19 Mart 2014 Çarşamba

18 MART 1915, Prof. Dr. D. Ali ERCAN



18 MART 1915
Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Değerli arkadaşlar, Çanakkale savaşında Anlaşık (itilaf) Devletlerin deniz kuvvetlerine vurulan büyük darbenin 99. yıl dönümündeyiz;  İstanbul'u işgal etmek ve Osmanlı Devletine son noktayı koymak üzere yola çıkmış olan Anlaşık Devletlerin (İngiltere-Fransa) tarihin gördüğü en büyük  armadası 18.Mart.1915 te Türk denizcilerinin Çanakkale Boğazına akıllıca döşedikleri mayınlara çarparak ve boğazı savunan Türk topçu ateşi altında isabet alarak çok ağır kayıplara uğradı. O zamana kadar görülmedik boyutlarda inşa edilmiş  uzun menzilli toplarıyla 3 ay boyunca Gelibolu Yarımadasını savunan askerlerimiz üzerine ateş yağdırmış olan bu  büyük ve donanımlı savaş gemileri Çanakkale Boğazını geçemeden battılar.. Bu gemilerden On binlerce askerimizin üzerine ölüm yağdıran bombardıman, ateş gücü ölçeğinde, Japonya'ya atılan Atom bombaları ile kıyaslanabilir ağırlıktadır.
Ancak, 18.Mart savaşın bitimi değil, çok daha ölümcül Kara savaşlarının başlangıcı sayılır... Sadece Deniz gücü kullanarak Çanakkale Boğazını rahatlıkla geçemeyeceklerini anlayan Anlaşık (itilaf) Güçler Gelibolu Yarım adasını  ele geçirmek üzere 25.Nisan'da çıkartma harekâtına başladılar. Bundan sonrası 8 ay sürecek olan Kara savaşlarıdır. Ve Mustafa Kemal'in Tarih sahnesine çıkışıdır.
Değerli arkadaşlar,  en az 18.Mart kadar, Gelibolu Yarımadası üzerindeki kara muharebelerinin başlangıcı 25.Nisan gününün de aynı coşku ve heyecanla yaşanması gerektiğini, özellikle de 23.Nisan Ulusal Egemenlik Bayramımızın bir yandan yapay "kutlu doğum haftası" diğer yandan  her 24.Nisanda tekrarlanan "ermeni hezeyanlarıyla" karartılmak istenmesine karşı, 25.Nisanda daha yoğun etkinlikler düzenlenmesi gerektiğini değerlendiriyorum. 
Aradan bir asır geçmesine rağmen değişen bir şey yok; Yine o zamanlardakine benzer uluslararası/küresel hesaplaşmalar sürecini yaşıyor, Emperyalizmin yeni kurgularına tanık oluyoruz. Emperyalizme direnişin görkemli örneği Çanakkale ruhuna büyük özlem ve gereksinim duyduğumuz bugünlerde tüm  Atatürkçü, çağdaş, aydın, yurtsever arkadaşları saygı ve sevgiyle selamlıyorum..æ
not. Ekte 2 yıl önce İzzet Baysal Üniversitesinde verdiğim 18.Mart konulu konferans yansılarını  gönderiyorum; (7 MB) ayrıca aşağıdaki linkten Gelibolu Yarımadasını geniş objektiften seyredebilirsiniz.
http://www.360tr.net/17_canakkale/gelibolu/
TARİHİN SEYRİNİ DEĞİŞTİREN GEMİ
Almanya'da inşa edilen ve 1912 de Nusret adı ile Osmanlı Donanmasında hizmete alınan 360 tonluk gemi Gemi 40 metre boyunda ve 7,5 metre enindedir. 40 Mayın taşıyabilen geminin azami hızı 15 mildir. (28 km/saat) 
NUSRET MAYIN GEMİSİ VE 26 MAYIN ÖYKÜSÜ
Çanakkale boğazında önceden boğazı kesecek şekilde dikine döşenmiş mayın hatlarının büyük kısmı düşmanın mayın arama-tarama gemileri tarafından tespit edilerek imha edilmişti. Düşman zırhlılarının hareketlerinin incelenmesi sonunda yeni bir yöntem kararlaştırıldı…  Bu sefer mayınlar boğazı kesecek şekilde değil de kıyıya paralel olarak dökülecekti; çünkü düşman zırhlıları boğaza guruplar halinde giriyor ve ikmal için geri dönen gurup, boğazın en geniş yeri olan Erenköy bölgesinde kıyıya dik manevra yapmak durumunda kalıyordu.
6 Mart 1915 gecesi  Çanakkale müstahkem mevki komutanı Yarbay İsmail Cevat Bey, mayın grup komutanı Nazmi Bey'e “çok önemli bir göreviniz var. Vatanın selameti bu görevin başarıyla yerine getirilmesine bağlıdır. Yarın akşam,  Nusrat'la son 26 mayını  Erenköy  Bölgesinde  kıyıya paralel olarak dökeceksiniz.”  Emrini verdi. Nazmi Bey, ertesi gün Nusret mayın gemisinin komutanlığı yapacak olan arkadaşı Tophaneli Yüzbaşı Hakkı'yı buldu.
Nusret'in Kaptanı 
Yüzbaşı İsmail hakkı Bey 
İki gün önce kalp krizi geçiren Yüzbaşı Hakkı Bey, Cevat Bey'in uyarısına rağmen, görevi üstlendi. 7 Mart'ı 8'e bağlayan gece yarısı Nusret demir alarak Çanakkale'den uzaklaştı. Deniz sakin, gece zifiri karanlıktı. Uzaklarda dolaşan düşman devriye gemileri projektörleri ile suyun yüzünü aydınlatmaktaydı. Nusret bütün ışıklarını söndürmüş, hatta kıvılcım atmasın diye ocaklarını bastırmış, maskeli ışıklar altında rota izleyerek, daha önce döşenen mayın hatları arasından  Erenköy bölgesindeki  hedefine doğru ilerliyordu. Son kontroller bittikten sonra ilk mayın platforma alınmış ve atış anı beklenmeye başlamıştı. Heyecan doruktaydı. Vatanın selameti için gerekli olan zafer kilidi, Nusret ‘in elindeydi. Onu mutlaka sessizce yerine bırakmalıydı.  
Sonunda Anadolu yakasındaki Akyarlara, yeni mayın hattının hazırlanacağı noktaya geldiler. Elde kalan son 26 mayını teker teker sessizce suya bırakmaya başladılar. Suya düşen her mayın belli bir sıra halinde kendisini asılı tutacak ağırlığın gerdiği teller üzerinde yer almaya başladı. Birkaç dakika sonra tüm mayınlar belirlenen rota doğrultusunda dökülmüştü. tehlikeli geri dönüş yolculuğu başlamıştı. Daha önce dökülen mayınlara çarpmadan ve düşman devriye gemilerine görünmeden Nusret yol alıyordu.
Bir an için Nusret'in çok yakınında bir karaltı ortaya çıktı. Düşman gemisi olmalıydı bu. Ara verdikleri projektörle taramaya yeniden başladıkları zaman Nusret‘i görecekler ve her şey bitecekti. Bütün personelden buz gibi terler boşanıyordu. Nihayet korktukları başlarına geldi ve düşman gemisinin projektörleri yandı.. Karanlığı yaran projektör ışığı az öteden, hızla, üzerlerine doğru, denizi tarayarak geliyordu. Işık huzmesinin içine girmelerine saniyeler kala, Türk kıyılarında yanan projektör bir mucize yarattı. Kıyıdaki projektör düşman projektörünü deniz üstünde yakaladı. Ortalığı sise yakın yoğun bir beyazlık kapladı. İki projektör arasındaki bu beklenmedik bu ışık kavgası Nusret'e yaşam umudunu geri verdi. İki projektör, birbirini köreltmek için olağanüstü bir mücadeleye girişmişlerdi.... Düşman projektör, kurtulmak için yoğun çaba harcıyor, bir türlü başaramıyordu. Nusret, bu ışık kavgası altında sessizce sıyrıldı, Çanakkale yönünde yol almaya başladı. Tehlike geçmiş, verilen görev büyük bir başarıyla yerine getirilmişti.
Nazmi Bey büyük bir sevinçle, Kaptan köşküne çıktı, kader arkadaşını tebrik etmek istedi. Ancak Kaptan Hakkı Bey yanıt veremedi; Nazmi Beyin kucağına yığıldı..Nusret mayın gemisinin kahraman kaptanının hasta kalbi bu ışık savaşındaki heyecan kasırgasına dayanamamış ve durmuştu.
***
Bu olaydan on gün sonra itilaf kuvvetleri donanması saldırıya geçmişti. Savaş tam istediği şekilde, kontrollu olarak devam etmekteydi ki, birden ikmal için geri dönen gemilerde büyük patlamalar meydana gelmişti. Bunların nedeni, 7–8 Mart gecesinde dökülmüş ve bundan sonrada gerek düşman pilotlarının fark edemediği gerekse 17–18 Mart gecesi mayın  arama gemilerinin yaptığı mayın kontrolunda bulunamayan Nusret'in mayınlarıydı.  
Düşmanın yüzen kaleleri birer birer batmaya başlamıştı. Önce Bouvet 639 kişilik mürettebatı ile denizin derinliklerine gömüldü. Bu andan itibaren her şey ters gitmeye başlamıştı. Bouvet'in battığı yerin yakınında manevra yapmakta olan Inflexible bir mayına çarpıştığını rapor etti ve çok tehlikeli bir şekilde yan yatmaya başladı. Üç dakika sonrada Irresistable'nda yana yatmakta olduğu ve sancak tarafından mayına çarptığını bildiren yeşil flamanın sancak seren cundasında dalgalandığı görüldü. mürettebatı kurtarılan gemi boğazın sularına gömüldü. İtilaf Devletleri üç büyük savaş gemisini (Irresistable, Ocean, Bouvet) kaybetmiş, üç tanesi de (Inflexible, Golois, Souffren) ağır yaralanmış şekilde eldeki gücünün üçte birini yitirmişti. Nusret'in yapmış olduğu bu görev Tarihin akışını değiştirdi.
***
İtilaf donanması 18 Mart günündeki yenilginin tüm faturasını, son keşfini yapıp   “mayın yoktur” raporunu veren  pilota  çıkardılar ve bu pilotu kurşuna dizerek idam ettiler.

