Araştırmacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Araştırmacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2017 Cumartesi

"DOĞMAMIŞ ÇOCUĞA DON BİÇİLMEZ!., Siyaset Bilimci, Araştırmacı, Gazeteci - Yazar: NACİ AKIN (Meral Akşener, Koray Aydın, Ümit Özdağ ve Demirel)

DOĞMAMIŞ ÇOCUĞA DON BİÇİLMEZ!
NACİ AKIN (09 Eylül 2017 Çarşamba)
Bu köşede, yıllardır ülke siyasetinde merkez sağ siyaset anlayışının eksikliğinden söz ediyor, idaredeki hata ve zafiyetlerin, toplumdaki ayrışma ve kutuplaşmanın merkez sağ olmadan da çözülemeyeceğine vurgu yapıyorum. Yazılarımda halkın beklentilerinden söz ediyor, geçmişte DYP ve ANAP'a oy vermiş milyonlarca insanın diri bir şekilde yerli yerinde durduğunu, çaresizlikten ve alternatifsizlikten dönüp dolaşıp AKP'ne oy vermek zorunda kaldıklarını söylüyorum. Zira ne CHP ne de MHP, AKP'ne alternatif olabilecek politikalar ortaya koyamadılar. Toplumu kucaklayacak, halkın beklentilerine cevap verebilecek mesajlar veremediler. CHP'nin nispeten bunu yapmasına, merkez sağa kucak açmasına rağmen, geçmişi büyümesine engel teşkil etmektedir. 
MERKEZ SAĞIN BUGÜNKÜ SÖZCÜSÜ
Merkez sağın bugünkü sözcüsü Demokrat Parti ise tabanı dimdik ayakta olmasına rağmen, halkı peşinden sürükleyebilecek lider kadrolarını bir türlü bulup çıkaramadı. Burada defalarca yazdım, toplumda karşılığı olan, kitleleri peşine takabilecek lider adayları vardır dedim. Sayın İlhan Kesici ve Sayın Meral Akşener'i de defalarca yazdım. Nihayet bizim yıllardır söylediklerimiz anayasa halk oylaması sonrasında televizyonlarda, entelektüel çevrelerde, köşe yazılarında, siyasi kulislerde konuşulur, yazılır hale geldi. Sayın Kesici Cumhurbaşkanlığı adaylığına münasip görülürken, Sayın Akşener'in partileşme süreci gündemin başköşesine oturdu.
MERAL AKŞENER UMUT OLARAK GÖRÜLÜYOR
Kamuoyunda, tabanda bir hareketlilik var. Sayın Akşener umut olarak görülüyor ve gösteriliyor. Ben de yurdun dört bir yanından ve özellikle de Manisa ve ilçelerinden sürekli aranıyorum, bilgileniyorum. Herkes kanaatlerini, düşüncelerini anlatıyor, tabi bu arada itirazlarını, endişelerini söyleyenler de var. İçlerinde DYP, ANAP tabanından olanlar olduğu kadar sade vatandaşlar da var, hatta AKP, CHP ve ulusalcı kanattan olanlar da var. Meral hanım gerçekten tabanda tutmuş, ama mülahaza hanesini boş tutanların sayısı hiç de az değil. Bu arada MHP'den toplu istifalar, masa başında teşkilat kuranlar, şimdiden il başkanlığını, ilçe başkanlığını ilan edenler de var. Bugün bunları anlatmaya çalışacağım.
