15 Mart 2023 Çarşamba

Gerçek şu ki

 RUKİYE SULTAN DİYOR Kİ:

Rukiye Demir

Gerçek şu ki 

Her ne kadar aklım başımda olsada kokunu her soluduğumda kafası kıyak bir keş gibiyim

Ve ben, 

Her ne kadar soğuk kanlı olsam da, sana her dokunduğumda tekrar tekrar tutuşan bir ateş 🔥 gibiyim.

Gözlerinde saklıydı yaşanmış sevdalarım. 

Biraz gece, biraz kahve, biraz sen, biraz ben, biraz şiir, biraz huzur, 

Hiç Açığa Vurulmamış 

Benimsen;

Hürriyetim Esastır, üzerinde vakti saati olur olmaz yok benim için.

Zirâ kısık ateşte Aşk pişmez çiğ kalır .

Bu yüzden, 

Her fırsatta çeke çeke ,

Her tenhada içe içe,

Yaşarım seni !

Sen ki kaburgalarımı içer den kıracak kadar güçlüsün. 

Her hükmün gönlüm üstüne,

Lâkin Sende alma hafife beni,

Ben ki seni .

Çekip busemi, Can damarına mum gibi eritecek kadar tutkun

Yakıp busemi bırakıp boynuna 

Kül edecek kadar yangınım.

Öyle büyükmüş ki içimizdeki yanlızlık

Sevilmeyi beklerken

BEKLEMEYİ SEVMİŞİZ...

💋Sevgilerimle...

Rukiye Sultandan 👍

5 Mart 2023 Pazar

RUKİYE SULTAN DİYOR Kİ: 

8 Mart Dünya emekçi kadınlar Günümüz umutla dolu yarınlara olsun.

Acıyla yoğrulan sabırla bilenen kadınlarımızın 8 mart Dünya emekçi kadınlar günü kutlu olsun.

8 mart Dünya kadınlar günü Saygıdeğer Türk ve Dünya kadınlarına Sağlık ve mutluluk umut neşe getirsin.

Kadın bir gün değil her gün hatırlanmalıdır. 

Kadınlar günümüz umutla dolu yarınlara olsun.

Dünyanın yarısını kadınlar oluşturur diğer yarısını da kadınlar Yetiştirir.

Kadına saygılı ol.Kadınlar insanlığın devamı için olmazsa olmazıdır.

 En büyük dertlerin dertlisi en büyük mutlulukların ardındaki Kahramandır.

Onlar sevimli kızlarımız, tatlı kız kardesimiz, mükemmel annelerimiz, onlar hayatımızın anlamı, bu dünyadaki hiçbir canlı bir kadın kadar güçlü değildir.  Hem evinde, hem kariyerinde mükemmel performansı ile birlikte en iyi şekilde yönetir. .Dünyanın en güçlü varlıkları kadınlar 8 Mart dünyada kadinların eşitlik kalkınma ve daha huzurlu yaşam özlemleri dile getirdikleri gündür.

Aklınıza koyduğunuz her şeyi yapabilirsiniz, en derin denizde yüzebilir en yüksek zirveye tırmanabilirsiniz. 

Güclü, güzel Şefkatlı, sevgi dolu merhametli kelimelerin ifade edebileceğinden çok daha fazlayız.

Bu gün değil her günümüz özeldir

Toplumun beklentilerinin isinizi  azaltmasına izin vermeyin

Kendinizi sevin sevgi ve ışığa layık olduğunuzu bilin ve sesinizin önemli olduğunu anlayın

Adam olmadan önce insan olabilmenin en temel unsurudur kadın.

Çoğu zaman değil her zaman  her gözün nuru hayatın can damarıdır 8 Mart Dünya kadınlar günü hakkı ödenmeyecek olan kadınların günüdür.

8 Mart kadınlar günü hikayesi

8 Mart dünya kadınlar gününün tarihi 1800 li yıllara dayanıyor. Kadınlar mücadele ateşini ABD'nde 40 bin kadın dokuma işçisi 8 Mart 1857de yaktı. Bir tekstil fabrikasında başlattıkları grevde çıkan yangında 129 kadın can verdi. Bu feci olayın tarihi 8 Mart  1857'ydi.  40 bin kadın işçi ABD' nin New York kentinde bir dokuma fabrikasında greve başladı.  Sadece daha iyi çalışma koşulları istiyorlardı. Polisin fabrikaya kitlediği kadın işçiler den 129 u içeride çıkan yangında can verdi

Türkiye'de 8 Mart dünya kadınlar günü ilk kez 1921 yılında iki komünist kız kardeş Rahime Selimova ve Cemile Nuşirvanova nin girişimi ile gerçekleştirildi. Bu tarihten sonra yıllar boyunca 8 Mart dünya kadınlar günü kutlamalarına izin verilmedi. 

1975 yılında "Birleşmiş Milletler Kadın On Yılı" ilan edildi. Türkiye de bu kapsamda yer aldığı için 1975 yılında Türkiye'de "Kadın Yılı Kongresi" yapıldı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün 1975 yılında kutlanmaya başlamasında İlerici Kadınlar Derneği'nin faaliyetleri de etkili oldu.