17 Mart 2014 Pazartesi

Kırım’ı kaybedeli 240 yıl oldu, ancak Kırım Türkiye’nin gündeminden hiç düşmedi.

Osmanlı devleti Kırım'ı kaybedeli 240 yıl oldu
Kırım’ı kaybedeli 240 yıl oldu, ancak Kırım Türkiye’nin gündeminden hiç düşmedi.
Kırım Özerk Cumhuriyeti, (Kırım Tatarcası: Qırım Muhtar Cumhuriyeti; Ukraynaca: Автономна Республіка Крим, Avtonomna Respublika Krym; Rusça: Автономная Республика Крым, Avtonomnaya Respublika Krym) Karadeniz'ın kuzeyinde bulunan Kırım yarımadası üzerine kurulu Ukrayna'ya bağlı özerk devlet.[2][3][4] Kırım Parlamentosu 6 Mart 2014 tarihinde Rusya'ya katılma kararı almıştır.[5] 16 Mart'ta referanduma sunulacak olan bu karar onaylanırsa Kırım Rusya'ya bağlı özerk bir devlet olacaktır.[6]
Kırım'da referandum sona erdi. Sandık çıkış anketlerine göre halkın yüzde 93'ü Rusya'yla birleşmeye evet dedi.
Kırım’ı kaybedeli 240 yıl oldu, ancak Kırım Türkiye’nin gündeminden hiç düşmedi.
1475’te Osmanlı hâkimiyetine giren Kırım 300 yıl sonra 1774’te kaybedilmişti. Osmanlı yönetimi Kırım gibi bir Müslüman toprağının kaybedilmesini hiçbir zaman kabul etmedi. Kırım’ı geri almak için Ruslar’la defalarca savaşa girdi. Ama hepsini kaybetti. Aradan asırlar geçmesine rağmen Ukrayna’daki karışıklık dolayısıyla Kırım tekrar gündemde.
Kırım’ın kaybı
1768’de Rusya’yla Osmanlı Devleti uzun sürecek bir savaşa girdi. Osmanlı yönetimi, 1736-1739 savaşında Kırım’ın Rus işgaline uğraması sebebiyle Kırım’ı, Tatarlar’ın tek başlarına savunamayacağını gördüğünden burada bir seraskerlik oluşturmuştu. Ruslar’ın Kırım’a gireceği Or Kapı adlı geçit, buranın müdafaası açısından son derece önemliydi. Bu savaşta Kırım seraskeri olarak görevlendirilen Silahdar İbrahim Paşa’nın, Or Kapı’nın müdafaası için harekete geçmesi, Tatarlar tarafından geciktirildi, Osmanlı ordusu yoldayken de Or Kapı’daki kalede bulunan Tatarlar bu önemli geçit noktasını Ruslar’a teslim ettiler. Buradan rahatlıkla geçen Rus kuvvetleri Kırım’ı kısa zamanda işgal edip, Osmanlı ordusu komutanı İbrahim Paşa’yı da esir alarak, Petersburg’a götürdüler.
Ruslar, Kırımlılar ile çeşitli müzakereler yapmışlar, yayınladıkları bildirilerle de onlara, Kırım’a doğru ilerleyen Rus kuvvetlerine karşı gelmedikleri takdirde bağımsızlıklarını vereceklerini vadetmişlerdi.
Küçük Kaynarca Antlaşması
1768-1774 savaşı esnasında zaman zaman barış görüşmelerine teşebbüs edildiyse de bir netice alınamamıştı. 1774’te ölen Üçüncü Mustafa’nın yerine tahta çıkan Birinci Abdülhamid, bir şeyler yapmak istediyse de cephelerde mağlubiyetler devam etti. Büyük askeri başarılarına rağmen Ruslar da kendi iç meselelerinden dolayı barış istiyorlardı. İki devlet arasında 21 Temmuz 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’nın en ağır maddesi Kırım’ın bağımsız bir statüye sokulmasıydı. Osmanlı padişahının halife olarak Tatarlar’ın dini lideri olmasının dışında Kırım’la bir bağı kalmamıştı. Bu durum gelecekteki bir Rus işgalinin de habercisiydi.
Aynalıkavak Tenkihnâmesi
1777’de Şahin Giray’ın Çariçe İkinci Katerina’nın desteğiyle han olmasından itibaren Kırım, Rusya’yla iyice yakınlaştı. Kendisine karşı çıkan isyanla baş edemeyen Şahin Giray, hanlığı Ocak 1778’de Selim Giray’a devretti. Aslında bu Osmanlı Devleti’nin de desteklediği ve başarıya ulaşan bir darbeydi ama Ruslar’ın desteklediği Şahin Giray hanlık davasından vazgeçmedi. Şahin Giray, kısa bir süre sonra Rus askerinin desteğiyle, ikinci defa han oldu.
Yeni bir Osmanlı-Rus savaşı çıkmak üzereyken Fransızlar’ın araya girmesiyle 21 Mart 1779’da Aynalı-kavak Tenkihnâmesi imzalandı. Bu antlaşmayla Kırım bağımsız bir devlet olacaktı. Ruslar da Kırım’daki askerlerini çekeceklerdi. Osmanlı yönetimi de Şahin Giray’ın hanlığını tanıyacaktı.
Kırım’ın işgali
