19 Mart 2014 Çarşamba

ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ-18 MART 1915, Ayten DİRİER

ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ-18 MART 1915
Ayten DİRİER
İtilâf Devletleri gururla girdikleri Çanakkale Boğazını geçemediler...
*SAVAŞIN NEDENLERİ
    Deniz ve Karada cereyan eden Çanakkale Savaşları yalnız Türk Tarihinin değil Yakın Dünya tarihinin de en önemli olaylarından biridir. Avrupa Devletlerinin ekonomik, siyasal nedenlerle Üçlü İtilâf(İngiltere-Fransa-Rusya) ve Üçlü İttifak(Almanya-Avusturya Macaristan İmp-İtalya) adıyla kamplaşması kaçınılmaz olarak 1914’teI.Dünya Savaşına yol açtı.
    Çanakkale saldırısı; Üçlü İtilâf lideri İngiltere’nin Bahriye Bakanı  W.Churchill  ile Harbiye Bakanı Lord Kitchener’in; Üçlü İttifak üyesi Avusturya  karşısında  geçici başarı   gösteren yandaşı Rusya’nın, Üçlü İttifak lideri Almanya ile anlaşıp,  İstanbul ve Boğazları ele geçirerek savaştan çekilme tehlikesi karşısında,  hazırladıkları çok yönlü bir plândı.
    Görünürdeki nedeni;   Rusya’ya  yardımda bulunmak,   silah ve cephane sağlamak,   onlardan  da    g ı d a    maddesi  almaktı.   
    Asıl  nedenler  ise; Boğazlar  ve  İstanbul’u ele geçirerek  Osmanlı  İmp’luğunu savaş  içinde çökertmek,  böylece  Süveyş ve Hindistan Yolu  üzerindeki Türk baskısını kaldırarak,  Balkan  Devletlerini de İtilâf Devletleri saflarına çekmekti.
    Durumu sezen Ruslar, İngiltere ve Fransa’ya birer nota vererek, Boğazlar’ın  kendilerine  ait  olduğunu  12 Mart  ve  10 Nisan  1915   anlaşmalarıyla onaylattılar.
    İngiliz kurmayları, Balkan mağlubu Türk askerlerinin, İtilaf Donanmasının görkemi karşısında kaçacağını düşünerek, harekâtı  kısa  sürede, başarıyla tamamlayacaklarını tasarlamışlardı.  Oysa  bu  tasarıyı  bozacak  iki  etken göz önünde tutulmamıştı:
-Balkan  yenilgisinin  utancını silmek isteyen  Türk  askerinin  can  siperane savaşması   ve   Balkan  Savaşı’nda   Çanakkale   Boğazını   koruma   görevi sırasındabölgenin topoğrafik haritasını çıkartan Mustafa Kemal  gibi  bir dehanın başında bulunması.
-Cephe Komutanı  Liman  Von  Sanders’in   s i n s i   plânı;  İtilaf Devletleri’nin büyük  bir  kuvvetini  Çanakkale’de  uzun  süre  oyalayarak, Almanya’nın  yükünü azaltmaya  çalışması. M.Kemal’in  bütün girişimlerine karşın,  İtilaf  Kuvvetleriyle  saldırı anında değil, karaya  çıktıktan  sonra  savaşa girişildi. Böylece Türk askeri yaklaşık 10 ay Almanya  için  savaştırıldı.

*SAVAŞ  ÖNCESİ
    Çanakkale Boğazı savunması, girişten itibaren “Dış-Orta-İç Tabyalar” olmak üzere üç savunma grubu halinde düzenlenmişti. Boğaz kıyıları boyunca 20 tabyada, çoğunluğu kısa menzilli ve eski model, 170 adet top konuşlanmıştı. Üçlü İtilâf koalisyonunun savaş gemilerinde çoğunluğu büyük çaplı uzun menzilli 247 adet en modern toplar bulunmaktaydı. 