"DOĞMAMIŞ ÇOCUĞA DON BİÇİLMEZ"
Rahmetli Demirel'in güzel bir sözü vardı. "Doğmamış çocuğa don biçilmez" derdi. Ortada fol yok yumurta yok kimileri şimdiden sandalye peşine düşmüşler. Amaç nedir? Türkiye'mizi bu günkü tıkanmış siyasi ortamdan çıkarıp, toplumsal barışı, refahı, huzuru, güvenliği, eşitliği sağlamak, terörü sonlandırmak, ülkeyi adaletle yönetilebilir hale getirmek midir? Yoksa birlerine sandalye sağlamak mıdır? Daha önce de yazdım. Sayın Akşener'in ağzından duymadığınız hiçbir şeye inanmayın. Kurulacak partinin adını bile telaffuz edenler var, oysa ortada verilmiş bir karar bile yok. Sosyal Medyada Meral Hanım adına açılmış bir sürü hesaplar, guruplar, sayfalar var, yalan yanlış haberler üretiyorlar. Hiçbirine itibar etmeyin. Twitter kullananlar bilirler, eğer kullanıcı adında küçücük bir mavi nokta varsa, o hesap kişinin resmi tescilli hesabıdır. Ondan gayrısı sahtedir. Sayın Akşener'in de kendisine ait mavi noktalı hesabı vardır ve mesajlarını oradan verir. Şimdiye kadar ne partinin adı, ne kurucuları, ne yöneticileri ne de programına ilişkin tek bir cümle bile sarf etmemiştir.
HAREKET ZARAR GÖREBİLİR
Hal böyleyken birilerinin çıkıp, kendisini teşkilat başkanı ilan etmesi, Sayın Akşener'i iki yıl sonra yapılacak seçimlerde Cumhurbaşkanı adayı olarak lanse etmesi, partinin adı ve kurucularını ifşa etmesi doğmamış çocuğa don biçmekten başka bir şey değildir ve harekete de zarar verir. Kaldı ki kurulacak olan partinin merkez sağ çizgide olacağı ilan edilmiş ve bu da tabanda büyük bir ilgi uyandırmıştır. Öyleyse MHP'den toplu istifalarla teşkilat kuruyoruz görüntüsü vermek niyedir? MHP zaten vardır. Yara da alsa, iktidarın stepnesi olarak görülse de, güç kaybetmiş de olsa vardır. Kurulacak olan partiyi MHP'ye benzetmeye çalışmak onu dar alana hapsetmek demektir. Oysa köyden, kentten her yaştan ve her kesimden, soldan, sağdan beni arayarak görüşlerini bildirenlerin özlemi bu değildir. Yani MHP'ye benzemek değildir.
Halkımız Doğu'da, Batıda, zengin, fakir, köylü, kentli, kadın, erkek, genç, yaşlı, her kesimden insanları top yekün kucaklayacak, hoşgörü, adalet ve eşitliği sağlayacak, hem halkın değerlerini hem de Cumhuriyetin değerlerini bir arada koruyacak, etnik ve mezhepsel ayırımcılığa karşı, özgürlüklere, milli ve manevi değerlere sahip bir yapılanmanın özlemini çekiyor. Meral Hanımı da öncelikle bir ana olduğu için bunu sağlayabilecek kişi olarak görüyorlar ve bağırlarına basıyorlar. Kimsenin kendilerine paye çıkarmak adına, koltuk uğruna, Meral Akşener'in halkıyla arasında kurduğu bu gönül köprüsünü bozmaya hakkı yoktur.
KİŞİSEL GÖRÜŞLER HAREKETİ BAĞLAMAZ
Sayın Ümit Özdağ bir televizyon kanalında bu yazdıklarımı doğrular mahiyette konuştu. Olur, olmaz beyan verenlere de "kendi görüşleridir" demekle yetindi. Sayın Özdağ'ın da ifade ettiği gibi, bu hareket herkesi kucaklayacaktır, asla bir MHP olmayacaktır. Merkez sağdan AKP ve diğer partilere giden oyları geri almanın yolu da budur. Bunun yaratacağı sinerji ile diğer kesimlerden de oy alabilecektir. Bunun için de kadrolar içinde halkla gönül köprüsü kuran, Menderes, Demirel ve Özal çizgisinin izini taşıyacak, çağrıştıracak isimler de olmalıdır. Elbette MHP'den ayrılanlar da olacaktır ama rahmetli Özal'ın dört eğilimi bir arada tutmasını becerebilen terazisi gibi olmalıdır. AKP de başlangıçta bunu yapmış ve iktidara gelmişti. Aksi taktirde, Ardahan'dan Edirne'ye, Diyarbakır'dan, Samsun'a, Manisa'dan, Şanlıurfa'ya kadar umut arayan vatandaşa birleştirici bir mesaj veremezsiniz.
