Güncel Haber, Objektif_Realist Yorum, Milli Analiz, Tarafsız İnceleme, Bağımsız Araştırma,
19 Mart 2014 Çarşamba
18 MART 1915, Prof. Dr. D. Ali ERCAN
18 MART 1915
Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Değerli
arkadaşlar, Çanakkale savaşında Anlaşık (itilaf) Devletlerin deniz
kuvvetlerine vurulan büyük darbenin 99. yıl dönümündeyiz; İstanbul'u
işgal etmek ve Osmanlı Devletine son noktayı koymak üzere yola çıkmış olan
Anlaşık Devletlerin (İngiltere-Fransa) tarihin gördüğü en büyük
armadası 18.Mart.1915 te Türk denizcilerinin Çanakkale Boğazına
akıllıca döşedikleri mayınlara çarparak ve boğazı savunan Türk topçu ateşi
altında isabet alarak çok ağır kayıplara uğradı. O zamana kadar görülmedik
boyutlarda inşa edilmiş uzun menzilli toplarıyla 3 ay boyunca Gelibolu
Yarımadasını savunan askerlerimiz üzerine ateş yağdırmış olan bu büyük ve
donanımlı savaş gemileri Çanakkale Boğazını geçemeden battılar.. Bu gemilerden
On binlerce askerimizin üzerine ölüm yağdıran bombardıman, ateş gücü ölçeğinde,
Japonya'ya atılan Atom bombaları ile kıyaslanabilir ağırlıktadır.
Ancak, 18.Mart savaşın bitimi
değil, çok daha ölümcül Kara savaşlarının başlangıcı sayılır... Sadece Deniz
gücü kullanarak Çanakkale Boğazını rahatlıkla geçemeyeceklerini anlayan Anlaşık
(itilaf) Güçler Gelibolu Yarım adasını ele geçirmek üzere 25.Nisan'da
çıkartma harekâtına başladılar. Bundan sonrası 8 ay sürecek olan Kara
savaşlarıdır. Ve Mustafa Kemal'in Tarih sahnesine çıkışıdır.
Değerli arkadaşlar, en
az 18.Mart kadar, Gelibolu Yarımadası üzerindeki kara muharebelerinin
başlangıcı 25.Nisan gününün de aynı coşku ve heyecanla yaşanması
gerektiğini, özellikle de 23.Nisan Ulusal Egemenlik Bayramımızın bir yandan
yapay "kutlu doğum haftası" diğer yandan her 24.Nisanda
tekrarlanan "ermeni hezeyanlarıyla" karartılmak istenmesine karşı,
25.Nisanda daha yoğun etkinlikler düzenlenmesi gerektiğini
değerlendiriyorum.
Aradan bir asır geçmesine rağmen
değişen bir şey yok; Yine o zamanlardakine benzer uluslararası/küresel
hesaplaşmalar sürecini yaşıyor, Emperyalizmin yeni kurgularına tanık oluyoruz.
Emperyalizme direnişin görkemli örneği Çanakkale ruhuna büyük özlem
ve gereksinim duyduğumuz bugünlerde tüm Atatürkçü, çağdaş, aydın,
yurtsever arkadaşları saygı ve sevgiyle selamlıyorum..æ
not. Ekte 2 yıl önce İzzet Baysal
Üniversitesinde verdiğim 18.Mart konulu
konferans yansılarını gönderiyorum; (7 MB) ayrıca aşağıdaki
linkten Gelibolu Yarımadasını geniş objektiften seyredebilirsiniz.
http://www.360tr.net/17_canakkale/gelibolu/
TARİHİN SEYRİNİ DEĞİŞTİREN GEMİ
Almanya'da inşa edilen ve 1912 de
Nusret adı ile Osmanlı Donanmasında hizmete alınan 360 tonluk gemi Gemi 40
metre boyunda ve 7,5 metre enindedir. 40 Mayın taşıyabilen geminin azami hızı
15 mildir. (28 km/saat)
NUSRET MAYIN GEMİSİ VE 26 MAYIN ÖYKÜSÜ
Çanakkale boğazında önceden
boğazı kesecek şekilde dikine döşenmiş mayın hatlarının büyük kısmı
düşmanın mayın arama-tarama gemileri tarafından tespit edilerek imha edilmişti.
Düşman zırhlılarının hareketlerinin incelenmesi sonunda yeni bir
yöntem kararlaştırıldı… Bu sefer mayınlar boğazı kesecek şekilde
değil de kıyıya paralel olarak dökülecekti; çünkü düşman zırhlıları boğaza
guruplar halinde giriyor ve ikmal için geri dönen gurup, boğazın en geniş yeri
olan Erenköy bölgesinde kıyıya dik manevra yapmak durumunda kalıyordu.
6 Mart 1915 gecesi
Çanakkale müstahkem mevki komutanı Yarbay İsmail Cevat Bey, mayın grup
komutanı Nazmi Bey'e “çok önemli bir göreviniz var. Vatanın
selameti bu görevin başarıyla yerine getirilmesine bağlıdır. Yarın
akşam, Nusrat'la son 26 mayını Erenköy Bölgesinde kıyıya paralel olarak
dökeceksiniz.” Emrini verdi. Nazmi Bey, ertesi gün Nusret mayın
gemisinin komutanlığı yapacak olan arkadaşı Tophaneli Yüzbaşı Hakkı'yı
buldu.