Şa­hin Gi­ra­y’­ın ikin­ci han­lı­ğı,ço­ğu kan­lı bir şe­kil­de bas­tı­rı­lan is­yan­la­ra rağ­men beş se­ne sür­dü. 1782’de Ha­lim Gi­ray li­der­li­ğin­de baş­la­tı­lan is­yan ise bek­le­nen­den da­ha faz­la des­tek bul­du ve Şa­hin Gi­ray, an­cak Rus­la­r’­a sı­ğı­na­rak ca­nı­nı kur­ta­ra­bil­di. Fa­kat Ge­ne­ral Po­tem­kin ko­mu­ta­sın­da­ki Rus or­du­su­nun des­te­ğiy­le 1782 ya­zın­da üçün­cü de­fa Kı­rım han­lı­ğı­na ge­ti­ril­di. An­cak üçün­cü han­lı­ğı dö­ne­min­de Şa­hin Gi­ray, Rus Ge­ne­ral Po­tem­ki­n’­in kuk­la­sıy­dı. Po­tem­kin, bir yo­lu­nu bu­lup Kı­rı­m’­ı doğ­ru­dan Rus­ya top­rak­la­rı­na kat­mak is­ti­yor­du. Bu­nun için ya­rı­ma­da­da as­ke­rî yı­ğı­nak­lar ya­pı­yor­du, an­cak ulus­la­ra­ra­sı den­ge­ler uy­gun ol­ma­dı­ğın­dan bu is­te­ği­ni ye­ri­ne ge­ti­re­mi­yor­du. Ni­ha­yet 1783 Ni­sa­n’ı­n­da ya­yın­la­nan bir be­yan­nâ­me, Po­tem­ki­n’­in ha­yal­le­ri­nin ge­rek­çe ol­ma­sı­nın ka­pı­sı­nı ara­la­dı. Ça­ri­çe Ka­te­ri­na adı­na ya­yın­la­nan be­yan­nâ­me­de Kı­rı­m’­ın fii­len iş­gal edil­me­si­nin ge­rek­çe­le­ri sı­ra­la­nı­yor­du. Po­tem­kin bü­yük bir mem­nu­ni­yet­le tek­rar Rus or­du­su­nun ba­şı­na geç­ti ve kı­sa bir sü­re­de Kı­rı­m’­ı fii­len iş­gal et­ti. Bu iş­gal­le bir­lik­te kuk­la han Şa­hin Gi­ray han­lı­ğın­dan, Kı­rım ise bir da­ha el­de ede­me­ye­ce­ği ba­ğım­sız­lı­ğın­dan ol­du.
Yeni bir savaş göze alınmadı
Os­man­lı yö­ne­ti­mi Kı­rı­m’­da­ki bu du­ru­mu ka­bul­len­mek is­te­me­miş, an­cak ye­ni bir sa­va­şı da gö­ze ala­ma­mış­tı. Os­man­lı Dev­le­ti, 1784’te im­za­la­nan ve Kı­rım se­ne­di de­ni­len üç mad­de­lik ant­laş­may­la ya­rı­ma­da­da­ki Rus hâ­ki­mi­ye­ti­ni ta­nı­dı fa­kat Kı­rı­m’­ın tek­rar ge­ri alın­ma­sı hep bir ide­al ola­rak ya­şa­tıl­dı.
Kırım’ı kurtarın
Bi­rin­ci Ab­dül­ha­mid dö­ne­min­de Kı­rı­m’­ı ge­ri al­mak için hep fır­sat kol­lan­dı. Halk Kı­rı­m’­ın kur­ta­rıl­ma­sı­nı is­ti­yor­du. Avus­tur­ya ile Rus­ya ise Os­man­lı top­rak­la­rı­nı pay­laş­mak için it­ti­fak yap­mış­lar­dı. So­nun­da 1787-1792 yıl­la­rı ara­sın­da Os­man­lı­lar ile Avus­tur­ya ve Rus­ya arasın­da beş yıl sü­re­cek bir sa­vaş çık­tı. Avus­tur­ya cep­he­sin­de düş­man dur­du­rul­du. An­cak Rus or­du­la­rı Os­man­lı bir­lik­le­ri­ni ar­ka ar­ka­ya mağ­lup et­ti.
Üçün­cü Se­lim
Sa­vaş de­vam eder­ken 1789’da tah­ta Üçün­cü Se­lim çık­tı. Genç pa­di­şah, tah­ta çık­tı­ğı ilk gün­ler­den iti­ba­ren sa­va­şı sür­dür­me­de­ki ka­rar­lı­lı­ğı­nı gös­ter­di. İs­tan­bu­l’­da taht de­ği­şik­li­ği­nin kar­ga­şa­sı ya­şa­nır­ken Rus ve Avus­tur­ya or­du­la­rı cep­he­de­ki ko­num­la­rı­nı güç­len­dir­di­ler. 1790’da Avus­tur­ya hü­küm­da­rı İkin­ci Jo­se­f’­in ölü­mü ve ye­ri­ne İkin­ci Leo­pol­d’­ün geç­me­si sa­va­şın gi­di­şa­tı­nı ta­ma­men de­ğiş­tir­di. Ye­ni im­pa­ra­tor, Os­man­lı dev­le­ti ile 1791’de Ziş­to­vi Ant­laş­ma­sı­’nı im­za­la­ya­rak sa­vaş­tan çe­kil­di. Avus­tur­ya­’nın sa­vaş­tan çe­kil­me­si­ne rağ­men Rus bir­lik­le­ri önem­li ba­şa­rı­lar ka­zan­ma­ya de­vam et­ti. Or­du ve halk sa­va­şa de­vam edil­me­me­si ta­raf­ta­rı olun­ca, Üçün­cü Se­lim sulh gö­rüş­me­le­ri­ne baş­la­dı. 10 Ocak 1792’de Ya­ş’­ta ak­de­di­len Os­man­lı-Rus ba­rış an­laş­ma­sı­na gö­re, Rus­lar iş­gal et­tik­le­ri ba­zı top­rak­la­rı bı­rak­mış­lar an­cak Os­man­lı yö­ne­ti­mi de Rus­la­r’­ın Kı­rım ve Gür­cis­ta­n’­da­ki hâ­ki­mi­yet­le­ri­ni ta­nı­mak zo­run­da kal­mış­tı.
Kırım’ın fethi
Kırım Hanlığı’nda, kurucusu Hacı Giray’ın 1466’daki ölümünden sonra oğulları arasında taht mücadeleleri başlamıştı. Şirin Beyi Eminek, Cenevizliler’e karşı Osmanlılar’dan yardım istedi. Bu fırsatı değerlendiren Fatih, 1475’te Gedik Ahmed Paşa komutasındaki bir donanmayı Kırım’a gönderdi. Cenevizliler’in elindeki Kefe ve Kırım’ın sahil kesimi ele geçirildi.
Kırım Tatarları
Kırım Tatarları, Osmanlı Devleti’nin en önemli güçlerindendi. Özellikle Akıncılar’ın ortadan kalkmasından sonra bu boşluğu Kırım Hanlığı’nın kuvvetleri doldurdular. Kuzey seferlerinde ve 1683’ten sonraki Viyana bozgun yıllarında önemli roller oynadılar.
ERHAN AFYONCU - BUGÜN GAZETESİ

10 Mart 2014 Pazartesi

Memur Maaşı 2 Ayda 115,86 TL Eridi.