Bir sesimizle dünyanın sesi olabiliriz çünkü bizler daima güçlüyüz .Tarih herzaman biz kadınları yazacak

Dünya kadınlar. Günümüz kutlu olsun

Sevgilerimle..

Rukiye DEMİR

06.03.2023


2 Mart 2023 Perşembe

TÜRKİYE'NİN KURTULUŞU AFETSİZ KENTLER

TÜRKİYE'NİN KURTULUŞU AFETSİZ KENTLER

Doc. Dr. Çetin Göksu, Kent Uzmanı



Türkiye'nin ve gelecek nesillerin kurtuluşu, "Afetsiz Kentler Modelini" hayata geçirebildiği ölçüde mümkün olacaktır

Türkiye, Afetlere dayanaksız, çürük kentlerden kurtulmalı, biran önce "Sağlıklı ve Güvenli Kentler" sistemine geçmelidir. 

Türkiye'nin bulunduğu kaos ortamı ve buna ilave olarak gelen 6 Şubat depreminin getirdiği ulusal yıkım, hem Türkiye'de devrim niteliğinde değişimler yapılmasını, hem sorunların altından kalkamayan iktidarın değişmesini gündeme getirdi.

Büyük deprem yaklaşık 10 ili, birçok kenti ve köyü yıkan on birlerce insanının ölümüne bölgesel ekonominin çökmesine  neden olan bu insanlık dramı, Türkiye'de ki kentlesmenin  ne kadar yanlış temeller üzerine oturduğunu gösteriyor. Diğer taraftan Türkiye'de sık sık meydana gelen depremler ve beklenen İstanbul depremi, Ülkede büyük bir korku ortamı yarattı. Büyük bir tedirginlik ve yaygın bir ölüm korkusu, bütün ülkeyi sardı

Öldüren kentler sisteminin nasıl ve neden ortaya çıktığı çok ama çok önemlidir.. Öldüren kentlerden sağlam ve sağlıklı kentler sistemine geçmek  ülkenin bir nolu sorunu haline gelmiştir. Çünkü deprem , insanları topluca öldürmekle kalmıyor, ülkeyi de büyük bir sosyal ve ekonomik çöküntünün eşiğine getiriyor. Türkiye en kısa zamanda bu korkunç sistemden çürük kentler sisteminden kurulmalıdır.

KENTSEL ÇÜRÜMENİN NEDENLERI

Felaketin asıl nedeni, depremin kendisinden çok, kentlerdeki çürüme olduğu bilinmelidir. 

Kentlerdeki çürümenin asıl nedeni, uygulanan vahşi kapitalizm olduğunu söylemek yanlış değildir. Rüşvet ve  ona eşlik eden hırsızlık ve vurgunlar,  adam kayırma gibi, ahlak dışı gelişmeler bir çok alanda yapılıyor. Toplumsal çürüme ve rüşvet sistemi, yanlış kent planlaması ile başlıyor, mimaride inşaatın her aşamasında devam ediyor. Bugün ülkenin her yerinde ve özellikle inşaat alanında, Rüşvetler, vurgunlar, adam kayırmalar büyük bir Toplumsal çürümenin oluştuğunun çok açık göstergesidir.  .

ÇÜRÜK KENTLERDEN SAĞLIKLI KENTLERE

ÇÜRÜK kentlerden kurtulmak, daha güvenli, daha sağlıklı kentler kurmak mümkün mü? 

KENTLERDE INSANCA HAKCA DÜZEN KURULMALIDIR. 

Öncelikle Türkiye sağlıklı ve güvenli bir ortamlara kavuşmak istiyorsa, öncelikle, rüşvete ve vurguna dayalı toplumsal ve ekonomik sistemden kurtulmalı, İNSANCA HAKÇA DÜZEN kurulmalıdır. Bunun da tek yolu, yolsuzluklara izin veren, sağlam kentler sistemi kuramayan, Siyasal erki değiştirmektir. Ülkenin başına dürüst yönetimler getirilmedikçe, toplumsal ve ona bağlı kentsel çürümüşlükten kurtulma şansı yoktur.

İMAR PLANI YÖNTEMİ DEĞİŞTİRİLMELİDİR 

Diğer bir konu, kentlerin planlaması ile ilgilidir. İmar planlama yöntemi, spekülasyona,  vurguna dayalı bir sistemdir. İmar planlama yöntemi değişmedikçe, güvenli ve sağlıklı Kent planlama modelleri geçmek mümkün  görünmüyor.

TURKIYE İÇİN KENT MODELİ?

Ilkel İmar planı yerine, çok daha gelişmiş kent modelleri tercih edilmelidir. Bunların arasında, Eko-kent Güneş-kent, Sağlıklı kent, Afetsiz Kent vb birçok kent modelini sayabiliriz. Ama en doğrusu, Turkiyenin kendi modelini, Cumhuriyet kent modelini geliştirmek ve kullanmak olmalıdır.

GÜNEŞ KENTLER SİSTEMİNE GEÇİLMELİDİR.