Nusret'in Kaptanı
Yüzbaşı İsmail hakkı Bey
İki gün önce kalp krizi
geçiren Yüzbaşı Hakkı Bey, Cevat Bey'in uyarısına
rağmen, görevi üstlendi. 7 Mart'ı 8'e bağlayan gece yarısı Nusret
demir alarak Çanakkale'den uzaklaştı. Deniz sakin, gece zifiri karanlıktı.
Uzaklarda dolaşan düşman devriye gemileri projektörleri ile suyun yüzünü
aydınlatmaktaydı. Nusret bütün ışıklarını söndürmüş, hatta kıvılcım atmasın
diye ocaklarını bastırmış, maskeli ışıklar altında rota izleyerek, daha önce
döşenen mayın hatları arasından Erenköy
bölgesindeki hedefine doğru ilerliyordu. Son kontroller
bittikten sonra ilk mayın platforma alınmış ve atış anı beklenmeye başlamıştı.
Heyecan doruktaydı. Vatanın selameti için gerekli olan zafer
kilidi, Nusret ‘in elindeydi. Onu mutlaka sessizce yerine
bırakmalıydı.
Sonunda Anadolu yakasındaki
Akyarlara, yeni mayın hattının hazırlanacağı noktaya geldiler. Elde kalan son
26 mayını teker teker sessizce suya bırakmaya başladılar. Suya düşen her
mayın belli bir sıra halinde kendisini asılı tutacak ağırlığın gerdiği teller
üzerinde yer almaya başladı. Birkaç dakika sonra tüm mayınlar belirlenen rota
doğrultusunda dökülmüştü. tehlikeli geri dönüş yolculuğu başlamıştı. Daha önce
dökülen mayınlara çarpmadan ve düşman devriye gemilerine görünmeden Nusret
yol alıyordu.
Bir an
için Nusret'in çok yakınında bir karaltı ortaya çıktı. Düşman gemisi
olmalıydı bu. Ara verdikleri projektörle taramaya yeniden başladıkları zaman
Nusret‘i görecekler ve her şey bitecekti. Bütün personelden buz gibi terler
boşanıyordu. Nihayet korktukları başlarına geldi ve düşman gemisinin
projektörleri yandı.. Karanlığı yaran projektör ışığı az öteden, hızla,
üzerlerine doğru, denizi tarayarak geliyordu. Işık huzmesinin içine girmelerine
saniyeler kala, Türk kıyılarında yanan projektör bir mucize
yarattı. Kıyıdaki projektör düşman projektörünü deniz üstünde yakaladı.
Ortalığı sise yakın yoğun bir beyazlık kapladı. İki projektör arasındaki
bu beklenmedik bu ışık kavgası Nusret'e yaşam umudunu geri verdi. İki
projektör, birbirini köreltmek için olağanüstü bir mücadeleye
girişmişlerdi.... Düşman projektör, kurtulmak için yoğun çaba harcıyor,
bir türlü başaramıyordu. Nusret, bu ışık kavgası altında sessizce sıyrıldı,
Çanakkale yönünde yol almaya başladı. Tehlike geçmiş, verilen görev büyük bir
başarıyla yerine getirilmişti.
Nazmi Bey büyük bir sevinçle,
Kaptan köşküne çıktı, kader arkadaşını tebrik etmek istedi. Ancak Kaptan Hakkı
Bey yanıt veremedi; Nazmi Beyin kucağına yığıldı..Nusret mayın gemisinin
kahraman kaptanının hasta kalbi bu ışık savaşındaki heyecan kasırgasına
dayanamamış ve durmuştu.
***
Bu olaydan on gün sonra itilaf
kuvvetleri donanması saldırıya geçmişti. Savaş tam istediği şekilde, kontrollu
olarak devam etmekteydi ki, birden ikmal için geri dönen gemilerde büyük
patlamalar meydana gelmişti. Bunların nedeni, 7–8 Mart gecesinde dökülmüş
ve bundan sonrada gerek düşman pilotlarının fark edemediği gerekse 17–18 Mart
gecesi mayın arama gemilerinin yaptığı mayın kontrolunda bulunamayan
Nusret'in mayınlarıydı.
Düşmanın yüzen kaleleri birer
birer batmaya başlamıştı. Önce Bouvet 639 kişilik mürettebatı ile denizin
derinliklerine gömüldü. Bu andan itibaren her şey ters gitmeye başlamıştı.
Bouvet'in battığı yerin yakınında manevra yapmakta olan Inflexible bir mayına
çarpıştığını rapor etti ve çok tehlikeli bir şekilde yan yatmaya başladı. Üç
dakika sonrada Irresistable'nda yana yatmakta olduğu ve sancak tarafından
mayına çarptığını bildiren yeşil flamanın sancak seren cundasında dalgalandığı
görüldü. mürettebatı kurtarılan gemi boğazın sularına gömüldü. İtilaf
Devletleri üç büyük savaş gemisini (Irresistable, Ocean, Bouvet) kaybetmiş, üç
tanesi de (Inflexible, Golois, Souffren) ağır yaralanmış şekilde eldeki gücünün
üçte birini yitirmişti. Nusret'in yapmış olduğu bu görev Tarihin
akışını değiştirdi.