Memur Maaşı 2 Ayda 115,86 TL Eridi.
ZEKERİYA TÜMER
Türkiye Kamu-Sen Araştırma Merkezi’nin yaptığı araştırmaya göre memur maaşları 2 ayda 115,86 Tl. Erimiş.
Zavallı Emeklilerin aldıkları üç kuruş emekli aylıkları daha da fazla erimiştir.
Seçim propagandalarında AKP Partisinin TV.larda yayınlanan seçim yatırımı reklamlarında, icraatları sergilenmekte. Bunlar ne? Yol, tünel, metro, havaalanı yatırımları. Elbette bunlar da güzel yatırımlar. Ancak, fabrikalar yapılsaydı, işsizlik önlenseydi, dolar yükselmeseydi, elma, armut gibi tarım ürünleri ithal edilmeseydi de biz ihraç etseydik.
Emeklilerimizin maaşlarına zamlar yapılsaydı da, ölmeden bir oh diyebilselerdi. 
Daha iyi olmaz mıydı?
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Memur Maaşı 2 Ayda 115,86 TL Eridi.
Türkiye Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi’nin yaptığı 2014 Şubat ayına ait asgari geçim endeksi sonuçları açıklandı.
Türkiye Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi’nin yaptığı 2014 Şubat ayına ait asgari geçim endeksi sonuçları açıklandı.
Şubat ayı enflasyonunun %0,43 olarak açıklanmasının ardından 2014 yılının ilk iki ayında toplam enflasyon şimdiden %2,42’ye ulaştı. Buna bağlı olarak dört kişilik ailenin insan onuruna yaraşır bir biçimde yaşayabilmesi için gerekli olan en düşük miktarı ifade eden“Asgari Geçim Haddi”, 3 bin 818 lira 19 kuruşa yükseldi.
Araştırmaya göre Şubat 2013’te 3 bin 540 lira 12 kuruş olan “Asgari Geçim Haddinin” son bir yılda 278,07 TL arttığı ortaya çıktı.
Yapılan araştırmada bir memurun 657 sayılı Kanuna uygun bir şekilde görevini sürdürmesi ve sosyal hayattaki yerini alabilmesi için gerekli olan en düşük tutar olan“Yoksulluk Sınırı”, 1.894 lira 89 kuruş olarak belirlendi.
Bir kişinin sosyal yaşam içerisinde hayatını sürdürebilmesi için gerekli en düşük miktar olan “Açlık Sınırı” ise Ocak ayına göre %0,13 artarak 1.460 lira 43 kuruş oldu.
“Ailenin Aylık Ortalama Gıda Harcaması” 911,37 TL; “Kira Tutarı” ise 587,98 TL olarak hesaplandı. Bir ailenin yalnızca gıda ve barınma harcamaları toplamı 2014 yılı Şubat ayında 1.499,35 Lira olarak tahmin edildi. Buna göre bir memur, Şubat ayında ortalama maaşının %69,44’ünü yalnızca gıda ve barınma harcamalarına ayırmak zorunda kaldı.
Ortalama ücretle geçinen bir memur, gıda ve kira için 1.499 TL ödedikten sonra maaşından arta kalan 659,75 TL ile ailesinin ulaşım, sağlık, eğitim, haberleşme, giyim gibi diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştı. 
Asgari Geçim Araştırması sonuçlarını değerlendiren Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk: “Artan siyasi gerginlikler ve ekonomide yaşanan istikrarsız durum karşısında Türk Lirası değer kaybetmeye devam etmekte ve en büyük sıkıntıyı yine vatandaş çekmektedir. Enflasyon karşısında günden güne eriyen maaşlara bir de Türk Lirasının değer kaybetmesi eklenmiş, buna bağlı olarak ortaya çıkan hayat pahalılığı nedeniyle vatandaşın sırtındaki yük daha da artmıştır.
Seçim meydanlarında İktidar tarafından dillendirilen dünyanın 17. büyük ekonomisi olduğumuz iddiaları, vatandaşın hayatına neden olumlu olarak yansımamaktadır? Zenginin malına mal katan ekonomi politikaları ve yandaş kayırma girişimleri vatandaşın sırtına zam olarak yüklenmektedir. İktidarın övündüğü büyüme yalnızca belli bir kesimin çocukları için söz konusu olurken, dar ve sabit gelirli vatandaşın alım gücünü azaltan etkiler yaratmaktan öteye gitmemiştir. İğneden ipliğe zamların yaşandığı ve günden güne ağırlaşan bir ekonomik hayat söz konusudur. Ancak bu ağır ekonomik şartları sırtlanmak zorunda kalan memurlarımızın maaşlarında bir yıl boyunca hiçbir artış olmayacaktır. 2014 yılı için memura verilen 123 TL daha yılın ilk iki ayında 115 Lira 86 kuruş erimiştir. Memurun elindeki 123 TL’den geriye cebinde harca harcaya bitiremeyeceği 7 TL 14 kuruşu kalmıştır.
Toplu Sözleşme sürecinde hiç düşünmeden, hükümetin teklifinden bile daha düşük olan 123 TL’lik zammın altına imza atanların eğer zerre kadar vicdanları varsa vicdan azabından uykuları kaçmalıdır.” dedi. 

7 Mart 2014 Cuma

Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı ve Demokratlar Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Mehmet Özdemir Kıbrıs’ta yaşanan son olayları değerlendirdi:

Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı ve Demokratlar Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Mehmet Özdemir Kıbrıs’ta yaşanan son olayları değerlendirdi:
“Kıbrıs’taki güvencemiz Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’dur”
            Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Özdemir Kıbrıs’ta (KKTC) yaşanan son gelişmelerle ilgili olarak yaptığı açıklamada: “ Kıbrıs’taki güvencemiz Cumhurbaşkanı  Derviş Eroğlu’dur” dedi.
            Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Özdemir, yaptığı yazılı açıklamada şu görüşlere yer verdi:
            TÜRKİYE'DE MAHALLİ SEÇİMLER VE KASET KAVGALARI!...
            “ Türkiye’de Mahalli Seçimler ve  kaset kavgaları ile göz gözü görmez bir kargaşa yaşanırken KKTC’de ilginç gelişmeler olmaktadır. Kıbrıs sorununa kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm getirmek için geçtiğimiz ay ortalarında Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin altına imzalarını koydukları ortak metnin ara bölgede Birleşmiş Milletler (BM) Misyon Şefi Lisa M. Buttenheim tarafından okunmasından sonra bir ‘iyi niyet dalgası’ yayılmıştır. Özellikle Türk ve Rum müzakerecilerin çapraz görüşmeleri (Türk müzakerecilerin Atina’yı, Rum müzakerecilerin Ankara’yı ziyareti) memnuniyetle karşılanmıştır.
“Nihai hedefleri Türkleri, Rumların tebaası ve ikinci sınıf vatandaş yapmaktır.”
            Rum Lider Nikos Anastasiadis, geçmişteki Rum devlet başkanlarından biraz farklı gibi gözükmektedir. Rumlar, şimdiye kadarki müzakerelerde kendilerini sürekli olarak, adanın ve mevcut tanınmış devletin sahibi görmüşlerdir.
            Ada’nın tümüne sahip ve egemen olmadıkça da Türklerle herhangi bir anlaşmaya yanaşmamışlardır. Hep bir bahane bulup, masadan kalkmayı ve Türkleri de oyunbozanlıkla suçlamayı adet haline getirmişlerdir.
            ALDIKLARI TAVİZLERİ "BÜYÜK KAZANÇ" OLARAK GÖRÜYORLAR!..
            Bu müzakerelerden elde ettikleri en büyük kazanç; aldıkları tavizleri ‘kazanılmış hak olarak’ görmüşlerdir. Her yeni müzakereye de o noktadan başlamışlardır. Nihai hedefleri de Türkleri, Rumların tebaası ve ikinci sınıf vatandaş yapmaktır.
            Rum Lider Nikos Anastasiadis, ekonomik olarak iflas ve bataklığın dibinden kurtulmanın tek çaresi olarak, tek yönlü olarak ilan ettikleri münhasır ekonomik bölgelerinin içinde yer alan petrol ve doğalgazdan yararlanmayı görmektedir.
            Rumlara kalsa, bu kaynaktan Türk’lere bir cent bile vermezler.
            Ancak anlaşılan birileri; Anastasiadis’ın kulağına, adaya barışı getirerek federasyon, konfederasyon veya bizim tercihimiz iki ayrı devlet gibi bir çözümün bulunmaması durumunda, doğalgazın ve petrolün çıkarılamayacağı gerçeğini fısıldamıştır. Hatta bu işin gerçekleşmesi gerektiğini, İsrail’in de beklentileri açısından şart olduğunu hatırlatmıştır.
“Kıbrıs’ta her şey güllük gülistanlık değildir”
            Ancak Kıbrıs’ta her şey güllük gülistanlık değildir. Kıbrıs’lı Rumların şöven milliyetçiliğinin akılla ilişkisi hiçbir zaman olmamıştır. Papadopulos liderliğindeki ‘Megalo İdea’, panhelenizm taraftarı DİKO partisi hükümetteki 4 bakanını çekmiştir.
            Geri kalan 7 bakan da Rum lidere yeni bir kabine revizyonu fırsatı  vermek için istifa etmişlerdir. Böylece görüşmeler ilk meyvesini Anastasiadis hükümetinin yıkılmasıyla vermiştir. Bu istifalar Rum liderin Amerika ve AB nezdinde elini güçlendirecektir.
            Rum tarafı bu istifa olayını dünyaya ve bize karşı bir taktik olarak kullanacaktır. ‘Beni daha fazla zorlamayın, hükümetim de istifa etti. Türklere taviz veremem. Sonuçta bu varacağımız anlaşma halkın onayına gidecek. Halkta ne kadar tepki olduğunu görüyorsunuz’ diye baskılara karşı duracaktır.
            Bu bir oyundur ve egemen güçler yine Rumlara karşı uygulayamadıkları baskı silahını, her zamanki gibi Türklere doğrultacaktır. Hele dışarıda itibarını gün be gün kaybeden bir Türkiye ve durdurulamaz akıbetini önlemeye çalışan bir Başbakan varken…
            MİLLİYETÇİLİĞİNDEN EMİN OLDUĞUMUZ LİDER, EROĞLU...
            Bu durumda iş, milliyetçiliğinden emin olduğumuz KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’na kalmaktadır. Kendisini bu oyunda bilgi ve tecrübesiyle en önemli güvence olarak görmekteyiz.” (DP Basın Merkezi – Ankara, 05 Mart 2014) 

