümüzde, tüm dünya için ciddi bir tehlike durumuna gelen; “Covıd 19” salgınını en az insan ölümü ile atlatılması için canla-başla çalıştığına, ulusun aydınlanmasına hizmet veren televizyon ekranlarında (Müterakki döneminin teslimiyetçi gazetecilerini anımsatan, teslimiyetçi televizyonlarda değil) tanık olduğumuz,

Prof. Dr. Ahmet Saltık’ın, ADD’nin 6. Genel Kurulu öncesinde (Edirne ADD Şubesi Başkanı olarak) kamuoyu ile paylaştığı;

*Güçlü bir ADD’nin olması gerektiği,

*ADD’nin 2000’li yıllarda, bütün Türkiye’nin sorularını kucaklayacak ve çözüm yolları önerecek konumda olması gerektiği,

*Bilim ve uzmanlık kurallarına sahip bir ADD’nin ülke yararına projeler üretmesi gerektiği,

*Siyasi partilerin halkı bölerek, siyasi çıkar devşirdikleri için, ADD’nin ülke sorunlarının, Kemalizm ilke ve uygulamalarıyla aşılacağına, halkı inandırması gerektiği gibi öneriler yaptığından günümüze[2]kadar 21 yıl geçmiş ve ADD aynı noktada bulunmaktır.

**

Kendini “Kemalist” (doğal olarak “aydın”) olduğunu sananlar, Anadolu’ya gidip; milleti tanır ve eksiklerinin ve aldatıldıkları konunun ne olduğunu görmeye çalışırlar



[1]Kemal Atatürk’ün, 24.10.1919 tarihinde Amasya’da, Ruşen Eşref Bey ile yaptığı söyleşiden.

[2] Ahmet Saltık’ın, “ADD ve 2000 Yılla” başlıklı önerileri, 10 Haziran 2000 günü, Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

                                                ***********************

ise öncelikle Emevi döneminde şekillendirilen “uydurulan din” kullanılarak;“Allah ile aldatma[1]siyasetiyle karşılaşacaklardır.

Bu durum karşısında aydına (Kemalist’e) düşen görev; milletin (halkın) aldatılmasını önlemek için uydurulan dini değil, indirilen dini tanıtması,Kemal Atatürk’ün İslam dinine hizmet ettiğini anlatıp inandırması gerekmektedir.[2]

Bu önerim karşısında (din ve Atatürk’ün İslam Dinine yaklaşımları konusunda yeterli bilgisi olmadığı için) beni eleştirecek olanlara, çağımızın önemli bilim insanlarından biri olan, yabancılar tarafından bir dönemde yapılan anket sonucuna göre; önemli 100 kişi arasında 9. sıraya yerleşen Merhum Yaşar Nuri Öztürk’ün şu saptamaları ile peşinen yanıt vermek isterim:

*“… Emperyalist Haçlılar İslam âlemi diye anılan dünyaya gelip Kâbe’nin yıkılması şartıyla Anıtkabir’i yıkmayı teklif etseler, gözünü kırpmadan ‘Evet!’ diyebilecek ‘Müslüman’ yaftalı pek çok imansız alçak bulurlar.”[3]

Bu durun;

*“Yakalarına taktıkları rozetlerleAtatürkçülükhegemonyası­ kuran ama esasında Atatürk’ün iman ve dehasından zerre kadar nasibi olmayan birtakım ‘basireti tutuk adamların”,

*Dinciliğin bütün şansının, solculuk ve Atatürkçülük adına hezeyan (saçmalama) sergileyen ekiplerin yanlışlarının,[4]

*“Türkiye’de aydın yaftalı birçok adamın …giydikleri elbisenin parası etmez”[5] durumda olmalarının,

Bir sonuç ise,

“Din istismarcıları” olarak suçlananlar, emperyalizmin güdümünde kendilerine verilen ihanet görevini yerine getirirken, Atatürkçü geçinen “angutlar[6]  da gayet yüzsüz ve bilinçsizce, hem Atatürk’ün adından ve yapıtlarından yararlanmakta, hem de onu anlamamakta ısrara devam ediyor olmaları da, bir başka sonuçtur.



[1] Bu deyim, çağımızın önemli ilahiyatçılarından ve yapılan bir ankette, 100 bilim insanı içinde 9. Sırayı alan Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’e aittir. Ayrıca bu deyim; Fâtır Suresinin 5. Ayetinin Türkçe anlamıdır.

[2] Bu konuda ciddi kaynaklara olarak hazırlayıp yayınladığım;Kur’an’ı Anlamak İslam’ı Öğrenmek, Barış kitabevi, Ankara, 2020.  Tarihi Gerçekler Işığında Atatürk’ün İslam Dinine Hizmetleri, Barış kitabevi, Ankara, 2020. Adlarındaki yapıtlarımı, (ADD kuruluşlarına kitap satmak amacıyla kitap yazanlardan farkımı belirtmek için:HİÇ BİR ÜCRET İSTEMEDEN, İSTEYENE GÖNDERMEYİ KEMALİST KİŞİLİĞİMİN GEREĞİ OLARAK GÖRMEKTEYİM.