***
İtilaf donanması 18 Mart
günündeki yenilginin tüm faturasını, son keşfini yapıp “mayın
yoktur” raporunu veren pilota çıkardılar ve bu pilotu
kurşuna dizerek idam ettiler.
17 Mart 2014 Pazartesi
Kırım’ı kaybedeli 240 yıl oldu, ancak Kırım Türkiye’nin gündeminden hiç düşmedi.
Osmanlı devleti Kırım'ı kaybedeli 240 yıl oldu
Kırım’ı
kaybedeli 240 yıl oldu, ancak Kırım Türkiye’nin gündeminden hiç düşmedi.
Kırım'da
referandum sona erdi. Sandık çıkış anketlerine göre halkın yüzde 93'ü Rusya'yla
birleşmeye evet dedi.
Kırım’ı
kaybedeli 240 yıl oldu, ancak Kırım Türkiye’nin gündeminden hiç düşmedi.
1475’te
Osmanlı hâkimiyetine giren Kırım 300 yıl sonra 1774’te kaybedilmişti. Osmanlı
yönetimi Kırım gibi bir Müslüman toprağının kaybedilmesini hiçbir zaman kabul
etmedi. Kırım’ı geri almak için Ruslar’la defalarca savaşa girdi. Ama hepsini
kaybetti. Aradan asırlar geçmesine rağmen Ukrayna’daki karışıklık dolayısıyla
Kırım tekrar gündemde.
Kırım’ın kaybı
1768’de Rusya’yla Osmanlı Devleti uzun sürecek bir savaşa girdi. Osmanlı yönetimi, 1736-1739 savaşında Kırım’ın Rus işgaline uğraması sebebiyle Kırım’ı, Tatarlar’ın tek başlarına savunamayacağını gördüğünden burada bir seraskerlik oluşturmuştu. Ruslar’ın Kırım’a gireceği Or Kapı adlı geçit, buranın müdafaası açısından son derece önemliydi. Bu savaşta Kırım seraskeri olarak görevlendirilen Silahdar İbrahim Paşa’nın, Or Kapı’nın müdafaası için harekete geçmesi, Tatarlar tarafından geciktirildi, Osmanlı ordusu yoldayken de Or Kapı’daki kalede bulunan Tatarlar bu önemli geçit noktasını Ruslar’a teslim ettiler. Buradan rahatlıkla geçen Rus kuvvetleri Kırım’ı kısa zamanda işgal edip, Osmanlı ordusu komutanı İbrahim Paşa’yı da esir alarak, Petersburg’a götürdüler.
Ruslar, Kırımlılar ile çeşitli müzakereler yapmışlar, yayınladıkları bildirilerle de onlara, Kırım’a doğru ilerleyen Rus kuvvetlerine karşı gelmedikleri takdirde bağımsızlıklarını vereceklerini vadetmişlerdi.
Küçük Kaynarca Antlaşması
1768-1774 savaşı esnasında zaman zaman barış görüşmelerine teşebbüs edildiyse de bir netice alınamamıştı. 1774’te ölen Üçüncü Mustafa’nın yerine tahta çıkan Birinci Abdülhamid, bir şeyler yapmak istediyse de cephelerde mağlubiyetler devam etti. Büyük askeri başarılarına rağmen Ruslar da kendi iç meselelerinden dolayı barış istiyorlardı. İki devlet arasında 21 Temmuz 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’nın en ağır maddesi Kırım’ın bağımsız bir statüye sokulmasıydı. Osmanlı padişahının halife olarak Tatarlar’ın dini lideri olmasının dışında Kırım’la bir bağı kalmamıştı. Bu durum gelecekteki bir Rus işgalinin de habercisiydi.
Aynalıkavak Tenkihnâmesi
1777’de Şahin Giray’ın Çariçe İkinci Katerina’nın desteğiyle han olmasından itibaren Kırım, Rusya’yla iyice yakınlaştı. Kendisine karşı çıkan isyanla baş edemeyen Şahin Giray, hanlığı Ocak 1778’de Selim Giray’a devretti. Aslında bu Osmanlı Devleti’nin de desteklediği ve başarıya ulaşan bir darbeydi ama Ruslar’ın desteklediği Şahin Giray hanlık davasından vazgeçmedi. Şahin Giray, kısa bir süre sonra Rus askerinin desteğiyle, ikinci defa han oldu.
Yeni bir Osmanlı-Rus savaşı çıkmak üzereyken Fransızlar’ın araya girmesiyle 21 Mart 1779’da Aynalı-kavak Tenkihnâmesi imzalandı. Bu antlaşmayla Kırım bağımsız bir devlet olacaktı. Ruslar da Kırım’daki askerlerini çekeceklerdi. Osmanlı yönetimi de Şahin Giray’ın hanlığını tanıyacaktı.