Bize göre geleceğin kentleri arasında Türkiye icin en uygun seçim Guneskent Modeli olacaktır. Guneskentler, çağın en ileri, toplum için en uygun, yaşam için en güvenli, afetlere karşı en dayanıklı kent modelidir.

SEÇENEKLER 

Bugün Türkiye kan ağlıyor, öncelikle yaraların sarılması için ulusça büyük çaba harcanıyor, yeni konut yapımı için iktidar harekete geçmiş görünüyor. Yeni yerleşimler için yaklaşık 300- 400 milyar TL harcanması söz konusu olduğu ifade ediliyor. Ancak bu paraları, çürük olduğu bilinen sistemleri devam ettirmek için değil, daha sağlıklı, daha güvenli kentler için kullanmak daha akıllıca olacaktır.

UYARI

Hükumeti ve Belediyeleri uyarıyoruz. Eğer sağlıklı ve güvenilir kentleri istiyorsanız, Depreme dayanıklı, Kendi enerjisini, kendi gıdasını üreten Güneş enerjili "Afetsiz Kentler" sistemini başlata bilir, hem bugünün, hem de gelecek nesillerin yaşamını, şimdiden GÜVENCE altına almaya başlayabilirsiniz.


25 Şubat 2023 Cumartesi

Deprem Felaketinin gerçek nedenleri ve çözüm yolları

 

DEPREM FELAKETİ,

ATATÜRKÇÜ KENT POLİTİKASI

ve AFETSİZ KENTLER MODELI

Doç.Dr.Çetin Göksu

Kent Planlama ve Güneşkentler uzm.

Konu: Deprem felaketler, Küresel Isınma ve "Afete Dayanıklı Kentler Modeli"

Doğu Anadolu Fay Hattı nerelerden geçiyor? AFAD Türkiye ...

Güneydoğuda 10 ilde meydana gelen büyük deprem felaketi, Türk Kentleşme Politikasının,  "IFLAS" ettiğini gösteriyor. Türkiye’de yapılan kentlerin, yanlış olduğunu kanıtlıyor. Yanlış politikaları ve yanlış planlama tekniklerine dayanarak yapılan kentler olduğunu gösteriyor.

DEPREMİN YARATTIĞI YIKIM ve NEDENLERİ

Şüphesiz ki bu büyük felaketin nedeni, depremden daha çok yanlış kentleşme politikasından, yanlış planlama yaklaşımlarından,   yanlış inşaat sistemlerinden kaynaklanıyor.

Bu korkunç ve korkunç olduğu kadar anlamsız kent modelinden derhal vazgeçilmelidir. Aksi takdirde, Türkiyeyi daha büyük felaketler, daha büyük yıkımlar bekliyor.

Diğer taratan, Kahraman Maraş Merkezli Güney Doğu bölgesi depreminin bölgede yarattığı felaketin sonuçları söyle özetlenebilir;

  1. Deprem Bölgede çok büyük bir “İnsanlık Dramı” yaratmıştır.
  2. Onbinlerce ölüme, yüzbinlerce yaralanmaya neden olmuştur.
  3. Bölge Ekonomisi büyük ölçüde çökmüştür.
  4. Milyonlarca insan için, barınma, beslenme, hayatta kalabilme sorunları yaratmıştır.
  5. Büyük bir iç göç hareketi başlatmıştır.
  6. Deprem felaketi, büyük bir sosyal çöküşe, toplumsal bir depresyona neden olmuştur.
  7. Deprem bir anlamda kentleri tuzla buz etmiş, ortaya çıkan kargaşa, ilerde onarılması güç toplumsal, kültürel, ekonomik ve psikolojik sorunlar yaratmıştır.

FELAKETİN NEDENLERİ

TOPLUMSAL DUYARSIZLIK.

Felaketin nedenlerinin başında, toplumsal duyarsızlık gelmektedir. Bazı dinci kesimler maalesef, doğal felaketleri Allahı takdiri olduğuna inanıyor.  Bu akil dışı yaklaşımı Türkiye'nin geleceği açısından son derece tehlikeli olabilir. Çünkü ölümlerin sebebi, doğal felaketler değil, insan eliyle yapılmış kentlerdir, binalardır. Halkımıza önemli bir görev düşüyor, seçimlerde, hurafelere inananlara degil, ehliyetli insanlara,  sağlıklı kentleri kurabilecek, partilere ve adaylara oy versinler. Çünkü her yanlış oy onlara bir felaket olarak dönebilir.

YANLIŞ PLANLAMA YÖNTEMİ

Deprem sonuçları mevcut imar planlama yaklaşımının yanlış olduğunu gösteriyor. Nitekim mevcut imar yasasına göre kurulan kentlerin, son yıllarda imar planları Kentlerde meydana gelen  doğal felaketleri önleyecek bir yaklaşım olmadığı, çok kesin biçimde ortaya çıkmıştır. Bir planlama modeli, imar yasası, çağdaş ve sağlıklı yeni bir kent yasası ile derhal değiştirilmelidir.

KENTSEL RANTLARA, SPEKÜLASYONLARA,

SOYGUNLARLARA SON VERİLMELİDİR.