28 Şubat 2014 Cuma

Kuzey Kıbrıs TÜRK CUMHURİYETİ'ni Yok Etme Plâni, (YERLİ AKRİTAS VE ANADOLU EOKACILARI)

KKTC'yi yok etme planı - 1
Ali Serdar Bolat, 25 Şubat 2014
“Amerika Tayyip’i sildi” söylentileri devam ederken, 6 ay aradan sonra Obama Tayyip Bey ile 19 Şubat Çarşamba günü telefonla görüştü. Konuşmada Obama Tayyip Bey’e “Türkiye dünyada liderlik yapabilir” dedi, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesinin önemini belirtti ve Kıbrıs’ta müzakerelerin yeniden başlaması için oynadığı yapıcı rolden dolayı Tayyip Bey’e teşekkür etti.
Bu konuşma, Obama’nın “Haziran ayaklanması, Cemaat, Rüşvet ve Yolsuzluk olayı  karşısında zor durumdasın, KKTC’yi ver seni desteklemeye devam edelim”teklifini kabul ederek KKTC yetkililerini devreden çıkaran Tayyip Bey’e söz verilen desteğin açıklanması olarak değerlendiriliyor.
Tayyip Bey, “Kıbrıs sorununu artık çözelim” kılıfı altında KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nu tekrar masaya oturmaya zorladı. Hangi sorun? Sorun eskiden vardı. Rumlar Türkleri yok etmek için Faşist Akritas Planı çerçevesinde son saldırıya geçmişlerdi. 1974 Barış harekatı ile sorun çözüldü. O günden beri kan akmıyor, çatışma olmuyor. O bakımdan sorun yok.
Ama ABD, AB ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nin KKTC’yi yok etme, Kıbrıs Türklerini Türkiye’den kopartarak Rum yönetimi altına sokma sorunları var. İşte Tayyip Bey’e bu sorunu çözme, Kıbrıs’ı Girit benzeri bir operasyonla “Türklerden arındırma sürecine sokma” görevi verildi.
KKTC, 2004 yılında Annan Planı ile yok edilmek istenmişti. AKP ve Kıbrıslı sahte solcuların işbirliği ile kandırılan KKTC halkı, hain plana evet demişti. Ancak bu planı yeterli bulmayan, Türklerin koşulsuz teslim olacağı günlerin hayalini gören Rum tarafı, planı kabul etmemişti.
İşte şimdi, Annan Planı’nı mumla aratacak satış planı için düğmeye basıldı. 15 Şubat 2014 günlü Aydınlık’taki “Karşılığı Kefendir” başlıklı köşe yazısında, E. Tuğamiral Türker Ertürk olayı şöyle değerlendirdi: “”Annan Planı ile verilen tavizlerin çok ötesine geçilmiştir. Bu bir ihanettir. Bu suçun tüm dünyada karşılığı bellidir. Müslüman dünyasındaki karşılığı ise kefendir.”
KKTC ve Rum Kesimi arasında 10 Şubat’ta yapılan ilk toplantıdan sonra BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Buttenhaim’ın okuduğu ortak açıklamaya göre, Kıbrıs tek devlet altında birleşecek, KKTC’nin egemenliği ortadan kaldırılacak, ve bu şekilde oluşan Birleşik Kıbrıs, AB’ye üye sayılacak. Yani: KKTC toprağı, üzerindeki Türklerle birlikte AB’ye satılacak. Ne karşılığında? Tayyip Erdoğan’ın bir süre daha iktidarda kalması uğruna. Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı’nın görüşünü almadan ortak açıklama metnini kabul ederek KKTC yönetimini emrivaki karşısında bırakmıştı.
KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu, ortak açıklama hakkında şöyle konuştu:
"ABD’nin devreye girmesi Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'daki kendi menfaatleri içindir. Ortak metne 'Yüzde yüz bayıldım' diyemem. Mesela o metinde, "Hiçbir taraf diğeri üzerinde egemenlik ve otorite iddiasında bulunamaz" ifadesini görmek isterdim. Bu sağlansaydı, o zaman metin ortak açıklama metni olurdu"
"ABD'liler 2004'teki referandumda evet çıkması için 30 milyon dolar harcadı. 2004 yılında Annan Planı’na yüzde 65 evet çıkması Türkiye'nin eseridir. Annan Planı bizim lehimize olsaydı ben de "Evet" derdim. Ama ben, Kıbrıs Türk halkının menfaatine olmadığını düşünerek "Hayır" dedim.”
“Eğer yapacağım anlaşmayla KKTC halkını Rum devletinin altına girmeye ve yama yapmaya mahkum edecekse istemem.. Böyle bir anlaşmaya imza atarsam, önce ben sonra oy verenler lanetlenecektir"
**
KKTC'yi yok etme planı - 2
Ali Serdar Bolat, 26 Şubat 2014
Kıbrıs açılımını, yani KKTC’yi "Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni" yok etme açılımını da, (pek vatansever olduğu sanılan)  Kayserili Abdullah Gül başlattı. Hani, Futbol maçı bahanesi ile soykırım müfterisi Erivan’a gidip Ermenistan açılımını başlatmış olduğu gibi. (6 Eylül 2008). Dahası, Tahran’a giderken “Kürt meselesinde iyi şeyler olacak” deyip Kürt açılımını başlattığı gibi. (10 Mart 2009) “Savcı bulun, delillendirin, yargılayın” diyerek Ergenekon tertibini başlattığı gibi (17 Mayıs 2006 Danıştay saldırısından hemen sonra)...
Rafet Ballı yazdı. Aydınlık, 18 Şubat 2014:
“2013 Eylül ayı sonunda Gül ABD’ye gitti. BM toplantısı için. Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanı Anastasiadis ile görüştü. 1964’den beri ilk görüşme.”, “Gül BM Genel Kurulu’nda konuşurken Rumlar oturup dinlemiş. Halbuki her sene protesto edip çıkarlardı.”, “NTVMSNBC, Gül’ün Anastasiadis’e söylediklerini açıkladı: (27 Eylül 2013), “Bu işleri zamana yaymayın, pozitif gündemle bakın, kararlı bir şekilde konuşun ve mesafe alın”, (Yani: “Kararlı olun, bastırın, KKTC’yi alın” diye akıl veriyor. Tercümesi bu.), “Sonra BM (yani ABD) devreye girdi, gönülsüz Derviş Eroğlu susturuldu. Gül ve Erdoğan’ın zorlamasıyla çözüm peşrevleri tekrar başlatıldı.”, “Satış yaparken her zaman halka havuç verilirdi. Bu defa gaz verdiler. Güney Kıbrıs açıklarında bulunan trilyonluk rezervlerden çıkarılacak gazı Avrupa’ya taşıyacak borular Türkiye’den geçecekmiş. Kıbrıs’ı vermeye değmez mi? Al boruyu ve Kıbrıs’ı.”, “Ahmet Davutoğlu Kanal 7’de açıkladı. İskele Sancak Programı, 13 Şubat 2014. Sır tutamıyorlar. “5 aydır gizli diplomasi yürütülüyor”muş. Yani Gül – Anastasiadis görüşmesinden beri... “Gelinen aşama devrim niteliğinde” imiş. “Devrim” diyorlar. Kıbrıs’ta teslimat büyük anlaşılan.”
“Fakat boşuna. Devr-i iktidarlarının son mevsimindeler.”
Müzakereler, İsrail – Kıbrıs Rum Kesimi askeri tatbikatı gölgesinde yapıldı.
Olay “van minıt” ile başladı. Tayyip Bey, Obama’nın “İsrail’e karşı çıkar gibi yap, Müslüman ülkeleri İran’ın yörüngesine girmekten kurtar, Ortadoğu’da lider ol”tavsiyesine uyayım derken hızını alamayıp “van minıt” deyiverince, üstüne bir de Mavi Marmara rezaleti eklenince, İsrail fırsat bu fırsattır deyip Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’ne yanaşıverdi. Tayyip Bey, böylece, “Monşer diplomasisi de neymiş” yanılgısı üzerinden Batı ve Güney kanadımızda Türkiye karşıtı güçlü bir odak yaratmış oldu.
Türkiye, geleneksel olarak, Kıbrıs Rum Kesimi’nin KKTC münhasır sularında petrol aramasına karşı çıkıyordu. Hatta oraya Tayyip Bey “Piri Reis” gemisini göndererek bu bölgede hak sahibiolduğumuzu göstermek istiyordu. Ancak, gerek “van minıt” ve Mavi Marmara olayları ile İsrail’i karşımıza almamız, gerekse Ergenekon-Balyoz tertipleri ile Türk Donanmasının güçsüzleştirilmesi, bu bölgelerdeki iddiamızı sürdüremez hale gelmemiz sonucunu verdi.
Bu arada, İsrail karasularında büyük doğalgaz kaynakları bulundu. KKTC’ye ait bölgede de zengin kaynaklar bulunması olasılığı arttı. Ama Tayyip Bey’,i yüksek diplomasi dehası ve TSK düşmanlığı yüzünden artık oralarda hak iddia edemez hale gelmştik. İsrail ve Kıbrıs Rum Kesimi ortak tatbikatlar yaparak, Türkiye’ye “Artık buraları unut” diyorlardı.
Ama, bize ait bölgelerin de bulunduğu o yerlerden çıkarılacak olan petrol ve doğalgazı Avrupa’ya taşıyacak olan boru hatlarının Türkiye üzerinden geçirilebileceğini, yani bize bir kıtır atılabileceğini söylüyorlardı. Ancak, bir şartları vardı: KKTC’yi Rum Kesimi’ne, AB’ye vermeliydik.