    İtilâf Donanmasının Akdeniz Başkomutanı Amiral Carden, Kara ordusuna gerek duymadan Boğazı geçerek İstanbul'a girmek için hazırladığı üç aşamalı saldırı plânıyla, hedefine bir ay içinde ulaşacağını hesaplamıştı.
    İlk olarak, 3 Kasım 1914 günü 7 zırhlı ile Bozcaada'dan Boğaz'ın ağzına doğru birkeşif taarruzu yaptı. İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havan topu ile dövdüler. Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü, İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı, düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar.
    İkinci saldırı,  24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. Denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz'a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on'u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü.
    Üçüncü saldırı, Limni adasının Mondros Limanında toplanan İtilâf Donanmasının  19 Şubat 1915 tarihinde başlayıp, 7 gün sürdü. Türk topçusunun atış menzili dışından yapılan bombardımanlar etkili oldu. 19 top ve Boğaz girişindeki tabyalar kullanılamaz hale geldi. Öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişen İtilaf Donanması Boğaz'a iyice sokuldu. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman donanması oldukça bocalasa da, 26 Şubat günü boğaza girdi. Orta bölümdeki Türk tabyaları 8 saat süreyle kesintisiz bombardımana tabi tutulup sarsıldı.
    Bu başarılar üzerine Amiral Carden, Londra'ya çektiği bir telgrafta, 14 gün içerisinde İstanbul'a ulaşabileceğini müjdeliyordu. Yaptığı hazırlıklara göre son darbe 18 Mart’ta indirilerek, İstanbul yolu açılacaktı.

*18 MART 1915 DENİZ ZAFERİ
    İtilâf Devletleri Donanması, Lodos fırtınası nedeniyle plânladıkları gibi ilerleyemiyor, nihai amaca ulaşamıyordu. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi. Yine başarılı sonuç alınamayınca İtilâf Donanmasına komuta eden Amiral Carden görevden alındı. 17 Mart 1915 günü yerine Amiral de Robeck atandı. Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donan­mayla Boğaz'a saldıracağını, yakında İstanbul'da olacağını Londra'ya bildirdi.
    17/18 Mart gecesi Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı boğaz'a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Dnz.Binbaşı Nazmi Bey ile  Dz.Yzb. Hakkı Bey’in Nusret mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz'a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz'daki mayın sayısı on bir hat olarak 400'ü aşmıştı.
    18 Mart 1915 günü, İtilâf Donanması dönemin en ünlü 18 savaş gemisiyle saat10.00'da boğazı yarıp geçmek üzere iki hat halinde girmeye başladı.
 I.Hat                         II.Hat
Quen Elizabth         Suffren
Agamemnon            Bouvet
Lord Nelson            Charlemagne
Inflexible                 Gaulois
Triumph                  Cornwallis
Prince George         Canopus
                                 Vengeance
                                 Irresistible
                                 Albion
                                 Ocean
                                 Swiftsure
                                 Majestic

    İlk atışı Triumph zırhlısı, Çanakkale'ye 12 Km. mesafedeyken saat 11.15'te yaptı. Türk savunma plânına göre, gemiler topçularımızın ateş menziline girinceye kadar beklenip, baskın tarzında ateş açılacaktı.
    Rumeli Mecidiyesi ile merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Düşmanın yaklaştığını görenDardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı. Az sonra, tüm gemiler, Dardanos'a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu aradaMesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. Bu arada kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atışlarıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu.
    Saat 12.00'ye geldiğinde orta kesimdeki 3 tabya ağır hasar almış, ama ayakta kalan diğer topçuların hedefini şaşmayan atışları Agamemnon zırhlısının çelik yeleğini parçalamış, İnflexible zırhlısının komuta köprüsünü uçurmuştu.
     Türk topçusunun direnişine rağmen, İtilâf Donanması Çanakkale'ye 7 km. kadar sokulmayı başarmıştı. Savaşın en şiddetli anlarının yaşandığı öğle vaktinde Türk topçuları Boğazı cehenneme çevirirken, İtilâf zırhlıları da kıyı şeridindeki mevzileri darmadağın ediyordu.
     Amiral De Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdüğü sırada müthiş patlamalar oldu. Türk ateşinden Fransız Gaulois zırhlısı aldığı ağır yaralarla saf dışı kalırken, Bouvet zırhlısı yırtılan çelik gömleğini yenilemek üzere geriye kaçtı. Nusret mayın gemisinin bir gece önce boğaza döşediği mayınlara çarparak 639 personeli ile birlikte limanın sularına gömülerek kaybolan Bouvet’in  imdadına koşan Suffren ve Gaulois zırhlıları da aynı akıbete uğradılar. Bunlara Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açmıştı.
    Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar.
    Saat 15.00'te İrresistible, 16.00'da  İnflexible, 10 dakika sonra Ocean zırhlıları, tam ileri atılacaklarken onların da ayakları Nusretin tuzağına takılarak battı. Inflexiblegüçlükle kurtularak römorkör yedeğinde İmroz'a götürüldü.
    Böylece 6 saatte 3 büyük zırhlısını kaybeden, bir bu kadarı da ağır hasara uğrayan gemilerini acıyla seyreden İngilizlerin ünlü Amirali De Robeck, saat 17.30'da kalanları kurtarabilme telaşıyla geri çekilme emrini verdi.