Mevcut imar mevzuatı, kentlerde adeta bir soygun düzeni yaratmıştır. Rüşvet Yandaş kayırma, imara uygun olmayan alanlara imar verilmesi,  İhalelerde meydana gelen yolsuzluklar, inşaatlarda yapılan yanlışlar ve eksik kullanımlar, denetimsizlik, sağlıksız dayanıksız, kentlerin ortaya çıkarmıştır. Kentlerde meydana gelen bu soygun düzeni, aslında vahşi kapitalizmin bir sonucudur. Kesinlikle değiştirilmeli, Rüşvetler, yolsuzluklar, Yandaş kayırma dönemine son verilmelidir. Sağlıklı yapılaşmanın önü açılmalıdır.

YANLIŞ KENTLEŞME POLİTİKASI DEĞİŞMELİDİR.

Bugün Turkiyede yanlış "Kentleşme Politikası" uygulanmaktadır, Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk’ün önderliğinde başlatılan "Dengeli Kalkınma Modeli" terkedilmiş, bunun yerine, plansız programsız, "Köyden Kente Göç" hareketi başlatılmıştır. Vahşi kapitalist sistemin ve uluslararası kartellerin beklentileri doğrultusunda teşvik edilen gelişigüzel göçler, Türkiye'nin beşeri coğrafyasını  allak bullak etmiş, aşırı büyüyen, içinde her türlü toplumsal sorunların kaynaklandığı kentler dönemini başlatmıştır. Diyebiliriz ki Türkiyenin bütün sorunları, aşırı büyüyen bu kentlerde meydana gelmiştir. İşsizlik, açlık, uyumsuzluk, terörizm, kavga, kargaşa, tecavüzler, sahtekarlık vb sorunların temelinde kentlerin,  bu aşırı ve hızlı büyümesinden kaynaklanıyor. Diğer taraftan kentler, dış odaklı finans sistemlerine bağımlı hale gelmiş, kentlerin yaşam kaynakları, yabancı güçlerin eline geçmiştir.

KENTLERİ BEKLEYEN TEHLİKELER

Kentlerdeki aşırı büyüme ve gereksiz yoğunlaşma, kentleri bir çok tehlike ile karşı karşıya getirmiştir. Bu tehlikelerin başında, depremler, seller, heyelanlar geliyor. Diğer taraftan, açlık  yoksulluk, işsizlik kentlerde yaygınlaşmış dışa bağımlılık aşırı derece atmıştır. Bir savaş tehlikesinde ya da beklendiği gibi bir "Enerji veya gıda  krizinde", kentlerin ayakta kalması mümkün görünmüyor. Savaş tehlikesinin arttığı, üçüncü dünya savaşının konuşulduğu bu günlerde,  tedbirler alınmalı, “Kendine Yeterli Kentler dönemi” derhal başlatılmalıdır.

KÜRESEL ISINMA ve KENT PLANLAMA STANDARTLARI

Küresel ısınma nedeniyle, kentlerde yaşanan felaketlerin yoğunluğu ve şiddeti artmıştır. 2000 binli yıllardan önce geliştirilen kentsel Standartları artık geçerli değildir. Bu standartlara göre yapılan planlar, iklim değişikliğinin getirdiği yeni yüklere hazır değildir. Bu nedenle, imar yasası ile birlikte kent ve yerleşim planlama standartları, küresel ısınma dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir.

YETERSİZ MEVZUAT,

Kentlerin yaşamla, sağlıkla, depremle, inşaatla ilgili mevzuat değişmeli yeni gelişen koşullara uygun hala getirilmeli, kentsel gelişim ve inşaat denetim sistemleri değiştirilmelidir. Kısaca diyebiliriz ki, son yıllarda hızlı gelişmeler, kentlerde Devrim yapmayı zorunlu hale getirmiş, yeni kent modellerinin, yeni planlama yöntemlerinin, yeni yönetmenliklerin geliştirilmesine şiddetle ihtiyaç vardır.

SAĞLIKLI VE SAĞLAM KENTLER

Herseyden önce insana önem veren, parayı değil, insan sağlığına, yaşamına önem ve öncelik veren, iklim değişikliği ile artan felaketlere karşı dayanıklı kentler dönemi başlatılmalıdır.

CUMHURIYET KENTLER, CUMHURIYET KÖYLER

1920 lerde kurulan Türkiye, Atatürkün önderliğinde her alanda büyük ilerlemeler yapmış, örnek ve özgün "Bağımsız Devletler Modelini" başlatmış, dünyaya örnek olmuş, birçok ülkenin bağımsızlık yolunu açmıştı. Modelin en büyük özelliği  ise, Uygarlık yolunda yaptığı hızlı ilerlemelerdir. Yabancıların, TÜRK DEVRİMİ (La Revolution Turque) dediği bu devrim, aslında dünyanın beklediği, insancıl, Doğa ile uyumlu,  yurtta dünyada barışı hedefleyen, bir "TÜRK UYGARLIK" Projesidir.