Ellerinde kağıt, kalem listeler hazırlayanların, il, ilçe başkanlığı sevdasında olanların, kurucular listesi yapanların hatta şimdiden milletvekili hesapları yapanların da kötü niyetli olduklarını düşünmüyorum. Ancak tedbirli olmak lazımdır. Siyasette erken öten horozun başının kesileceği unutulmamalıdır. Doğmamış çocuğa don biçilmez. Benden söylemesi.
Kalın sağlıcakla…

21 Haziran 2016 Salı

MAYA BOZUK VE BEDEL ÖDEYENLER!..., Araştırmacı, (İlâhiyatçı) Gazeteci-Yazar: CEMAL ÇALIŞKAN

BEDEL ÖDEYENLER VE MAYASI BOZUKLAR
Araştırmacı, Gazeteci-Yazar, İlâhiyatçı
Cemal ÇALIŞKAN
Türkiye bugün Osmanlının Lale devrinde yaşadığı görece bir refahı yaşamaktadır. Bugüne kadar iyi niyet taşları döşerek gelindi. Devleti yönetenler cehennem kapısına dayanınca bedel ödeyenlerin yardıma başvurdu. Ama bunun karşılığı babasız kalan çocuklar dul kalan kadınlar oldu. Bedel ödeyecek olanlar binlerce uyarı yapmalarına karşılık iktidar valileri kulak tıkamıştı. Çünkü onların kaybedecekleri bir şeyleri yoktu.
Yaşadığımız toplumsal yaşamda kansızlık yapan bunun karşısında da fedakârlık ve bedel ödeyenler Kuran ayetlerinde örnekleriyle bize bunlar anlatılmaktadır. Kuranda Bedel ödeyenlerin ön sırasında ”Hz. Meryem ve Firavunun hanımı Asiye validemizdir.”  Yer almaktadır.  Allah, Hz. Âdem’de sabır ve azim bulamadığını söyler. Ama biz bu yaratılış süreçte, azim ve sabrı şeytanda görmekteyiz. Bu sebeple Mevlana” En sadık, sözünden dönmeyen varlık olarak, şeytanı örnek görtermiştir. Yüce Allah’ın her türlü yumuşak tavrına karşı şeytanın inadını ve direnişini görüyoruz. İnsan şeytanda bile kendisi için örnek bulabilir.
            Allah şeytana “ sen benim ihlaslı kullarımı kandıramazsın” buyurmuştu. Şeytan sadece insanlarla kendi arasında adil olmasını istemiş Allah’ta ona istediğini vermiştir. Şeytanın yoldan çıkaramadığı insanlar “Elestü bezmendeki sözleşmesine sadık kalan insanlardır.
            Toplum olarak bizler, Kuranda anlatılan olaylardaki özü kavramadıkça oynanan oyunları çözemeyiz. Kullanılmaya devam ederiz. Kuran’da “ Lut ve Nuh aleyhiyhisselamın hanımları Kâfirlere örnek gösterilir.  Burada insanın iyi veya kötü olması için mensup olduğu kabile ve soyun hiçbir önemi yoktur. Atalarımız “Allah insanın kaderini iyi yazsın” derler. Acaba peygamber zevcelerini niye Kâfirlere örnek göstermiştir. Zamanımızda devleti parselleyenler çeşitli tarikatlara mensup olmak, görev almakta adeta referans alınır hale geldi. Devletin anasını bellediler. Rabbimiz peygamber zevcelerine” Hain sözcüğünü” kullanmıştır. Rabbe en yakın olan kul, peygamberlerdir. Bu iki hanım kocalarına hainlik yaptı, aile sırrını düşmanlarla paylaştılar.  