*SONUÇ
    İtilaf Devletleri Çanakkale Boğazı'nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale Kara Savaşları başlı­yordu. 25 Nisan 1915’te başlayan saldırıya karşı Türk ordusu, Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Arıbrnu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar'da destanlar yaratarak; Dünya Harp Tarihine geçen Kanije ve Plevne Savunma Savaşlarına Çanakkale’yi de ekledi. (Kara Savaşları başka bir yazıda işlenecek.)  
    İtilâf Kuvvetleri gururla girdikleri Çanakkale’nin geçilemeyeceğini anladıklarında iş işten geçmiş, siyasî gelecekleri ağır bir yara almıştı. Bu nedenle I.Dünya Savaşı sonunda İttifak Devletleri üyeleri arasında en ağır ateşkes ve barış antlaşmasını Osmanlı Devleti ile imzalayıp parçaladılar. Donanmadaki bir zırhlıya adını verdikleri Agamemnon’un Truva’daki yenilgisinden daha ağırına uğrayınca, Truva atından farksız hilelerle Arapları kandırıp. Osmanlı Devleti’ni güneyinde çökerttiler. Osmanlılar Truvalı Hektor’un intikamını alırken, kendi sonlarını da hazırlamışlardı.
    Çanakkale Savaşı’ndan üç yıl sonra İtilâf Devletleri harekâtı başlattıkları Limniadasının Mondros Limanında 30 Ekim 1918’de imzalanan ateşkeste tüm kinlerini kusarak kendi şartlarını dikte ettirdiler. Donanmaları 13 Kasımda İstanbul’a demir attığında, üç yıl önceki utancın yerini gurur aldı. O gün “Geldikleri gibi giderler!”diyen Çanakkale kahramanı Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, onları ve kuklalarını dört yıl sonra Anadolu’dan sürerek, ebedi Türk yurdu olduğunu bir daha kanıtladılar…
   Çanakkale Deniz ve Kara Savaşları’nda destanlar yaratan atalarımızın ruhları şad olsun…
***
                          BATI'NIN ÇANAKKALE HAYALLERİ
      
           Kartpostalın arka fonunda ağzında zeytin dalı tutan beyaz barış güvercini,beyazlar içerisinde bir Meryem Ana portresi ve kucağında fes ve haçlı Osmanlı çocuğu, önde de Batılı güçler. Bu propaganda çizim kartından amaç, Çanakkale Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin ortadan kaldırılması ve yeni doğacak olan devletin nasıl olması gerektiği konusunda Avrupa'nın hayal gücünü yansıtmaktadır. 
Çanakkale Savaşı sırasında bütün bu umutlar bir bir körfezin karanlık sularına gömülmüştü. Çanakkale'de büyük özveri ile vatanlarını savunurken ölen isimsiz binlerce şehidi rahmetle anıyoruz.
 *Kartpostalı Arşivinden gönderen Araştırmacı Yazar Doğan Bekin'e teşekkürler...
  

Ekleyen: MEHMET SAGLAM19 Mart 2014 Çarşamba &10:52
Ne kadar da apaçık ve yalın ifadelerle anlatılmış çocuklara ve gençlere zor gelen bu Çanakkale öğretisi. Emeğinize, bilincinize sağlık Ayten Hanım. Yeğenlerle ve dostlarla hemen paylaşıyorum. Derin saygımla... MS 
* 
Teşekkür ederim Mehmet Bey. Esenlik dolu, başarılı çalışmalar dileğimle...