Türk  Uygarlığını gerçekleştirmek ve Cumhuriyeti sağlam temellere oturtmak için,  Kent ve Cumhuriyet Köy modelleri geliştirildi, uygulamalar başlatıldı. Daha sonra, halk evleri kurularak, "Halkla birlikte Halk için, TOPYEKÜN KALKINMA HAREKETI başlatıldı. Atatürk döneminde, Köylerde ve kentlerde başlatılan devrimler sayesinde, hem 500 milyar dolara yakın Osmanlı borcu ödendi, hem de Türkiye hızla kalkındı, dünyanın en kalkınmış on ülkesi arasında yerini aldı.

Ancak Atatürk’ün ölümünü fırsat bilen dış ve iç odaklar, Türk Devrimini durdurdular ve büyük ölçüde tasviye ettiler. Bugün Batı taklitçiliği altında ezilmiş,  spekülasyona yenik düşmüş, yabancı odaklara bağımlı hale gelmiştir. Türkiye bir an önce, Atatürk döneminde başlatılan, Güneş Uygarlığı kapsamında, çağın koşullarına uygun hale getirmelidir. Sağlıklı, afetlere dayanıklı, petrole değil Güneşe dayalı  Cumhuriyet Kentler ve Köyler dönemini yeniden başlatmalıdır.

GÜNEŞ KENTLER, SAĞLIKLI BİR YAŞAM

Güneş kentlerin en önemli özelliği, her alanda kendine yeterli olmasıdır. Sevgi odaklıdır, tecavüzlere, terörizme asla izin vermez, tüketici değil üreticidir,  açlığa, işsizliğe yer vermez, havayı, çevreyi kirletmez. Güneşkentler, geleceğin, aydınlık ve ışıklı kentleridir. kentlerde barışı sağlar. Güneş kentlerin diğer özelliği, insan yaşamına önem veren, afetlere dayanıklı kent modeli olmasıdır. Bu nedenle Güneş kentlere AFETSİZ KENTLER'de denir.

AFETSİZ KENTLER DÖNEMİ BAŞLATILMALIDIR

Türk insanı afetlerden, ölümlerden, yıkımlardan korumak isteniyorsa, derhal ve hiç vakit kaybetmeden, AFETSİZ GÜNEŞ  KENTLER DÖNEMİ  başlatılmalıdır.

AFETSİZ KENTLER NASIL GERÇEKLEŞİR?

  1. Adım, Güneş Kentler Yasası çıkarmak

Afete dayanıklı kentleri gerçekleştirmek için ilk yapılması gereken, yeni bir planlama anlayışını getirmekle başlar. İlk yapılması gereken şey, Afet bölgelerine özel, Afetlere dirençli kentler yasasının çıkarılmasıdır. Bu planlama modeli sayesinde, hem doğal, hem de bütün afetlerden etkilenmeyen kentler dönemi başlatılır.

2-Adım, AFETSİZ KENTLER STRATEJI PLANI. Depremde zarar görmüş kentler, Afetsiz "Kentler Strateji Planı" yaparak çalışmaları hemen başlatabilirler. Yeni bir plan yapmadan yapılacak hersey, spekülasyona, vurguna kapı açacak, kentlerin sağlıklı gelişmesini önleyecektir.

3-Adım. TOPYEKUN KALKINMA HAREKETINI BASLATMAK. Öncelikle yaralar sarılmalıdır. Bozulan ekonomiyi ve toplum hayatı düzeltilmelidir. Ancak bütün bunları yapabilmek için, yeni heyecanla başlayacak olan, topyekün kalkınma dönemidir. Yeni plan sayesinde, yıkılan kentlerde, bir nevi seferberlik hareketi ile, hem kısa zamanda kentin yaraları sarılacak, hem de hızlı bir kalkınma hareketi başlatılacaktır. Plansız programsız yapılan herşey, zaman ve para kaybına sebeb olur, rüşvet ve yandaş kayırma yüzünden, felaketler için ayrılan kaynaklar heba olur.

Sonuç

Türkiye bir deprem ülkesi olduğu kabul edilerek, geçmişteki felaketlerden ders alınarak, spekülasyona vurguna açık, niteliksiz,  doğal felaketlere dayanaksız, "İlkel Kentler" dönemine son verilmeli, DENGELİ KENTLESME, SAGLIKLI ve SAGLAM KENTLER dönemi derhal başlatılmalıdır.

 

Doç. Dr. Çetin Göksu

Kent Planlama ve

Güneşkentler uzm.

15 Şubat 2023 Çarşamba

Başarılı olmak elbette zordu.

 RUKİYE SULTAN DİYOR Kİ:

BAŞARILI OLMAK ELBETTE ZORDU!

Dostlar, arkadaşlar, kardeşler, gerçekleri görmenin zamanı gelmedi mi?

Güneydoğuda on ilimiz yerle bir oldu. Ölenlerin sayısı her gün yıkıntılar temizlendikçe artıyor. Daha da çok artacak.

Çökük altından çıkan o minik yavruların geçirdikleri travmalar, yıllar boyu onlarla yaşayacak. 

Evladını yitiren anne ve babalar, torunlarını yitiren dedeler, evsiz, eşyasız kalan, malını mülkünü kaybeden insanlar. Bunların acısı hemen bitecek mi, bitmeyecek. 