İnsan öz mayayı bozarsa, ondan her türlü şirretlik beklenir.  Bu maya bozuksa peygamber çocuğu ve Resul zevcesi olmak işe yaramaz.   Bu bozuk maya değişmiyor.  Akrebin soktuğu gibi iyilik yapan sahibini mayasının gereğini yaparak sokacaktır. Bunlar milletin düşmanlarıyla işbirliği yapar, halkın aleyhine çalışır, nimet verenlere nankörlük yapar. Hz. İsa peygamberin havarilerinden birisi, ufacık bir dünyalığa karşılık sahibini satmıştır. Allah ise, davanızı inancınızı az bir paraya satmayın buyurması anlamlıdır. Günümüzde ilahiyat mezunu olması, hafızı, hocası, hacısı, güzel Kuran okuyanı, vaiz edeni, siyasette, devlet kademesinde ve iş hayatında bir yerlere geldikten sonra gerçek mayalarıyla ortaya çıktıkları millete acılar yaşattıkları halk bedelini ödüyor. Buna şahit oluyoruz.
Günümüzde kendi ve aile geleceğini ülke geleceğinden fazla önemseyenlerin devletin ve makamların en üst kademlerine geçtiklerini görüyoruz. Bunların söyledikleriyle yaptıkları birbirinin tersi oluyor. Allah mayası bozuk olanlardan söz ederken “kayaların üzerindeki aldatıcı topraktan söz eder. Yağan yağmurla bu toprak yok olur, aslı olan taşa döndükleri bildirilir. Ayette böyle topraktan faydalı bir şey üretemez, sadece diken bitirdikleri bildirirler. Fatih Sultanı zehirleyenler, Atatürk’ün tedavisine yanlış teşhis koyan, hastalığı tedavi edilmez hale getirenler, mayası bozuklardır. Hz. Peygambere "vahiy kâtipliği" yapan sonra da mayası ortaya çıkınca küfre dönenlerdir. Bu mayası bozuklar basınıyla TV ile bir bütün kalemleriyle millet ve toplum aleyhine çalışma yapmaktalar. Sözleriyle topluma bir sihir etkisi yapıyorlar.
            Camide konuşulan sözlerin günlük yaşantıda karşılığı yok.  Konuştukları Kaf dağının arkasındaki masal kuşunu anlatır.  Bu bir kısır döngüdür, İslam âlemini maskaralık toplum hale getirdi, eski hikâye türü anlatılanlar. Cami ağzıyla konuşan siyasiler toplumda pirim yapıyor. Toplum ve siyasiler bir çürümüşlüktür.  Bu toplum, Kuranda ancak diken yetiştirir denir.  Nuh aleyhisselam “ Bu toplumun hepsini ya Rabbi yok et. Bunlar doğursalar bile sadece facir ve Fasık doğururlar” bedduasını yapar. Bu insanlar nerede bulunursa bulundukları toplumu yozlaştırırlar.  Her hacca gidenin hacı olmadığı gibi, her camiye gidenin de namazı olmaz. Yıllarca mektep medrese gören âlimlerin kitaplara hamallık, zenginler de mallarına hamallık yaptıkları görülmüştür. Kâinat ayetlerine gözlerini, gönüllerini ve dimağlarını kapatmalarının bir yararı olmaz. Kuran“ yapmadığınız şeyleri bir başkasının yapmasını niçin söylersiniz” uyarısını yapar.
Yüce Allah Meryem ve Firavunun karısı Asiye validemizi bedel ve fedakârlık ödeyenlere örnek gösterildi. İman ve dava yolu bedel ödemektir. Fedakârlık ve sabır gerekir.  Yobaz takımı kadınları erkeklerden aşağı görseler de Allah onları erkeklerin önüne çıkarıyor.  İnsanların akıllarına yatmayan bir olayla karşılaştıklarında ikiyüzlü ve iftiraya hazır oldukları anlatılır. Aynı konuyu Hz. Ayşe içinde yaptılar. Kuranda “ Allah doğrusunu bilir” dememizi emreder. Allah bir şeyi örnek göstermişse, onda önemsememiz gereken bir nokta vardır.