Ekleyen: hüseyin durmuş19 Mart 2014 Çarşamba &09:31
Tarihi bir tarihçi ve usta yazardan dinlemek insana ayrı bir zevk veriyor. 
O günlerin kıymetinin anlaşılması dileğiyle. Tebrikler emeğinize, yüreğinize, çok sağolun. 
* 
Teşekkür ederim Hüseyin Bey... 18 Mart'ı mısralarda canlandıran kaleminiz daim olsun. Esenlikler dilerim.

Ekleyen: Aylin Kantarcı18 Mart 2014 Salı &21:14
Yıllar önce bize Çanakkale Savaşı'nı anlatırken bu savaşta eğitimli gençlerimizin çoğunu kaybettiğimizi, Cumhuriyetimiz'in bu nedenle ilk yıllarında çok zorluk çektiğini anlatmıştınız. Ben de çok büyük üzüntü duymuştum. Eğer bugün olmasaydı, Cumhuriyetimiz de olmayacaktı. Bugünümüzü Atatürk ve onun Mehmetçiklerine borçluyuz. Eminim bugün Atatürk ve Mehmetçikleri oralarda dolaşıyordur. + 
* 
Cevher beyinli kızım Bilgisayar alanında kariyer yapsan da, o günleri hatırlamana şaşmadım... Zekâ parıltısı yansıtan gözlerin, diğer arkadaşların gibi hep bendeydi... Çanakkale Zaferi, Balkan Savaşı'nın rövanşı, Kurtuluş'un müjdecisi oldu. Onları andıkça ruhları şad oluyor... Görevimiz de bu... Başarılı çalışmalar diler, sevgilerimi iletirim.

Ekleyen: Abdülkadir Güler18 Mart 2014 Salı &20:28
Çanakkale başlı başına büyük bir destandır. Bu güzel memleketi canlarıyla bizlere armağan eden tüm Çanakkale Şehitlerimizi saygıyla ve rahmetle anıyorum. Sizler de teşekkürlerimi sunuyorum. Emeğinize sağlık diyorum. Selam ve iyi dileklerimle... 
* 
Teşekkür ederim Abdülkadir Bey. Değerli kaleminizin bizim için çok önemli 18 Mart'ı işleyeceğinden eminim. Esenlik dolu selamlar, saygılar...

Ekleyen: lutfiye- paris20 Mart 2013 Çarşamba &21:30
ablacigim ellerine saglik cok guzel yazmissin pazar gunu Paris sercelleste yani calistigimiz eğitim merkezinde de Çanakkale programi vardı.Turkiyeden Ömer Dongeloglu gelmisti, ilahi gurubu hocamiz da Çanakkaleyi anlatti ve dolu dolu gecti. Allah orda butun yatanlara rahmet eylesin insallah, seninde eline yuregine saglik canim optum. 
* 
Neredesiniz ya? Beni çağırsaydınız günlerce Çanakkale'yi anlatırdım... Sevgiyle öperim... 

Ekleyen: Nadir Nabi Keskinbora20 Mart 2013 Çarşamba &15:14
Bu muhteşem zafer ile ilgili bilgilerimizi tazelediğiniz çok teşekkürler. Ayrıca Allah'ın lütfü olarak Türklere nasip olan Atatürk'ü ve yaptıklarını küçümsemeye yeltenen cahillere de verdiğiniz ders niteliğindeki bilgiler için teşekkürler. Hep var olun. 
* 
Teşekkür ederim Nadir kardeş... Gerçekleri söylemek, vicdan sahibi her insanın görevi... Başarılar...