Ölenler öldü, ancak kalanların acısı daha büyük. 

Peki doğal olarak gelen bu afete devlet olarak hazırlıklı mı idik? Başarılı bir çalışma yapılabildi mi?

Elbette çok büyük olan depremde bazı yetersizlikler oldu, olması da kaçınılmazdı.

Yandaş gazete ve televizyonları izlerseniz, çok başarılı oldu. Muhalefetin yayınlarını izlerseniz, başarısızlık çok. 

Asıl sosyal medyada Depremzedelerin sözlerine bakmak gerek. Ağlayanlar, sızlayanlar, halen çadır bulamayanlar. Demek ki bazı organizasyonlarda eksiklikler var. 

Evet alan büyük, yıkım korkunç. Her ne olursa olsun, iyi bir organize yapılamadı. Türk milleti devletine güvenir, hep devletinden yardım bekler. Devletin ulaşamadığı durumlarda halk hemen yardıma koşar ve kendisi çabasını gösterir.   Burada da öyle oldu.

Depremin olduğu 11 ilde olağanüstü hal ilan edilmesi iyi oldu. Alınan tedbirler sayesinde, soygunlar, vurgunlar, suistimaller önlenebilir. 

Şu an yardımlar toplanıyor. İnşallah gerekenlere ulaşır. 

Seçimlerin ertelenmesi isteniyor. Neden? 

Seçimler yapılmalı ve halkın iradesi ne ise ona herkes saygılı olmalı. Tamam halk kimi istiyorsa o iktidara gelir, halk ta buna saygısını gösterir, kaderini belirler. 

Sevgili dostlar, arkadaşlar, kıymetli vatandaşlar. Ülkemiz üzerinde kara bulutlar arttıkça artıyor.

Dost diye bildiğimiz Amerika'nın ve emperyalıst güçlerin neler planladıklarını sosyal medyada yayınlanan videolardan ve yazılardan izliyoruz. Bazı bilgi ve belgeleri, yapılan hareketleri, düşünülen planları incelediğimizde de, bu yargılara sahip olmamız mümkün.

Yıllar boyu Güneydoğu ile ilgili haritalar yayınlandı. İsrail'in genişleme politikaları belli.

Ukrayna savaşı nasıl çıkarıldı?

Ortadoğu'da Irak'ın bir bahane ile işgali, Libya'da Kaddafi'nin iktidarına son verilerek, sokakta linç edilmesi, Suriye hareketi. Lübnan'daki iç karışıklıklar, Afganistan'ın akibeti bunları yaşadık. Yaşıyoruz. İran'da iç karışıklık devam ediyor. Ülkemiz üzerindeki planlar hiç bitmiyor.

Neden adalara ve Yunanistan'a bu kadar Amerikan askeri ve silahları yığınak yapıldı.

Akdeniz'de harp gemileri neden geziyor?

Türkiye ve İran orta doğunun can damarlarıdır.

Bu iki ülke zayıflar, birbirleri ile de anlaşamazlar ve kavga ederlerse, batının işine çok yarar. 

Güneydoğu depreminin doğal bir afet olarak on ili kapsayan büyük ve yıkıcı depremin de durup dururken olduğu kuşkusu her geçen gün artmaktadır. Fay hattının kırılması ve son yüzyılın en büyük depreminin ülkemizde olması bir tesadüf müdür?

Allah muhafaza, bir de İstanbul'da söylendiği gibi deprem olursa, felaketlerin en büyüğü olacaktır.

Son sözüm şudur. Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur. Birlik zamanı, beraberlik zamanı. Bizler büyük devletiz. İnsanız. Müslümanız. İçimiz acır. Yardımı severiz. Bu yaraları da sarmasını biliriz.

Ancak şuna da dikkat etmek zorundayız. Antakya, yani Hatay şehri Atatürk'ün bizlere emanetidir. O şehir üzerinde çok planlar yapılıyor. Bu konuda uyanık olmak zorundayız. 

Şehir eskisinden daha güzel yeniden yapılmalı ve şu an oradan göç ederek, içerilere giden ailelerin yeniden memleketlerine dönmeleri gerek. Şehir yabancıların işgali altına girmemeli. Yerli halk çoğunlukta olmalı. Sadece Hatay'da değil, diğer tüm sınırdaki ilçelerimiz, köylerimiz ve şehirlerimizin halkı eksilmemeli, yerli halk çoğalmalı. Yoksa buralara başkaları yerleşir ve ileride, beş yıl, on yıl sonra Türkiye'nin elinden çıkabilir. Bu gerçeği de unutmamak gerek.

Depremde ölenlere Allah'tan rahmet ve geride kalanlara da sabır diler, ülkeme geçmiş olsun diyerek, siyasilerden ülkemizin geleceği ile ilgili hareketler etmelerini, iktidar partisinin de ülke yararına kararlar alarak, bir an önce umutlarımızın artması yönünde çalışmalar yapmasını arzu ederiz.

RUKİYE DEMİR

16.02.2023




10 Şubat 2023 Cuma

Ülkemiz üzerindeki kara bulutlar içimizi karartıyor.