“Ver KKTC’yi al boruyu” diyorlardı. “Münhasır Ekonomik Bölgede İşgalcinin Engellenmesi” adlı Rum – İsrail ortak deniz tatbikatı, tam da müzakerelerin olduğu günlere, 13-14 Şubat’a denk gelmişti. Ne tesadüf.
Bu tatbikat hangi işgalciyi engellemek için yapılıyordu? Açık açık söylüyorlardı. Avrupa Birliği toprağı olan Kıbrıs Adası’nın kuzeyini işgal etmiş olan TC ve KKTC’yi engellemek için yapılıyordu. İşgalci TC ve KKTC, Kıbrıs Adası’nın münhasır ekonomik bölgesindeki denizlerde hak iddia edemezdi. Etmeye kalkarsa Rum-İsrail ortak gücünü karşısında bulurdu. Tatbikatın senaryosu şöyle: Doğu Akdeniz’deki petrol sahalarına Türkiye’nin olası bir müdahalesinin engellenmesi.
Tatbikata 40’tan fazla İsrail savaş uçağı, İsrail donaması ve Rum donanması katıldı. Rumların 12.parselde kurduğu ve Türkiye’nin sert tepki gösterdiği “Afrodit” adlı Rum doğalgaz platformu TC saldırısına karşı korundu. “Bu denizler artık sizin değil”., Ege adaları AKP döneminde Yunan işgali altına girdi. Şimdi Doğu Akdeniz’de hakkımız olan yerlere el kondu. AKP seçmeni beğendi mi şimdi bu durumu?
Türk askeri adadan çekilsin, Türkiye’nin garantörlüğü ortadan kaldırılsın. İşgal tamamen bitsin. Son amaçları bu.
Atlantik ötesinden Obama, Brüksel’den AB, Güneyimizden ise Rum -İsrail sopası gösteriliyor. AKP Hükümeti, deliğe süpürülmemek için, KKTC’nin satışı açılımını başlattı.
 ***
KKTC'yi yok etme planı - 3
Ali Serdar Bolat, 27 Şubat 2014
KKTC’yi bitirme adımı
Rum tarafının sızdırdığı haritaya göre KKTC, verimli topraklarının %66’sını kaybedecek. Rumlara verilecek olan 682 kilometrekare KKTC toprağı tamamen tarım arazisinden oluşuyor.
KKTC toprakları%21 azalarak 2,559 kilometrekareye düşecek. Bu toprak kaybı sonucunda KKTC, narenciye üretiminin %67’sini, patates üretiminin %75’ini, sebze üretiminin %50’sini ve hububat üretiminin %70’ini kaybedecek. Bu kayıplar sonucunda, KKTC, tarımsal yıllık gelirinin %33’ü olan 41,5 milyon dolar gelir kaybına uğrayacak. Gelir kaybı bu kadarla kalmıyor. Tarımsal ticaret, tarım ürünleri taşımacılığı ve bunlara bağlı faaliyetlerde doğacak kayıpla birlikte tarım sektörünün toplam kaybı 127 milyon dolara ulaşacak. Bu değer, KKTC gelirlerinin %12,2’sine eşit. Ayrıca, Rumlara verilecek topraklar üzerindeki 160 adet imalathaneden dolayı 12 milyon dolar, 442 ticarethane ve 188 otel ve lokantadan dolayı 43 milyon dolar gelir kaybı olacaktır. Bunun sonucunda, tarımsal işyerleri ile birlikte toplam 1,350 işyeri kaybedilmiş olacak, nüfusun %15’ini teşkil eden 13.000 KKTC vatandaşı işsiz kalacaktır.
Emperyalizm Kıbrıs’a tam zamanında saldırdı.
E. Tuğg. Noyan Umruk 16 Şubat 2014 günlü “Tam Zamanı Yumuşak Karnımıza Vurmanın” başlıklı Aydınlık köşe yazısında zamanlamaya dikkat çekiyor. Böyle müzakereler için en uygun zaman karşı tarafın zayıf olduğu bir zamandır. %30’a varan devalüasyon, kapıya dayanan borç ödemeleri, zayıflatılmış, darmadağın edilmiş bir ordu ve donanma, yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları, paralel yapı ile başı dertte olan Tayyip Erdoğan’ın üzerine çullanmanın tam zamanı.
“Ver KKTC’yi, al desteği, kal bir süre daha iktidarda. Boru da cabası.”
Emekli Büyükelçi Onur Öymen, Girit adasındaki kayıpları hatırlattı  ve zamanlamaya dikkat çekti
Müzakerelerin zamanlamasına dikkat çeken Öymen, "Diplomaside kuraldır, böyle önemli müzakereler yapacaksanız bunu en güçlü olduğunuz zamanda yapacaksınız. Belli ki, bu kural şimdi sadece Rum-Yunan tarafı için geçerli. Diğer bir kural da taviz istediğiniz tarafı müzakerelerden önceki aşamada, ekonomik ve siyasi önlemler ve basın yoluyla yıpratacaksınız. Türkiye'ye yapılan da budur. Kredi notu düşürülüyor, Avrupa'dan soğuk rüzgarlar esiyor, ABD Başkanı ile görüşme kapıları uzun süredir kapalı. Bütün bunlardan sonra müzakereler başlar başlamaz Amerika'dan Türk hükümetine övgüler gelmesi anlamlı değil mi?" diye konuştu.
'Egemen eşitlik rafa kalktı'
HÜSEYİN LAPTALI
Türk tarafının yıllardır savunduğu egemen eşitliği tavrından vazgeçtiğinin anlaşıldığını belirten Öymen, "Şimdi üzerinde mutabakata varılan ilke 'Tek devlet, tek vatandaşlık, tek egemenlik'. Türk tarafının böyle bir tavizi vermeyi kabul etmesi müzakerelerin nasıl sonuçlanabileceği konusunda fikir veriyor" ifadesini kullandı.
"Kofi Annan Planı Türk tarafı için acı bir reçeteydi" diyen Öymen şunları söyledi: "Annan Planı, AKP ve dış baskılarla KKTC'de referandumla kabul edilmişti. Daha da fazlasını alabileceğini düşünen Rumlar tarafından ise reddedildi. Şimdi Türk tarafı evvelce kabul ettiği bir plandan daha fazlasını elde edebilir mi? Rum tarafı kendisi açısından Kofi Annan Planı'ndan daha azını kabul edebilir mi?”
***
yorum, eleştiri ve katkı
27 Şubat 2014 9:45 Perşembe tarihinde Müge Gülses <mugegulses@yahoo.com.tr> şöyle yazdı:
Sayın Ertürk,
Milletin fertleri olarak bize dayatılan senaryo ve ülkemizi milletimizi yok etme sürecine dur demek için kendimize ve birbirimize güven temelinde dayanışma içinde siyasi örgütlülüğe ihtiyaç vardır.Var olan partilerin dayatmacı bencil tutumlarına mahkum değiliz. Vatanverler, bağımsız -özgür düşünceleri ve vicdanları  zemininde  ilkeler doğrultusunda(insanhakları-hukukun üstünlüğü-ahlaki ilkeler ) bilim rehberliğinde siyasi örgüt içinde olmalıdırlar.
Kendini vatansever tanımlayan herkesin içinde olacağı bir yapılanmayı oluşturmak üzere sizi ve herkesi BCP de mayısta yapılacak olan kurultayda  sorumluluk almaya ve ihtiyacımız olan güçlü milli sesi tüm dünyaya haykırmaya davet ediyorum.
Bu yapılanma önerisinde  hiç bir vesayet,dayatma  koşul yoktur. Bu yapılanmayı "BİZCİLLİK" le,   " birlikte"  yapmalıyız.  BCP nin 12 yıllık geçmişi halk dayanışması örneğini oluşturmuş, para kaynağı olmadan da insanca dayanışarak , ilkeler doğrultusunda  Cumhuriyetimizin değerlerine olan inancımız sayesinde örgütlülüğün devam edebildiğini ispatlamıştır.
BCP nin kuruluş öncesi-süreci-ve bugüne kadar geçmişi siyasi hayatımızdaki farklı  tek örnektir.
BCP dışında  ortaya çıkabilecek yeni bir siyasi yapının  sömürü düzeninin devam etmesi  demek olacağını düşünüyorum.
12 yıldır deneyimlediğim "siyasi irade oluşturmak demek" herkesin kendi vicdanı  ve ilkeleri çerçevesinde kendini "yeniden yapılandırması" "kendini siyasette karar alıcı noktasında  yaratması" demektir.
Erk satışı ve sömürü siyasetine son verecek olan  önerdiğim  yapıdır.
Yukarıda ifade ettiğim ilkeler bize yönderlik yapacaktır.
Kişi odaklı değil ilkeler odaklı ve planlı uygulama söz konusu olmalıdır.
Plan ise TÜRK MİLLETİNİN ÖZGÜR VE BAĞIMSIZ İSTENCİNİ YANSITMALIDIR.
M.Kemal başarı için hedeften geriye doğru planlamayı önerir.
Aynı zamanda "nasıl başaracağımı düşünmem ,yalnızca engelleri kaldırırım" der.
Engeller nedir? diye baktığımda;  bencillik ve  herkesin sorgulamadan kendi düşüncelerinin esiri olduğunu görüyorum.
Bu iki büyük engeli kaldırmak için ise  "BİZCİLLİK" ve "SORGULAMA" tutumlarını içselleştirmeliyiz.
zaman dar, yeter artık,konuşmakdan örgütlenmeye geçmemiz gerekmez mi?Belki büyük bir CUMHURİYET KURULTAYI" ile başlamalıyız.19 mayıs bu büyük kurultaya yaraşır  diye düşünüyorum. İfade ettiğiniz "kefeni giymeden" önce  
"TÜRK DEVRİMİNİ TAMAMLAMALIYIZ"
sevgi ve saygılar, BCP Genel Sekreteri, müge gülses