18 MART 1915, Prof. Dr. D. Ali ERCAN



18 MART 1915
Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Değerli arkadaşlar, Çanakkale savaşında Anlaşık (itilaf) Devletlerin deniz kuvvetlerine vurulan büyük darbenin 99. yıl dönümündeyiz;  İstanbul'u işgal etmek ve Osmanlı Devletine son noktayı koymak üzere yola çıkmış olan Anlaşık Devletlerin (İngiltere-Fransa) tarihin gördüğü en büyük  armadası 18.Mart.1915 te Türk denizcilerinin Çanakkale Boğazına akıllıca döşedikleri mayınlara çarparak ve boğazı savunan Türk topçu ateşi altında isabet alarak çok ağır kayıplara uğradı. O zamana kadar görülmedik boyutlarda inşa edilmiş  uzun menzilli toplarıyla 3 ay boyunca Gelibolu Yarımadasını savunan askerlerimiz üzerine ateş yağdırmış olan bu  büyük ve donanımlı savaş gemileri Çanakkale Boğazını geçemeden battılar.. Bu gemilerden On binlerce askerimizin üzerine ölüm yağdıran bombardıman, ateş gücü ölçeğinde, Japonya'ya atılan Atom bombaları ile kıyaslanabilir ağırlıktadır.
Ancak, 18.Mart savaşın bitimi değil, çok daha ölümcül Kara savaşlarının başlangıcı sayılır... Sadece Deniz gücü kullanarak Çanakkale Boğazını rahatlıkla geçemeyeceklerini anlayan Anlaşık (itilaf) Güçler Gelibolu Yarım adasını  ele geçirmek üzere 25.Nisan'da çıkartma harekâtına başladılar. Bundan sonrası 8 ay sürecek olan Kara savaşlarıdır. Ve Mustafa Kemal'in Tarih sahnesine çıkışıdır.
Değerli arkadaşlar,  en az 18.Mart kadar, Gelibolu Yarımadası üzerindeki kara muharebelerinin başlangıcı 25.Nisan gününün de aynı coşku ve heyecanla yaşanması gerektiğini, özellikle de 23.Nisan Ulusal Egemenlik Bayramımızın bir yandan yapay "kutlu doğum haftası" diğer yandan  her 24.Nisanda tekrarlanan "ermeni hezeyanlarıyla" karartılmak istenmesine karşı, 25.Nisanda daha yoğun etkinlikler düzenlenmesi gerektiğini değerlendiriyorum. 
Aradan bir asır geçmesine rağmen değişen bir şey yok; Yine o zamanlardakine benzer uluslararası/küresel hesaplaşmalar sürecini yaşıyor, Emperyalizmin yeni kurgularına tanık oluyoruz. Emperyalizme direnişin görkemli örneği Çanakkale ruhuna büyük özlem ve gereksinim duyduğumuz bugünlerde tüm  Atatürkçü, çağdaş, aydın, yurtsever arkadaşları saygı ve sevgiyle selamlıyorum..æ
not. Ekte 2 yıl önce İzzet Baysal Üniversitesinde verdiğim 18.Mart konulu konferans yansılarını  gönderiyorum; (7 MB) ayrıca aşağıdaki linkten Gelibolu Yarımadasını geniş objektiften seyredebilirsiniz.
http://www.360tr.net/17_canakkale/gelibolu/
TARİHİN SEYRİNİ DEĞİŞTİREN GEMİ
Almanya'da inşa edilen ve 1912 de Nusret adı ile Osmanlı Donanmasında hizmete alınan 360 tonluk gemi Gemi 40 metre boyunda ve 7,5 metre enindedir. 40 Mayın taşıyabilen geminin azami hızı 15 mildir. (28 km/saat) 
NUSRET MAYIN GEMİSİ VE 26 MAYIN ÖYKÜSÜ
Çanakkale boğazında önceden boğazı kesecek şekilde dikine döşenmiş mayın hatlarının büyük kısmı düşmanın mayın arama-tarama gemileri tarafından tespit edilerek imha edilmişti. Düşman zırhlılarının hareketlerinin incelenmesi sonunda yeni bir yöntem kararlaştırıldı…  Bu sefer mayınlar boğazı kesecek şekilde değil de kıyıya paralel olarak dökülecekti; çünkü düşman zırhlıları boğaza guruplar halinde giriyor ve ikmal için geri dönen gurup, boğazın en geniş yeri olan Erenköy bölgesinde kıyıya dik manevra yapmak durumunda kalıyordu.
6 Mart 1915 gecesi  Çanakkale müstahkem mevki komutanı Yarbay İsmail Cevat Bey, mayın grup komutanı Nazmi Bey'e “çok önemli bir göreviniz var. Vatanın selameti bu görevin başarıyla yerine getirilmesine bağlıdır. Yarın akşam,  Nusrat'la son 26 mayını  Erenköy  Bölgesinde  kıyıya paralel olarak dökeceksiniz.”  Emrini verdi. Nazmi Bey, ertesi gün Nusret mayın gemisinin komutanlığı yapacak olan arkadaşı Tophaneli Yüzbaşı Hakkı'yı buldu.
Nusret'in Kaptanı 
Yüzbaşı İsmail hakkı Bey 