Kırım’ın işgali
Şahin Giray’ın ikinci hanlığı,çoğu kanlı bir şekilde bastırılan isyanlara rağmen beş sene sürdü. 1782’de Halim Giray liderliğinde başlatılan isyan ise beklenenden daha fazla destek buldu ve Şahin Giray, ancak Ruslar’a sığınarak canını kurtarabildi. Fakat General Potemkin komutasındaki Rus ordusunun desteğiyle 1782 yazında üçüncü defa Kırım hanlığına getirildi. Ancak üçüncü hanlığı döneminde Şahin Giray, Rus General Potemkin’in kuklasıydı. Potemkin, bir yolunu bulup Kırım’ı doğrudan Rusya topraklarına katmak istiyordu. Bunun için yarımadada askerî yığınaklar yapıyordu, ancak uluslararası dengeler uygun olmadığından bu isteğini yerine getiremiyordu. Nihayet 1783 Nisan’ında yayınlanan bir beyannâme, Potemkin’in hayallerinin gerekçe olmasının kapısını araladı. Çariçe Katerina adına yayınlanan beyannâmede Kırım’ın fiilen işgal edilmesinin gerekçeleri sıralanıyordu. Potemkin büyük bir memnuniyetle tekrar Rus ordusunun başına geçti ve kısa bir sürede Kırım’ı fiilen işgal etti. Bu işgalle birlikte kukla han Şahin Giray hanlığından, Kırım ise bir daha elde edemeyeceği bağımsızlığından oldu.
Yeni bir savaş göze alınmadı
Osmanlı yönetimi Kırım’daki bu durumu kabullenmek istememiş, ancak yeni bir savaşı da göze alamamıştı. Osmanlı Devleti, 1784’te imzalanan ve Kırım senedi denilen üç maddelik antlaşmayla yarımadadaki Rus hâkimiyetini tanıdı fakat Kırım’ın tekrar geri alınması hep bir ideal olarak yaşatıldı.
Kırım’ı kurtarın
Birinci Abdülhamid döneminde Kırım’ı geri almak için hep fırsat kollandı. Halk Kırım’ın kurtarılmasını istiyordu. Avusturya ile Rusya ise Osmanlı topraklarını paylaşmak için ittifak yapmışlardı. Sonunda 1787-1792 yılları arasında Osmanlılar ile Avusturya ve Rusya arasında beş yıl sürecek bir savaş çıktı. Avusturya cephesinde düşman durduruldu. Ancak Rus orduları Osmanlı birliklerini arka arkaya mağlup etti.
Üçüncü Selim
Savaş devam ederken 1789’da tahta Üçüncü Selim çıktı. Genç padişah,
tahta çıktığı ilk günlerden itibaren savaşı sürdürmedeki kararlılığını
gösterdi. İstanbul’da taht değişikliğinin kargaşası yaşanırken
Rus ve Avusturya orduları cephedeki konumlarını güçlendirdiler.
1790’da Avusturya hükümdarı İkinci Josef’in ölümü ve yerine İkinci
Leopold’ün geçmesi savaşın gidişatını tamamen değiştirdi. Yeni
imparator, Osmanlı devleti ile 1791’de Ziştovi Antlaşması’nı imzalayarak
savaştan çekildi. Avusturya’nın savaştan çekilmesine rağmen Rus
birlikleri önemli başarılar kazanmaya devam etti. Ordu ve halk savaşa
devam edilmemesi taraftarı olunca, Üçüncü Selim sulh görüşmelerine
başladı. 10 Ocak 1792’de Yaş’ta akdedilen Osmanlı-Rus barış anlaşmasına
göre, Ruslar işgal ettikleri bazı toprakları bırakmışlar ancak Osmanlı
yönetimi de Ruslar’ın Kırım ve Gürcistan’daki hâkimiyetlerini
tanımak zorunda kalmıştı.
Kırım’ın fethi
Kırım Hanlığı’nda, kurucusu Hacı Giray’ın 1466’daki ölümünden sonra oğulları arasında taht mücadeleleri başlamıştı. Şirin Beyi Eminek, Cenevizliler’e karşı Osmanlılar’dan yardım istedi. Bu fırsatı değerlendiren Fatih, 1475’te Gedik Ahmed Paşa komutasındaki bir donanmayı Kırım’a gönderdi. Cenevizliler’in elindeki Kefe ve Kırım’ın sahil kesimi ele geçirildi.
Kırım’ın kaybı
1768’de Rusya’yla Osmanlı Devleti uzun sürecek bir savaşa girdi. Osmanlı yönetimi, 1736-1739 savaşında Kırım’ın Rus işgaline uğraması sebebiyle Kırım’ı, Tatarlar’ın tek başlarına savunamayacağını gördüğünden burada bir seraskerlik oluşturmuştu. Ruslar’ın Kırım’a gireceği Or Kapı adlı geçit, buranın müdafaası açısından son derece önemliydi. Bu savaşta Kırım seraskeri olarak görevlendirilen Silahdar İbrahim Paşa’nın, Or Kapı’nın müdafaası için harekete geçmesi, Tatarlar tarafından geciktirildi, Osmanlı ordusu yoldayken de Or Kapı’daki kalede bulunan Tatarlar bu önemli geçit noktasını Ruslar’a teslim ettiler. Buradan rahatlıkla geçen Rus kuvvetleri Kırım’ı kısa zamanda işgal edip, Osmanlı ordusu komutanı İbrahim Paşa’yı da esir alarak, Petersburg’a götürdüler.