27 Şubat 2014 Perşembe

ULUSAL YORUM ::: ZEKERİYA TÜMER, "ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR!.."

BASINDAN SEÇMELER VE ULUSAL YORUMLAR.
Başbakan diyor ki: “Ellerinden gelse bana’da şantaj yapacaklar”Başbakan devam ediyor konuşmasına: “Paralel yapı, iş adamlarına, akademisyenlere, güvenlik güçlerine şantaj yaparlar, hepsine yaptılar, yapıyorlar. Ellerinden gelse bana da yapacaklar. Böceği yerleştirdiler ama bir şey bulamadılar.” Demiş ve uzağındakine seslenmiş: “Ey paralel yapı ve başındakiler, beddualar ediyorsunuz.”
ULUSAL YORUM:
Başbakan bunu söylemişti ve neticede Başbakanın kaseti internete düştü. Montaj mı değil mi zaman gösterecek. Şantaj yapıldı. Başbakan demek ki bunu biliyordu. İnternet yasasını boşa çıkarmamış. Bundan böyle bu kabil haberler yayınlanamayacak. Yayınlayanlar hakkında da yasal işlemler yapılacak.
Devletin temeline dinamit koyabilecek güçte bir paralel yapı var demek ki.
Kim bunlar?
 Neden isimleri açık ve seçik söylenmez.
Devletin tüm istihbaratı ve güvenlik güçleri kimin elinde?
Sayın Başbakan, bu paralel yapı, Türk Ordusunun şerefli subaylarına da iftira attı. Onların yüzünden mi hapiste çürüyorlar.
Bu paralel yapının başı ellerini açmış, beddualar ediyor..
Kime ne için ediyor?
 Bu paralel yapı nasıl bir teşkilattır?
Bunu açık ve seçik isimleri ile neden açıklamıyorsunuz?
Bunlar devleti nasıl ele geçirdiler ki, sizin evinize kadar girerek böceği koydular. Bizler çok merak ediyoruz.
Bu paralel yapı mı Baykal’ı koltuğundan etti? 
Bu paralel yapı mı 17 Aralık operasyonu nu patlattı?
 Bu paralel yapı kiminle paralel hareket ediyor.
Nasıl bir güç odağı? Kimler var arkasında.
Biz bir kişiyi beddua ederken Televizyonlarda gördük. O da Amerika’da yaşayan Fettullah Gülen hoca.
Kendisine saldırılınca ağırına gitmiş olacak ki, dayanamayıp Allaha yalvararak, kendisini korumaya çalıştı. Kendisine iftira atanlara beddua etti.
Ne günlere kaldık, herkes bir birini suçluyor. Kimse kimseyi beğenmiyor. Herkes bir birinin arkasından kuyusunu kazmaya çalışıyor.
Peki bizler ne yapacağız. Bu ülke ne zaman huzura kavuşacak? Muasır Medeniyet seviyesine ulaşabilecek miyiz?
Sayın Başbakan, paralel yapı paralel yapı deyip durmayın, paralel yapının adını sanını açık ve net olarak dile getirin. Suç işlediler ise derhal kanuni işlemleri başlatın.
Mağdurları oynayarak oy peşinde koşulmasın. Siz cesur ve kararlı kişisiniz. Korkmadan size karşı darbe girişimi yapanları nasıl içeride çürütüyorsanız ki onlar gerçek te suçlu mu suçsuz mu düşünmek gerek, dışarıda olanları, paralel yapı dediğiniz kişileri de cesaretiniz varsa adalete teslim edin.
ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR.  