2 Haziran 2016 Perşembe

ÜLKEYİ YÖNETENLER MİLLİ OLMALI - Gazeteci, Araştırmacı, İlâhiyatçı - Yazar: Cemal ÇALIŞKAN

ÜLKEYİ YÖNETENLER MİLLİ OLMALI
Cemal ÇALIŞKAN
            Bazı İmam-Hatip Okullarında, son yıllarda İstiklal Marşını okuma sorunları yaşanmış,
 Ret edip protesto edenler olmuştur. Bu okullarda ümmetçilik ruhu verilmeye çalışılıyor. Kuranı Kerimde“ Müslümanlar kardeşliktir.” emrini biliyorlar. Ama tersten anlatıyorlar. Her sorunu Dinle çözüleceğine inanmak bir gaflet olduğu zamanımızda yaşadığımız tecrübeler gösterdi.
            Yenisay yazıtlarında Kürt sözcüğü geçmektedir. Oğuzhan’ın 24 torunundan birisinin ismi Kürt olduğu yazılıdır. Orhun anıtlarında Anadolu’daki Kürtlerin konuştuğu 532 sözcüğün bulunduğu tespit edilmiştir.
            Milli bir devlet adamı, farklıklara saygı gösterir ama bu farklılıkları artırmaya katkı sağlamaz. Biz bu yanlışın yapıldığını son dönem devleti yönetenlerde görmekteyiz. Mete Tuncay“ Benim çok sayıda Kürt arkadaşım var.  Kürt arkadaşlara göre önce Kürtçülük sonra sosyalizm ve sol gelir.” Bana göre Türklüğüm ikinci ve üçüncü derecedir diyor. Irkçılığı yapan kimmiş belli oluyor. Görülüyor ki, Osmanlı döneminde olduğu gibi gidiş “Pis Türkler” denmeye gidiyor.
            Zekât ve sadaka toplama işi devlet eliyle “ sandıklar” kurulmalı, bu ibadetlerin siyasi yatırıma dönüştürülmesine engel olunmalıdır. Dernek ve cemaatlerin elinden alınmalıdır. Buralardan nemalananlar ülkenin ve dinin menfaatinden daha çok partinin ve cemaatlerin menfalarını öne almışlardır. Bu konu sadece İktidar tarafından paralel yapı deyip dışlananlar cemaatin değil, iktidarın desteklediği bütün cemaatler içinde geçerlidir.
            Mavi Marmara, Suriye ve Mısırın içişlerine karışmak hangi memleket severin kabul edebileceği ülkeye yararına bir olaydır. Bu yanlış politikaya destek olanlar zekât alanlarda biat etkisi vardır. Zekât ve sadaka alan insanları ikiyüzlü oluyor. Günümüzde dışarıdan para alan bürokratlar ve gazetecilerin aldığı bir gerçektir. Bunlar yüzsüz ikiyüzlü değil mi? Bunlar para aldıkları ülkenin yararına çalışıyorlar. Ülkenin faydasına çalışmıyorlar?
            Her an övündüğümüz Selçuklu ve Osmanlının eksiklikleri Doğuda yaşadığımız sıkıntılarda katkısı vardır. Selçuklu resmi dil olarak Farsçayı kabul etmiş, Sultanlar isimlerini Farca alınmışlar. Selçuklu veziri Niza mülk” Yerli halkın çocukları Gulam ismiyle asker ve devlet adamı yetiştirmek üzere saraya alınmıştı ”diyor. Buda Türkmenleri devletten uzaklaştırmıştır. Aynı durumu Osmanlılarda da Yeniçeri ve Enderun mektepleri yoluyla yapılmıştır.