RUKİYE SULTAN DİYOR Kİ:




Sevgili okurlar bu yaşadığımız felaketler ve acılar artık dayanılmaz bir hal almaya başladı.
Bugünde C.H.P.sinin Genel Başkanlığını yapmış, güçlü bir siyasetçi olan Deniz Baykal babamızı kaybettik. 
Üzüntüm çok büyük. 
Ülkemiz üzerinde dolaşan kara bulutlar bir türlü dağılmıyor. 
Depremin acısı her gün yüreğimizi yakıyor. 
O minik yavruların deprem altından çıkarışlarına ve onların kurtarıldıktan sonraki sözlerini duyduğumuzda içimizden bir şeyler kopuyor. 
Deniz Baykal Antalya Milletvekili idi.
20 Temmuz 1938'de Antalya'da doğmuştu. 
Deniz Baykal Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmişti. Doktorasını Siyasal Bilgiler Fakültesinde tamamlamış, ABD Colombia ve Berkeley Üniversitelerinde iki yıl süreyle doktora sonrası çalışmalarına devam etmişti. 


Siyasal Bilgiler Fakültesinde siyaset bilimi doçenti olarak öğretim üyeliği görevinde bulundu. 
Siyaset bilimi alanında kitap ve makaleler yayınladı. 15,16,18,19,20,22 ve 23 Dönemlerinde Antalya Milletvekili seçilmişti. 
Türkiye Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Esbaşkanlığını yürütmüştü. 
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi üyeliğine seçilmişti. 37. Hükümette Maliye Bakanlığı, 42. Hükümette Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 52. Hükümette Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı görevlerini üstlenmişti. 
Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcılığına da seçilmişti. 
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı görevinde bulundu. Çok iyi düzeyde İngilizce bilen Baykal, evli ve 2 çocuk babasıydı.
Deniz Baykal gençliğinde Adnan Menderes'in Kızılayda yakasına sarılması ile de bilinirdi. 
En son da şu anki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın yasağının kaldırılarak Meclise girmesini de sağlamıştı. 
Deniz Baykal'ın Hastalığı Neydi?
16 Ekim 2017'de beynindeki ana damarın tıkalı olması nedeniyle Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesi'nde yoğun bakım servisinde tedavi altına alındı.
Buradaki 51 günlük tedavi sürecinin ardından, Almanya'da yaklaşık 2,5 ay fizik tedavisi gördü. 20 Mart 2018 tarihinde Türkiye'ye dönen Baykal'ın tedavisi bitmişti.
Deniz Baykal  Güneydoğu'da yaşanan ve hepimizin yüreğini sızlatan çok büyük acıların yaşandığı ve bundan sonra da yaşanacak olan olayların üzüntüsünden, kahrından vefat etti herhalde. 
Belki de, ben nasıl büyük bir hata yaptım ki siyasi yasaklı olan Recep Tayyip Erdoğan'ın yasağını kaldırdım, onun milletvekili, Başbakan, Cumhurbaşkanı olmasını, sağladım. Ülkenin idaresini AK Parti'ye vererek hata mı ettim diye de üzülmüş olabilir mi? 
Sevgili okurlar, elbette çok büyük bir deprem yaşıyoruz. Hazırlıksız yakalanıldı. Depremin gücü az değil. Şu ana kadar Dünyada böyle bir deprem olmamış. 
Bu fay hattı nasıl kırıldı. Allah'ın bir gazabı mı, yoksa birileri bu fay hattının kırılmasında rol mu oynadı? Şüpheler konuşuluyor. 
Devletimiz elbette elinden gelen çabayı gösteriyor. En büyük çabayı da halkımız gösterdi ve göstermekte. 
Z Kuşağı dediğimiz gençlerin ne kadar duyarlı olduklarını gördük. Z kuşağından hayır gelmez diyenler utandı. Birçok gençlerimiz kendi çabaları ile yollara düştü ve deprem bölgesine yardım edebilmek için koşarak gittiler. 
Ancak, gelen bilgilerden, haberlerden, televizyonlardan gördüklerimiz kadarı ile bir organizasyon eksikliğini görmekteyiz. Bazı aksaklıklar oldu, oluyor da. 
Zamanla elbette acıların dindirilmesi, yaraların sarılması söz konusu olacaktır. 
Bir çok çocuk annesiz, babasız kaldı. Devletimizin bu çocuklara sahip çıkması ve onların kaçırılıp, sonucu belli olmayan yaşamlar içerisine sürüklenmesini engellemesi gerek. 
Bugün ayın 11 i. Yani Şubat 2023 ün. Halen göçük altından canlı insanlar çıkarılıyor. Büyük mucize.
İlk bir iki gün içerisinde gerçek uzman kişiler çoğunluk olarak Deprem bölgesine gönderilselerdi, demek ki bir çok kişi canlı kurtarılabilecekti.
Bazı makinaların bekletildiği ve Deprem bölgesine gönderilmediği, yardım malzemelerinin yollara saçıldığını görerek, elbette bunların sorumlularını aramakta ve sorgulamakta halk.
Gerçekler maalesef acıdır. Yüreği yanan deprem bölgesindeki halkın isyanlarını hoş görü ile karşılamak ve onlara kızmamak gerek. 
Çocuğunu, karısını, kocasını, annesini, babasını veya bir yakınını kaybeden insan elbette acılar içerisinde olur. 
Olan oldu. Yıkılan yıkıldı, ölen öldü. Şimdi en önemli husus, biran önce açılan yaraların kapanması. 
Daha da önemlisi, o bölgelerde yaşayan insanların şu an kendi bölgelerinden uzaklaşsalar da, sonradan kendi bulundukları bölgelere tekrar gitmeleri. Güneydoğu boşalırsa, o yerlere bir başkaları gelir yerleşir. İşte gelecek günlerde neler olur bilinmez. 
Çok daha önemlisi ise, bu günlerde ülkemiz üzerinde yaşayan hepimizin siyasi partiler de dahil, birlik ve beraberlik içerisinde olmamız, dış düşmanlara karşı güçlü olduğumuzu kanıtlamamız gerek. 
Devleti idare edenler de elbette insanlardır. Onlar atanırlar. Atayan kişiler atadıkları kişilerin yetersiz olduğunu gördükleri anda, o kişileri görevden almalılar. Görevini layıkıyla yapamayanlar, oturdukları koltuktan kalkmalı.
Gelecek günlerimizin iyi olması dileğiyle, sağlıcakla kalın, ölenlere rahmet, kalanlara Allah Sabır versin. Bugün vefat haberini aldığımız Deniz Baykal'a da Allahtan Rahmet diler, sevenlere de sabırlar dilerim. 
11.02.2023
RUKİYE DEMİR