25 Şubat 2014 Salı

BİR SEÇMEN ANALİZİ (ANKARA) VE YORUM'U

Ankara 2014 Askı Listelerinin Karşılaştırılması ve Seçmen Analizi
Her yıl Türkiye geneli üst sınır olarak ortalama sandık seçmen listelerine doğum ve vatandaşlığa kabul kapsamında yaklaşık 1,400,000 civarında yeni seçmen eklenmektedir. 
Ayrıca her yıl Türkiye geneli üst sınır olarak ortalama sandık seçmen listelerinden ölüm ve vatandaşlıktan çıkış nedeniyle yaklaşık 450,000 civarında seçmen düşmektedir. 
Buna göre, seçmen sayısı her yıl yaklaşık 950,000 kişi civarında artmaktadır. 
Bu bilgilerden hareketle 12 Haziran 2011 ve 8 Ocak 2014 tarihleri arasında Ankara listelerine eklenen ve düşen seçmenlerin analizleri yapılmış olup, sonuçlar Tablo 1′de verilmiştir.
Tablo 1. 12 Haziran 2011 ve 8 Ocak 2014 Tarihlerine Ait Ankara Listelerinin Analizi
İLÇELER
Haziran 2011 Seçmen Sayısı1
Ocak 2014 Seçmen Sayısı1
Fark
Haziran 2011 – Ocak 2014 Listelerinin Karşılaştırma Sonuçları
Eklenen Seçmenler
Düşen
Başka İl ve İlçeye
Yeni
Diğer
Giden
Gelen
Akyurt
17,243
19,010
1,767
1301
285
537
2,225
2,943
Altındağ
252,840
249,940
-2,900
15527
5,199
9,573
48,593
34,540
Ayaş
9,996
10,082
86
492
98
370
1,328
1,194
Bala
13,932
17,639
3,707
997
475
563
2,608
5,406
Beypazarı
34,530
35,624
1,094
1840
511
1,251
3,016
3,010
Çamlıdere
5,730
5,932
202
268
75
303
952
1,114
Çankaya
612,270
682,902
70,632
29319
15,088
25,885
92,984
145,094
Çubuk
54,355
57,086
2,731
3997
876
1,830
4,748
4,436
Elmadağ
29,987
30,912
925
2041
376
884
3,050
2,442
Etimesgut
261,444
326,867
65,423
18030
7,627
9,428
44,430
93,624
Evren
2,499
2,368
-131
104
60
277
353
335
Gölbaşı
66,629
77,435
10,806
4654
1,559
2,172
10,001
16,766
Güdül
7,257
7,351
94
296
100
406
867
971
Haymana
22,284
30,159
7,875
2132
879
946
3,327
9,137
Kalecik
10,448
10,373
-75
550
136
490
1,358
1,087
Kazan
26,226
30,733
4,507
2021
636
838
3,599
6,287
Keçiören
586,433
611,884
25,451
35524
12,708
20,554
79,193
76,966
Kızılcahamam
19,500
21,556
2056
1019
333
934
2,218
3,856
Mamak
380,263
403,356
23,093
23560
8,789
13,622
52,167
56,533
Nallıhan
23,924
23,563
-361
982
253
967
2,641
2,012
Polatlı
79,457
81,541
2,084
5392
2,155
3,313
8,955
6,805
Pursaklar
71,848
82,692
10,844
5513
1,667
1,840
10,773
16,277
Sincan
309,572
328,197
18,625
21128
6,581
9,383
46,489
46,788
Şereflikoçhisar
25,493
24,865
-628
1343
637
1,410
3,384
2,186
Yenimahalle
483,839
436,267
-47,572
23089
9,028
17,848
133,531
71,690
Toplam
3,407,999
3,608,334
200,335
201,119
76,131
125,624
562,790
611,499
277,250

1 Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığının açıkladığı seçmen sayıları
Tablo 1′e göre, 12 Haziran 2011 ve 8 Ocak 2014 tarihleri arasında Ankara listelerine 277,250 seçmen eklendiği ve 125,250seçmen düşürüldüğü görünmektedir. Ayrıca, Ankara’ya başka il ve ilçelerden gelen 611,499 seçmenin 251,680‘inin başka illerden geldiği ve Ankara’dan başka il ve ilçelere giden 562,790 seçmenin ise 202,971‘inin de başka illere gittiği tespit edilmiştir. Bu sonuçtan daha çok Ankara’nın kendi ilçeleri arasında yer değişmelerin yaşandığı anlaşılmaktadır. Bu sayılara ilişkin hesaplamalar kısaca aşağıda sistematik bir sırayla özetlenmiştir.


56,198,627
2014 Ocak Türkiye Geneli Seçmen Sayısı – YSK Hesaplanan
-
52,725,973
2014 Ocak Türkiye Geneli Seçmen Sayısı – YSK

  3,472,654
2014 Ocak Türkiye Geneli Düşürülen Seçmen Sayısı


3,846,002
2014 Ocak Ankara Geneli Seçmen Sayısı – YSK Hesaplanan
-
3,608,334
2014 Ocak Ankara Geneli Seçmen Sayısı – YSK (Tablo 1)

  237,668
2014 Ocak Ankara Listesinden Düşürülen Seçmen Sayısı

Bu sonuca göre, 8 Ocak 2014 tarihi itibariyle Ankara listesinde olması gerektiği halde listelerde görünmeyen (düşen) 237,668 kişi vardır. Sorgulanması gereken bu seçmenler kimdir?


  3,608,334
2014 Ocak Ankara Geneli Seçmen Sayısı – YSK (Tablo 1)
÷
52,725,973
2014 Ocak Türkiye Geneli Seçmen Sayısı – YSK


% 6,844
2014 Ocak Ankara Listesinin Türkiye’ye Oranı




12 Haziran 2011 ve 8 Ocak 2014 Ankara listelerinin karşılaştırmaları yapılmış olup, sonuçlar aşağıda verilmiştir. Buna göre,


201,119
2011 Haz. – 2014 Ocakta 18 Yaşını Dolduran Seçmen Sayısı – YSK
+
  76,131
2011 Haz. önce 18 Yaşından büyük olan Seçmen Sayısı – YSK

277,250
2011′de olmayıp Ocak 2014′de Eklenen Seçmen Sayısı – YSK

125,624
2011′de olup Ocak 2014′de Düşürülen Seçmen Sayısı – YSK

Buna göre, yapılan karşılaştırmalarda Haziran 2011 ve Kasım 2014 tarihleri arasındaki yaklaşık 30,5 aylık dönemde Ankara sandık seçmen listesine toplam 277,250 seçmenin eklendiği görülmektedir (Tablo 1).
Halbuki, 30,5 aylık dönemde sandık seçmen listesine yüksek projeksiyon olarak en fazla 243,530 seçmen (1,400,000/12 = 116,666 x 30,5 Ay = 3,558,313 x 6,844 = 243,530) eklenmeliydi.
Bu durumda 33,720 seçmenin (277,250 – 243,530 = 33,720) 2014 Ocak listesine gerekenin çok üzerinde eklendiği anlaşılmaktadır.
Sonuç 1. Buna göre 2014 Ocak listesine gerekenin çok üzerinde eklendiği anlaşılan 33,720 seçmen kimdir? 
Diğer taraftan, yapılan karşılaştırmalarda 2011 listesinde olan toplam 125,624 seçmenin 2014 Ocak listesinden düştüğü tespit edilmiştir (Tablo 1).
Bu düşürülen 125,624 seçmenden 30,5 aylık dönemde listelerden ölüm ve vatandaşlıktan çıkış (450,000/12 = 37,500 x 30,5 Ay = 1,143,750 x 6,85 = 78,346) nedeniyle düşmesi gereken 78,346 seçmen çıkarıldığında (125,624 – 78,346 = 47,278) 2014 listesinden 47,278 seçmenin fazladan düştüğü görülmektedir. Bu fazladan düşen 47,278 seçmen toplamda düştüğü belirlenen 237,668 seçmenin içinde yer almaktadır.
Sonuç 2. Buna göre 2014 Ocak listesinden gerekenin çok üzerinde düşürüldüğü anlaşılan 237,668 (47,278 + 190,390 = 237,668) seçmen kimdir? 
Tüm bu sonuçların önümüzdeki yerel, cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler için gereğinin yapılması hayati önemdedir. Bu açıdan bakıldığında tüm vatandaşların YSK’nın sayfasında açıkladığı listede kendisini kontrol etmesinde, eğer listede yoksa kaydettirilmesinde büyük yarar görülmektedir.