İki gün önce kalp krizi geçiren Yüzbaşı Hakkı Bey, Cevat Bey'in uyarısına rağmen, görevi üstlendi. 7 Mart'ı 8'e bağlayan gece yarısı Nusret demir alarak Çanakkale'den uzaklaştı. Deniz sakin, gece zifiri karanlıktı. Uzaklarda dolaşan düşman devriye gemileri projektörleri ile suyun yüzünü aydınlatmaktaydı. Nusret bütün ışıklarını söndürmüş, hatta kıvılcım atmasın diye ocaklarını bastırmış, maskeli ışıklar altında rota izleyerek, daha önce döşenen mayın hatları arasından  Erenköy bölgesindeki  hedefine doğru ilerliyordu. Son kontroller bittikten sonra ilk mayın platforma alınmış ve atış anı beklenmeye başlamıştı. Heyecan doruktaydı. Vatanın selameti için gerekli olan zafer kilidi, Nusret ‘in elindeydi. Onu mutlaka sessizce yerine bırakmalıydı.  
Sonunda Anadolu yakasındaki Akyarlara, yeni mayın hattının hazırlanacağı noktaya geldiler. Elde kalan son 26 mayını teker teker sessizce suya bırakmaya başladılar. Suya düşen her mayın belli bir sıra halinde kendisini asılı tutacak ağırlığın gerdiği teller üzerinde yer almaya başladı. Birkaç dakika sonra tüm mayınlar belirlenen rota doğrultusunda dökülmüştü. tehlikeli geri dönüş yolculuğu başlamıştı. Daha önce dökülen mayınlara çarpmadan ve düşman devriye gemilerine görünmeden Nusret yol alıyordu.
Bir an için Nusret'in çok yakınında bir karaltı ortaya çıktı. Düşman gemisi olmalıydı bu. Ara verdikleri projektörle taramaya yeniden başladıkları zaman Nusret‘i görecekler ve her şey bitecekti. Bütün personelden buz gibi terler boşanıyordu. Nihayet korktukları başlarına geldi ve düşman gemisinin projektörleri yandı.. Karanlığı yaran projektör ışığı az öteden, hızla, üzerlerine doğru, denizi tarayarak geliyordu. Işık huzmesinin içine girmelerine saniyeler kala, Türk kıyılarında yanan projektör bir mucize yarattı. Kıyıdaki projektör düşman projektörünü deniz üstünde yakaladı. Ortalığı sise yakın yoğun bir beyazlık kapladı. İki projektör arasındaki bu beklenmedik bu ışık kavgası Nusret'e yaşam umudunu geri verdi. İki projektör, birbirini köreltmek için olağanüstü bir mücadeleye girişmişlerdi.... Düşman projektör, kurtulmak için yoğun çaba harcıyor, bir türlü başaramıyordu. Nusret, bu ışık kavgası altında sessizce sıyrıldı, Çanakkale yönünde yol almaya başladı. Tehlike geçmiş, verilen görev büyük bir başarıyla yerine getirilmişti.
Nazmi Bey büyük bir sevinçle, Kaptan köşküne çıktı, kader arkadaşını tebrik etmek istedi. Ancak Kaptan Hakkı Bey yanıt veremedi; Nazmi Beyin kucağına yığıldı..Nusret mayın gemisinin kahraman kaptanının hasta kalbi bu ışık savaşındaki heyecan kasırgasına dayanamamış ve durmuştu.
***
Bu olaydan on gün sonra itilaf kuvvetleri donanması saldırıya geçmişti. Savaş tam istediği şekilde, kontrollu olarak devam etmekteydi ki, birden ikmal için geri dönen gemilerde büyük patlamalar meydana gelmişti. Bunların nedeni, 7–8 Mart gecesinde dökülmüş ve bundan sonrada gerek düşman pilotlarının fark edemediği gerekse 17–18 Mart gecesi mayın  arama gemilerinin yaptığı mayın kontrolunda bulunamayan Nusret'in mayınlarıydı.  
Düşmanın yüzen kaleleri birer birer batmaya başlamıştı. Önce Bouvet 639 kişilik mürettebatı ile denizin derinliklerine gömüldü. Bu andan itibaren her şey ters gitmeye başlamıştı. Bouvet'in battığı yerin yakınında manevra yapmakta olan Inflexible bir mayına çarpıştığını rapor etti ve çok tehlikeli bir şekilde yan yatmaya başladı. Üç dakika sonrada Irresistable'nda yana yatmakta olduğu ve sancak tarafından mayına çarptığını bildiren yeşil flamanın sancak seren cundasında dalgalandığı görüldü. mürettebatı kurtarılan gemi boğazın sularına gömüldü. İtilaf Devletleri üç büyük savaş gemisini (Irresistable, Ocean, Bouvet) kaybetmiş, üç tanesi de (Inflexible, Golois, Souffren) ağır yaralanmış şekilde eldeki gücünün üçte birini yitirmişti. Nusret'in yapmış olduğu bu görev Tarihin akışını değiştirdi.
***
İtilaf donanması 18 Mart günündeki yenilginin tüm faturasını, son keşfini yapıp   “mayın yoktur” raporunu veren  pilota  çıkardılar ve bu pilotu kurşuna dizerek idam ettiler.