Ruslar, Kırımlılar ile çeşitli müzakereler yapmışlar, yayınladıkları bildirilerle de onlara, Kırım’a doğru ilerleyen Rus kuvvetlerine karşı gelmedikleri takdirde bağımsızlıklarını vereceklerini vadetmişlerdi.
Küçük Kaynarca Antlaşması
1768-1774 savaşı esnasında zaman zaman barış görüşmelerine teşebbüs edildiyse de bir netice alınamamıştı. 1774’te ölen Üçüncü Mustafa’nın yerine tahta çıkan Birinci Abdülhamid, bir şeyler yapmak istediyse de cephelerde mağlubiyetler devam etti. Büyük askeri başarılarına rağmen Ruslar da kendi iç meselelerinden dolayı barış istiyorlardı. İki devlet arasında 21 Temmuz 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’nın en ağır maddesi Kırım’ın bağımsız bir statüye sokulmasıydı. Osmanlı padişahının halife olarak Tatarlar’ın dini lideri olmasının dışında Kırım’la bir bağı kalmamıştı. Bu durum gelecekteki bir Rus işgalinin de habercisiydi.
Aynalıkavak Tenkihnâmesi
1777’de Şahin Giray’ın Çariçe İkinci Katerina’nın desteğiyle han olmasından itibaren Kırım, Rusya’yla iyice yakınlaştı. Kendisine karşı çıkan isyanla baş edemeyen Şahin Giray, hanlığı Ocak 1778’de Selim Giray’a devretti. Aslında bu Osmanlı Devleti’nin de desteklediği ve başarıya ulaşan bir darbeydi ama Ruslar’ın desteklediği Şahin Giray hanlık davasından vazgeçmedi. Şahin Giray, kısa bir süre sonra Rus askerinin desteğiyle, ikinci defa han oldu.
Yeni bir Osmanlı-Rus savaşı çıkmak üzereyken Fransızlar’ın araya girmesiyle 21 Mart 1779’da Aynalı-kavak Tenkihnâmesi imzalandı. Bu antlaşmayla Kırım bağımsız bir devlet olacaktı. Ruslar da Kırım’daki askerlerini çekeceklerdi. Osmanlı yönetimi de Şahin Giray’ın hanlığını tanıyacaktı.
Kırım’ın işgali
Şahin Giray’ın ikinci hanlığı,çoğu kanlı bir şekilde bastırılan isyanlara rağmen beş sene sürdü. 1782’de Halim Giray liderliğinde başlatılan isyan ise beklenenden daha fazla destek buldu ve Şahin Giray, ancak Ruslar’a sığınarak canını kurtarabildi. Fakat General Potemkin komutasındaki Rus ordusunun desteğiyle 1782 yazında üçüncü defa Kırım hanlığına getirildi. Ancak üçüncü hanlığı döneminde Şahin Giray, Rus General Potemkin’in kuklasıydı. Potemkin, bir yolunu bulup Kırım’ı doğrudan Rusya topraklarına katmak istiyordu. Bunun için yarımadada askerî yığınaklar yapıyordu, ancak uluslararası dengeler uygun olmadığından bu isteğini yerine getiremiyordu. Nihayet 1783 Nisan’ında yayınlanan bir beyannâme, Potemkin’in hayallerinin gerekçe olmasının kapısını araladı. Çariçe Katerina adına yayınlanan beyannâmede Kırım’ın fiilen işgal edilmesinin gerekçeleri sıralanıyordu. Potemkin büyük bir memnuniyetle tekrar Rus ordusunun başına geçti ve kısa bir sürede Kırım’ı fiilen işgal etti. Bu işgalle birlikte kukla han Şahin Giray hanlığından, Kırım ise bir daha elde edemeyeceği bağımsızlığından oldu.
Yeni bir savaş göze alınmadı
Osmanlı yönetimi Kırım’daki bu durumu kabullenmek istememiş, ancak yeni bir savaşı da göze alamamıştı. Osmanlı Devleti, 1784’te imzalanan ve Kırım senedi denilen üç maddelik antlaşmayla yarımadadaki Rus hâkimiyetini tanıdı fakat Kırım’ın tekrar geri alınması hep bir ideal olarak yaşatıldı.
Kırım’ı kurtarın
Birinci Abdülhamid döneminde Kırım’ı geri almak için hep fırsat kollandı. Halk Kırım’ın kurtarılmasını istiyordu. Avusturya ile Rusya ise Osmanlı topraklarını paylaşmak için ittifak yapmışlardı. Sonunda 1787-1792 yılları arasında Osmanlılar ile Avusturya ve Rusya arasında beş yıl sürecek bir savaş çıktı. Avusturya cephesinde düşman durduruldu. Ancak Rus orduları Osmanlı birliklerini arka arkaya mağlup etti.