[3] 4 Yaşar Nuri Öztürk, Aydınlık gazetesi, 31.08.2015.

[4] Yaşar Nuri Öztürk, Emevi Dinciliğine Karşı Mücadelenin Öncüsü EbuZer, Yeri Boyut yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2014, s. 17-18.

[5] Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an Penceresinden Kurtuluş …s. 19.

[6]Angut” benzetmesi, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’e aittir.

                                                 **************************

Özellikle ADD’ye yani Kemalistlere her türlü -siyasi-kültürel-ekonomik-askeri …- işgale karşı, tam bağımsızlıktan yana olan, Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerini özümsemekle yetinmeyerek, bu ilke ve devrimlerin önemini bilmeyenlere anlatmak için, hiçbir özveriden sakınmayan yurduna yurttaş olma bilincinde olanlara önemli görevler düşmektedir.

Din konusunda yeterli bilgi sahibi olmak, laik düzenin yaşanılmasında önemli etkendir.

Bilinmeli ki;

Laikliğin; kişinin inancına saygılı olmak demek olduğunu görmezden gelenler, laiklik adına basiretsizlik üretenler, dincilere dolaylı destek vermektedirler.

ADD’nin kurucu genel başkanı ve ülkemizin tanınmış hukukçularından olan, Muammer Aksoy’un, “Hoş görmelik” olarak anlamlandırdığı“Taassubsuzluk (Tolerance)” (bir anlamda laiklik), Atatürk tarafından şöyle tanımlanmıştır:

*Taassubsuzluk  (hoşgörü) o kimsede vardır ki, vatandaşının ya da herhangi bir insanın inanışlarına karşı hiçbir kin duymaz, saygı gösterir.

*Hiç olmazsa başkalarının kendininkine uymayan inanışlarını, bilmezlikten duyumsamazlıktan gelir.

*Hoşgörü budur.[1]

Atatürk’ten ve laiklikten habersiz olarak, kendilerini “Atatürkçü” sananlar; örtünme ihtiyacı duyan insanların giysilerini “bilmezlikten, duymazlıktan” gelerek hoşgörülü yaklaşmadıkları bir anlamda “ötekileştirdikleri” için onlar; kendilerini başkalaştırmayanlara yaklaşıp, destek verme haklarını kullanmışlardır.

Öyle ki, Atatürk’ün doğru anlaşılmasını engelleyen “Atatürkçü” geçi-nenler sayesinde “Atatürkçülük” eşittir “laiklik”, eşittir “Müslüman düşmanlığı” sonunda, halk aydınlara ve devlete husumetle bakar oldu.[2]

     İşte bu ve benzeri yanış algıların düzeltilip, Atatürk’ün ve O’nun takipçilerinin Müslümanlığın ve Müslümanların (siyasi ve çıkarcı her türlü amaç için, dini kullanan “dincilerin” değil) karşısında olmadıklarını kanıtlamanın,

Ülkemizin içine itildiği ulusal açmazlardan kurtulmanın yolu;

Halk karışarak onlara gerçekleri anlatıp, inandırmakla mümkündür.

**

Yaklaşan ADD Genel Kurulu’nda yönetime aday olacaklar;



[1] Atatürk’ten aktaran; Muammer Aksoy, Atatürk’ün Laik Hukuk Devleti, Türk Hukuk Kurumu yayını, Ankara, 2010, s. 79.

[2] Oktay Sinanoğlu, Ne Yapmalı? Otopsi Yayınları, İstanbul, 2003, s. 53.

                                                              ************************

*Kendilerini dikkate almayan partilerle hesaplaşmak için mi?

*Belli bir partide yer etmek için mi?

Aday olup olmadıklarının delegeler tarafından değerlendirilebilmesi için;

Kemal Atatürk’ün; “Memleketi gezmeli, milleti tanımalı, eksiği nedir görmek”, “Kendini kurtara bilmek için her kişinin, gedeceği ile bizzat ilgilenmesi” düzeyinde onları bilgilendirmek için göreve talip olduklarını açıklamalıdırlar.

Bu bağlamda belirtmek gerekir ki, ADD’nin amaç ve hedeflerinde bugüne dek başarı sağlanamamasından, Kurultay delegeleri de sorumludur.

     Ülkemizin sorunlarına çözüm üretecek olanlara ve onları seçme niteliğine sahip ADD delegelerine, şimdiden başarılar dilerim.

Saygı ile.

21.09.2021

Hüsnü MERDANOĞLU[1)

[1] Önceki dönemlerde ADD Eğitim Komisyonu Başkanı, Genel Disiplin Kurul Üyesi, Bilim Kurulu Üyesi görevlerinde bulanan, Araştırmacı Yazar.)