17 Mart 2014 Pazartesi

Kırım’ı kaybedeli 240 yıl oldu, ancak Kırım Türkiye’nin gündeminden hiç düşmedi.

Osmanlı devleti Kırım'ı kaybedeli 240 yıl oldu
Kırım’ı kaybedeli 240 yıl oldu, ancak Kırım Türkiye’nin gündeminden hiç düşmedi.
Kırım Özerk Cumhuriyeti, (Kırım Tatarcası: Qırım Muhtar Cumhuriyeti; Ukraynaca: Автономна Республіка Крим, Avtonomna Respublika Krym; Rusça: Автономная Республика Крым, Avtonomnaya Respublika Krym) Karadeniz'ın kuzeyinde bulunan Kırım yarımadası üzerine kurulu Ukrayna'ya bağlı özerk devlet.[2][3][4] Kırım Parlamentosu 6 Mart 2014 tarihinde Rusya'ya katılma kararı almıştır.[5] 16 Mart'ta referanduma sunulacak olan bu karar onaylanırsa Kırım Rusya'ya bağlı özerk bir devlet olacaktır.[6]
Kırım'da referandum sona erdi. Sandık çıkış anketlerine göre halkın yüzde 93'ü Rusya'yla birleşmeye evet dedi.
Kırım’ı kaybedeli 240 yıl oldu, ancak Kırım Türkiye’nin gündeminden hiç düşmedi.
1475’te Osmanlı hâkimiyetine giren Kırım 300 yıl sonra 1774’te kaybedilmişti. Osmanlı yönetimi Kırım gibi bir Müslüman toprağının kaybedilmesini hiçbir zaman kabul etmedi. Kırım’ı geri almak için Ruslar’la defalarca savaşa girdi. Ama hepsini kaybetti. Aradan asırlar geçmesine rağmen Ukrayna’daki karışıklık dolayısıyla Kırım tekrar gündemde.
Kırım’ın kaybı
1768’de Rusya’yla Osmanlı Devleti uzun sürecek bir savaşa girdi. Osmanlı yönetimi, 1736-1739 savaşında Kırım’ın Rus işgaline uğraması sebebiyle Kırım’ı, Tatarlar’ın tek başlarına savunamayacağını gördüğünden burada bir seraskerlik oluşturmuştu. Ruslar’ın Kırım’a gireceği Or Kapı adlı geçit, buranın müdafaası açısından son derece önemliydi. Bu savaşta Kırım seraskeri olarak görevlendirilen Silahdar İbrahim Paşa’nın, Or Kapı’nın müdafaası için harekete geçmesi, Tatarlar tarafından geciktirildi, Osmanlı ordusu yoldayken de Or Kapı’daki kalede bulunan Tatarlar bu önemli geçit noktasını Ruslar’a teslim ettiler. Buradan rahatlıkla geçen Rus kuvvetleri Kırım’ı kısa zamanda işgal edip, Osmanlı ordusu komutanı İbrahim Paşa’yı da esir alarak, Petersburg’a götürdüler.
Ruslar, Kırımlılar ile çeşitli müzakereler yapmışlar, yayınladıkları bildirilerle de onlara, Kırım’a doğru ilerleyen Rus kuvvetlerine karşı gelmedikleri takdirde bağımsızlıklarını vereceklerini vadetmişlerdi.
Küçük Kaynarca Antlaşması