Üçüncü Selim
Savaş devam ederken 1789’da tahta Üçüncü Selim çıktı. Genç padişah,
tahta çıktığı ilk günlerden itibaren savaşı sürdürmedeki kararlılığını
gösterdi. İstanbul’da taht değişikliğinin kargaşası yaşanırken
Rus ve Avusturya orduları cephedeki konumlarını güçlendirdiler.
1790’da Avusturya hükümdarı İkinci Josef’in ölümü ve yerine İkinci
Leopold’ün geçmesi savaşın gidişatını tamamen değiştirdi. Yeni
imparator, Osmanlı devleti ile 1791’de Ziştovi Antlaşması’nı imzalayarak
savaştan çekildi. Avusturya’nın savaştan çekilmesine rağmen Rus
birlikleri önemli başarılar kazanmaya devam etti. Ordu ve halk savaşa
devam edilmemesi taraftarı olunca, Üçüncü Selim sulh görüşmelerine
başladı. 10 Ocak 1792’de Yaş’ta akdedilen Osmanlı-Rus barış anlaşmasına
göre, Ruslar işgal ettikleri bazı toprakları bırakmışlar ancak Osmanlı
yönetimi de Ruslar’ın Kırım ve Gürcistan’daki hâkimiyetlerini
tanımak zorunda kalmıştı.Kırım’ın fethi
Kırım Hanlığı’nda, kurucusu Hacı Giray’ın 1466’daki ölümünden sonra oğulları arasında taht mücadeleleri başlamıştı. Şirin Beyi Eminek, Cenevizliler’e karşı Osmanlılar’dan yardım istedi. Bu fırsatı değerlendiren Fatih, 1475’te Gedik Ahmed Paşa komutasındaki bir donanmayı Kırım’a gönderdi. Cenevizliler’in elindeki Kefe ve Kırım’ın sahil kesimi ele geçirildi.
Kırım Tatarları
Kırım Tatarları, Osmanlı Devleti’nin en önemli güçlerindendi. Özellikle Akıncılar’ın ortadan kalkmasından sonra bu boşluğu Kırım Hanlığı’nın kuvvetleri doldurdular. Kuzey seferlerinde ve 1683’ten sonraki Viyana bozgun yıllarında önemli roller oynadılar.
ERHAN AFYONCU - BUGÜN GAZETESİ
Kırım Tatarları, Osmanlı Devleti’nin en önemli güçlerindendi. Özellikle Akıncılar’ın ortadan kalkmasından sonra bu boşluğu Kırım Hanlığı’nın kuvvetleri doldurdular. Kuzey seferlerinde ve 1683’ten sonraki Viyana bozgun yıllarında önemli roller oynadılar.
ERHAN AFYONCU - BUGÜN GAZETESİ
10 Mart 2014 Pazartesi
Memur Maaşı 2 Ayda 115,86 TL Eridi.
Memur
Maaşı 2 Ayda 115,86 TL Eridi.
ZEKERİYA
TÜMER
Türkiye
Kamu-Sen Araştırma Merkezi’nin yaptığı araştırmaya göre memur maaşları 2 ayda
115,86 Tl. Erimiş.
Zavallı
Emeklilerin aldıkları üç kuruş emekli aylıkları daha da fazla erimiştir.
Seçim
propagandalarında AKP Partisinin TV.larda yayınlanan seçim yatırımı
reklamlarında, icraatları sergilenmekte. Bunlar ne? Yol, tünel, metro,
havaalanı yatırımları. Elbette bunlar da güzel yatırımlar. Ancak, fabrikalar
yapılsaydı, işsizlik önlenseydi, dolar yükselmeseydi, elma, armut gibi tarım
ürünleri ithal edilmeseydi de biz ihraç etseydik.
Emeklilerimizin
maaşlarına zamlar yapılsaydı da, ölmeden bir oh diyebilselerdi.
Daha iyi
olmaz mıydı?
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Memur
Maaşı 2 Ayda 115,86 TL Eridi.
Türkiye
Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi’nin yaptığı 2014 Şubat ayına ait asgari
geçim endeksi sonuçları açıklandı.
Türkiye
Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi’nin yaptığı 2014 Şubat ayına ait asgari
geçim endeksi sonuçları açıklandı.
Şubat ayı
enflasyonunun %0,43 olarak açıklanmasının ardından 2014 yılının ilk iki ayında
toplam enflasyon şimdiden %2,42’ye ulaştı. Buna bağlı olarak dört kişilik
ailenin insan onuruna yaraşır bir biçimde yaşayabilmesi için gerekli olan en
düşük miktarı ifade eden“Asgari Geçim Haddi”, 3 bin 818 lira 19 kuruşa
yükseldi.
Araştırmaya
göre Şubat 2013’te 3 bin 540 lira 12 kuruş olan “Asgari Geçim Haddinin” son bir
yılda 278,07 TL arttığı ortaya çıktı.
Yapılan
araştırmada bir memurun 657 sayılı Kanuna uygun bir şekilde görevini sürdürmesi
ve sosyal hayattaki yerini alabilmesi için gerekli olan en düşük tutar
olan“Yoksulluk Sınırı”, 1.894 lira 89 kuruş olarak belirlendi.