            Fransızlar 1820 yılında Cezayir’i işgal ettiğinde Fransızcayı eğitim dili yapmış, Arapçayı yasaklamıştır. İngilizler Hindistan’da, Ruslar Türklerde aynı siyaseti uygulamışlardır. Bin yıldır aynı topraklar üzerinde yaşadığımız halka Türkçeyi öğretmeyi bırak, Türkçe konuşan Türk kabilelerinin Kürtleşmesine engel olunmamıştır. Osmanlı hoşgörüsünü diline karışmadığı söylemi, anlamını yitirmiştir. İnsanların inançlarına karışmaması ilahi emirdir. Ama idaresi altındaki toplumlara Ulusal dilini öğretememesi de bir eksikliktir. Kürkçülük ideolojisi dış kaynaklıdır. İngiliz ajanı bin başı 1919 Kürdistan misyonu isimli eserinde: “Kürtlerin Ari ırka mensup oldukları. İslam’a değil Hristiyan ve Avrupa’ya daha yakın olduğunu iddia etmişti.  Batılılar bu yönde çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Gelinen nokta top yekûn milli mücadele ruhuyla yeniden mücadele etmektir. Tarihi ihmaller, Türklerin bir kısmını Hristiyanlaştırdı, Yahudileştirdi ve Sılavlaşmasına sebep oldu.
            Doğudaki Türk Oğuz boylarının Türkçeyi unutup Kürtçe konuşmaya başladılar. Dünyayı kurtarmaya çalışanlar buna bile engel olamamıştır. Temeldeki Ümmetçilik siyaseti hatalı bir anlayışıdır. Bugünkü kürkçülüğün gelişmesi 12 Eylül öncesi ümmetçilik ve sosyalizmin istismar etmişlerdir. Bu Kürtçüler,  işçi sendika ve öğrenci derneklerinde siyasi Kürtçülükte uzmanlaşmışlardır. Bu dönemde Filistin’de sosyalizm ismi altında gerilla eğitimi aldıkları unutulmasın. Kürtlerin her şeyleriyle Turan kavimlerinden biri olduğu ispat edilmiştir. AKP iktidarıyla Kürtçülüğü ümmetçilikle çözüleceklerini sandılar. Çözmeyi bırakın sorunlar azgınlaştı. Bu zihniyet şehit sayısını artırdı. Bu fikrinin verildiği İmam-Hatip Okullarında İstiklal Marşı okuma ihmalleri oluyor.  Ülkemizde oryantalist zihniyetle bir politika gütmek “Kürt, Çerkeş, Laz, Pomak, Süryani, Alevi, Sünni, Yörük, Tahtacı, Çepni ve Boşnak ”gibi azınlıklar olduğu iddiasında bulunmak milli devlet adamlığıyla uyuşmaz.
            1839-1918 tarihlerinde Osmanlı Ümmet ve millet ikilemi yaşandı. Bugünde bu ikilem vardır. Bir Kürt Zaza’sı Türklere daha yakındır. 81 yıl önce Lozan’da İnönü Lord Curzon’a “Kürt halkın köklerinin İran olduğunu “söylemişti. Britanika ansiklopedisinde Kürtlerin Turan kökenli olduğu yazılıdır.  Bazı Türkmenler Türkçeyi unutmuşlardır. 24 Oğuz boyundan olan Begdilli aşireti Avşar Türkmenlerinden olup Kürtçe konuşmaktadır. Kürtlerin ilk tarihini yazan Bitlis Şeref han 1597 yılında 3. Sultan Mehmet’e sunduğu eserinde Kürtlerin soyunun Türkistan’da yaşayan Oğuzhan’a dayandığını yazmıştır. Dr. Şükrü Sekban Türklerle Kürtlerin aynı ırktan olduğunu söylemiştir. Siyasi Kürkçülük ilk defa Diyarbakır merkezli olmak üzere 1965 te illegal parti olarak kurulmuştu. İsmi Türkiye Kürdistan Demokrat partisidir. Bu parti Marksist –Leninist çizgide faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu Partinin, Anayasada Türk kelimesinin yanında “Kürt” sözcüğünün geçmesi yazılıdır.