8 Şubat 2023 Çarşamba

Ateş düştüğü yeri yakar.

RUKİYE SULTAN DİYOR Kİ: 

Son yüzyılın en büyük felaketi.

Sevgili dostlar, bir anne olarak yüreğim sızlıyor. 

Ne büyük acı yaşanıyor. 

Annesiz, babasız kalan çocuklar.

Çocuklarını kaybeden anne ve babalar. 

Evlerini, eşyalarını kaybeden aileler. 

Yıkılan evler, can veren insanlar, yaralanan ve hayatının en büyük acısını yaşayanlar. 

Bu travmalar kolay kolay unutulacak gibi değil.

Türkiye üzerinde kara bulutlar 2023 yılı itibari ile üzerimize çöktü. 

Ben Kayseri'de çok iyi hissettim depremi. Bizim de evimizin duvarları çatladı, asansör boşluğa düştü. Ancak, ev yıkılmadı.

Güneydoğu'ya on ilimize birden vuran bu deprem, gerçekten ülkemiz için bir felaket oldu.

Televizyonlarda seyrettikçe yüreğim sızlıyor. O minik yavruların göçük altından çıkarılışları hem bizi sevindiriyor, hem de üzüyor. Seyrederken bir anne olarak gözlerim doluyor, içim kan ağlıyor. 

Soğukta bir lokma ekmek bulamadan, depremden kurtulan insanlarımızın yaşam savaşları.

Sevgili dostlar, savaşlar da böyle felakettir. Evler yıkılır, canlar alınır. 

Şu an sanki biz de savaşa girmiş gibi olduk. On ilimizin yaralarının sarılması kolay olmayacak. Çöken ekonomimiz, daha da berbat duruma düşecek.

Devletin ihalelerini alarak milyarlar kazanan müteahhitler nerede diye sormak geliyor içimden.

O yörenin binalarını yaparak para kazanan müteahhitler neredesiniz?

İş makinalarınızı neden hemen devreye sokmadınız? Göçük altında yaşam savaşı verenlerin ilk günden itibaren makinalar ile çıkarılması sağlansa idi, belki bu kadar ölüm olayı olmayacaktı!

15 milyona yakın bir nüfusu olan bölge yerle bir oldu.

Binlerce ev yıkıldı. Ölü sayısı elbette şu anki söylenen sayıda kalmayacak. Çok artacak. 

Sevgili dostlar, söylenecek çok şey var da, içimiz kan ağladığından söyleyemiyorum, yazamıyorum. 

Şu an ülkemizin yaşadığı bu felaket karşısında birliğimizi, dirliğimizi bozmamak gerek. Morallerimiz ne kadar bozulsa da, Türk milleti dayanışma içerisinde olarak Deprem bölgesine her türlü yardımı Devletimizle birlikte yapacaktır. 

Bizler dış düşmanlarımızı karşı birlik ve beraberlik içerisinde olduğumuzu bir kez daha gösterelim. 

Hepimiz, tüm Türkiye olarak elimizden gelen yardımları ve dayanışmayı sağlayarak, Güneydoğu halkımıza yardımı esirgemeyelim. 

Bu acılar elbette bir gün bitecektir, ancak, ateş düştüğü yeri yakar, bunu da unutmamak gerek.

Depremde ölenlere rahmet, sağ kalanlara sabır diler, ülkemizin bu gibi afetlere bir daha maruz kalmamasını Yüce Rabbimden dilerim. 

Rukiye Demir

08,02,2023