Bir
kişinin sosyal yaşam içerisinde hayatını sürdürebilmesi için gerekli en düşük
miktar olan “Açlık Sınırı” ise Ocak ayına göre %0,13 artarak 1.460
lira 43 kuruş oldu.
“Ailenin
Aylık Ortalama Gıda Harcaması” 911,37 TL; “Kira Tutarı” ise 587,98 TL olarak
hesaplandı. Bir ailenin yalnızca gıda ve barınma harcamaları toplamı 2014 yılı
Şubat ayında 1.499,35 Lira olarak tahmin edildi. Buna göre bir memur, Şubat
ayında ortalama maaşının %69,44’ünü yalnızca gıda ve barınma harcamalarına
ayırmak zorunda kaldı.
Ortalama
ücretle geçinen bir memur, gıda ve kira için 1.499 TL ödedikten sonra maaşından
arta kalan 659,75 TL ile ailesinin ulaşım, sağlık, eğitim, haberleşme, giyim
gibi diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştı.
Asgari
Geçim Araştırması sonuçlarını değerlendiren Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk:
“Artan siyasi gerginlikler ve ekonomide yaşanan istikrarsız durum karşısında
Türk Lirası değer kaybetmeye devam etmekte ve en büyük sıkıntıyı yine vatandaş
çekmektedir. Enflasyon karşısında günden güne eriyen maaşlara bir de Türk
Lirasının değer kaybetmesi eklenmiş, buna bağlı olarak ortaya çıkan hayat
pahalılığı nedeniyle vatandaşın sırtındaki yük daha da artmıştır.
Seçim
meydanlarında İktidar tarafından dillendirilen dünyanın 17. büyük ekonomisi
olduğumuz iddiaları, vatandaşın hayatına neden olumlu olarak yansımamaktadır?
Zenginin malına mal katan ekonomi politikaları ve yandaş kayırma girişimleri
vatandaşın sırtına zam olarak yüklenmektedir. İktidarın övündüğü büyüme
yalnızca belli bir kesimin çocukları için söz konusu olurken, dar ve sabit
gelirli vatandaşın alım gücünü azaltan etkiler yaratmaktan öteye gitmemiştir.
İğneden ipliğe zamların yaşandığı ve günden güne ağırlaşan bir ekonomik hayat
söz konusudur. Ancak bu ağır ekonomik şartları sırtlanmak zorunda kalan memurlarımızın
maaşlarında bir yıl boyunca hiçbir artış olmayacaktır. 2014 yılı için memura
verilen 123 TL daha yılın ilk iki ayında 115 Lira 86 kuruş erimiştir. Memurun
elindeki 123 TL’den geriye cebinde harca harcaya bitiremeyeceği 7 TL 14 kuruşu
kalmıştır.
Toplu
Sözleşme sürecinde hiç düşünmeden, hükümetin teklifinden bile daha düşük olan
123 TL’lik zammın altına imza atanların eğer zerre kadar vicdanları varsa
vicdan azabından uykuları kaçmalıdır.” dedi.
7 Mart 2014 Cuma
Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı ve Demokratlar Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Mehmet Özdemir Kıbrıs’ta yaşanan son olayları değerlendirdi:
Demokrat Parti (DP)
Genel Başkan Yardımcısı ve Demokratlar Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr.
Mehmet Özdemir Kıbrıs’ta yaşanan son olayları değerlendirdi:
“Kıbrıs’taki güvencemiz Cumhurbaşkanı Derviş
Eroğlu’dur”
Demokrat
Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Özdemir Kıbrıs’ta (KKTC)
yaşanan son gelişmelerle ilgili olarak yaptığı açıklamada: “ Kıbrıs’taki
güvencemiz Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’dur” dedi.
Demokrat
Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Özdemir, yaptığı yazılı
açıklamada şu görüşlere yer verdi:
TÜRKİYE'DE MAHALLİ SEÇİMLER VE KASET
KAVGALARI!...
“
Türkiye’de Mahalli Seçimler ve kaset kavgaları ile göz gözü görmez
bir kargaşa yaşanırken KKTC’de ilginç gelişmeler olmaktadır. Kıbrıs sorununa
kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm getirmek için geçtiğimiz ay ortalarında
Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin altına imzalarını koydukları ortak metnin ara
bölgede Birleşmiş Milletler (BM) Misyon Şefi Lisa M. Buttenheim tarafından
okunmasından sonra bir ‘iyi niyet dalgası’ yayılmıştır. Özellikle Türk ve Rum
müzakerecilerin çapraz görüşmeleri (Türk müzakerecilerin Atina’yı, Rum
müzakerecilerin Ankara’yı ziyareti) memnuniyetle karşılanmıştır.
“Nihai hedefleri Türkleri, Rumların tebaası ve ikinci sınıf
vatandaş yapmaktır.”
Rum
Lider Nikos Anastasiadis, geçmişteki Rum devlet başkanlarından biraz farklı
gibi gözükmektedir. Rumlar, şimdiye kadarki müzakerelerde kendilerini sürekli
olarak, adanın ve mevcut tanınmış devletin sahibi görmüşlerdir.
Ada’nın tümüne sahip ve egemen olmadıkça da Türklerle herhangi bir anlaşmaya yanaşmamışlardır. Hep bir bahane bulup, masadan kalkmayı ve Türkleri de oyunbozanlıkla suçlamayı adet haline getirmişlerdir.
Ada’nın tümüne sahip ve egemen olmadıkça da Türklerle herhangi bir anlaşmaya yanaşmamışlardır. Hep bir bahane bulup, masadan kalkmayı ve Türkleri de oyunbozanlıkla suçlamayı adet haline getirmişlerdir.
ALDIKLARI TAVİZLERİ "BÜYÜK KAZANÇ"
OLARAK GÖRÜYORLAR!..
Bu müzakerelerden elde
ettikleri en büyük kazanç; aldıkları tavizleri ‘kazanılmış hak olarak’
görmüşlerdir. Her yeni müzakereye de o noktadan başlamışlardır. Nihai
hedefleri de Türkleri, Rumların tebaası ve ikinci sınıf vatandaş yapmaktır.
Rum
Lider Nikos Anastasiadis, ekonomik olarak iflas ve bataklığın dibinden
kurtulmanın tek çaresi olarak, tek yönlü olarak ilan ettikleri münhasır
ekonomik bölgelerinin içinde yer alan petrol ve doğalgazdan yararlanmayı
görmektedir.
Rumlara kalsa, bu kaynaktan Türk’lere bir cent bile vermezler.
Ancak anlaşılan birileri; Anastasiadis’ın kulağına, adaya barışı getirerek federasyon, konfederasyon veya bizim tercihimiz iki ayrı devlet gibi bir çözümün bulunmaması durumunda, doğalgazın ve petrolün çıkarılamayacağı gerçeğini fısıldamıştır. Hatta bu işin gerçekleşmesi gerektiğini, İsrail’in de beklentileri açısından şart olduğunu hatırlatmıştır.
Rumlara kalsa, bu kaynaktan Türk’lere bir cent bile vermezler.
Ancak anlaşılan birileri; Anastasiadis’ın kulağına, adaya barışı getirerek federasyon, konfederasyon veya bizim tercihimiz iki ayrı devlet gibi bir çözümün bulunmaması durumunda, doğalgazın ve petrolün çıkarılamayacağı gerçeğini fısıldamıştır. Hatta bu işin gerçekleşmesi gerektiğini, İsrail’in de beklentileri açısından şart olduğunu hatırlatmıştır.
“Kıbrıs’ta her şey güllük gülistanlık değildir”
Ancak
Kıbrıs’ta her şey güllük gülistanlık değildir. Kıbrıs’lı Rumların şöven
milliyetçiliğinin akılla ilişkisi hiçbir zaman olmamıştır. Papadopulos
liderliğindeki ‘Megalo İdea’, panhelenizm taraftarı DİKO partisi hükümetteki 4
bakanını çekmiştir.
Geri kalan 7 bakan da Rum lidere yeni bir kabine revizyonu fırsatı vermek için istifa etmişlerdir. Böylece görüşmeler ilk meyvesini Anastasiadis hükümetinin yıkılmasıyla vermiştir. Bu istifalar Rum liderin Amerika ve AB nezdinde elini güçlendirecektir.
Rum tarafı bu istifa olayını dünyaya ve bize karşı bir taktik olarak kullanacaktır. ‘Beni daha fazla zorlamayın, hükümetim de istifa etti. Türklere taviz veremem. Sonuçta bu varacağımız anlaşma halkın onayına gidecek. Halkta ne kadar tepki olduğunu görüyorsunuz’ diye baskılara karşı duracaktır.
Geri kalan 7 bakan da Rum lidere yeni bir kabine revizyonu fırsatı vermek için istifa etmişlerdir. Böylece görüşmeler ilk meyvesini Anastasiadis hükümetinin yıkılmasıyla vermiştir. Bu istifalar Rum liderin Amerika ve AB nezdinde elini güçlendirecektir.
Rum tarafı bu istifa olayını dünyaya ve bize karşı bir taktik olarak kullanacaktır. ‘Beni daha fazla zorlamayın, hükümetim de istifa etti. Türklere taviz veremem. Sonuçta bu varacağımız anlaşma halkın onayına gidecek. Halkta ne kadar tepki olduğunu görüyorsunuz’ diye baskılara karşı duracaktır.
Bu
bir oyundur ve egemen güçler yine Rumlara karşı uygulayamadıkları baskı
silahını, her zamanki gibi Türklere doğrultacaktır. Hele dışarıda itibarını gün
be gün kaybeden bir Türkiye ve durdurulamaz akıbetini önlemeye çalışan bir
Başbakan varken…
MİLLİYETÇİLİĞİNDEN EMİN OLDUĞUMUZ LİDER,
EROĞLU...
Bu
durumda iş, milliyetçiliğinden emin olduğumuz KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş
Eroğlu’na kalmaktadır. Kendisini bu oyunda bilgi ve tecrübesiyle en önemli
güvence olarak görmekteyiz.” (DP Basın Merkezi – Ankara, 05 Mart 2014)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