1768-1774 savaşı esnasında zaman zaman barış görüşmelerine teşebbüs edildiyse de bir netice alınamamıştı. 1774’te ölen Üçüncü Mustafa’nın yerine tahta çıkan Birinci Abdülhamid, bir şeyler yapmak istediyse de cephelerde mağlubiyetler devam etti. Büyük askeri başarılarına rağmen Ruslar da kendi iç meselelerinden dolayı barış istiyorlardı. İki devlet arasında 21 Temmuz 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’nın en ağır maddesi Kırım’ın bağımsız bir statüye sokulmasıydı. Osmanlı padişahının halife olarak Tatarlar’ın dini lideri olmasının dışında Kırım’la bir bağı kalmamıştı. Bu durum gelecekteki bir Rus işgalinin de habercisiydi.
Aynalıkavak Tenkihnâmesi
1777’de Şahin Giray’ın Çariçe İkinci Katerina’nın desteğiyle han olmasından itibaren Kırım, Rusya’yla iyice yakınlaştı. Kendisine karşı çıkan isyanla baş edemeyen Şahin Giray, hanlığı Ocak 1778’de Selim Giray’a devretti. Aslında bu Osmanlı Devleti’nin de desteklediği ve başarıya ulaşan bir darbeydi ama Ruslar’ın desteklediği Şahin Giray hanlık davasından vazgeçmedi. Şahin Giray, kısa bir süre sonra Rus askerinin desteğiyle, ikinci defa han oldu.
Yeni bir Osmanlı-Rus savaşı çıkmak üzereyken Fransızlar’ın araya girmesiyle 21 Mart 1779’da Aynalı-kavak Tenkihnâmesi imzalandı. Bu antlaşmayla Kırım bağımsız bir devlet olacaktı. Ruslar da Kırım’daki askerlerini çekeceklerdi. Osmanlı yönetimi de Şahin Giray’ın hanlığını tanıyacaktı.
Kırım’ın işgali
Şa­hin Gi­ra­y’­ın ikin­ci han­lı­ğı,ço­ğu kan­lı bir şe­kil­de bas­tı­rı­lan is­yan­la­ra rağ­men beş se­ne sür­dü. 1782’de Ha­lim Gi­ray li­der­li­ğin­de baş­la­tı­lan is­yan ise bek­le­nen­den da­ha faz­la des­tek bul­du ve Şa­hin Gi­ray, an­cak Rus­la­r’­a sı­ğı­na­rak ca­nı­nı kur­ta­ra­bil­di. Fa­kat Ge­ne­ral Po­tem­kin ko­mu­ta­sın­da­ki Rus or­du­su­nun des­te­ğiy­le 1782 ya­zın­da üçün­cü de­fa Kı­rım han­lı­ğı­na ge­ti­ril­di. An­cak üçün­cü han­lı­ğı dö­ne­min­de Şa­hin Gi­ray, Rus Ge­ne­ral Po­tem­ki­n’­in kuk­la­sıy­dı. Po­tem­kin, bir yo­lu­nu bu­lup Kı­rı­m’­ı doğ­ru­dan Rus­ya top­rak­la­rı­na kat­mak is­ti­yor­du. Bu­nun için ya­rı­ma­da­da as­ke­rî yı­ğı­nak­lar ya­pı­yor­du, an­cak ulus­la­ra­ra­sı den­ge­ler uy­gun ol­ma­dı­ğın­dan bu is­te­ği­ni ye­ri­ne ge­ti­re­mi­yor­du. Ni­ha­yet 1783 Ni­sa­n’ı­n­da ya­yın­la­nan bir be­yan­nâ­me, Po­tem­ki­n’­in ha­yal­le­ri­nin ge­rek­çe ol­ma­sı­nın ka­pı­sı­nı ara­la­dı. Ça­ri­çe Ka­te­ri­na adı­na ya­yın­la­nan be­yan­nâ­me­de Kı­rı­m’­ın fii­len iş­gal edil­me­si­nin ge­rek­çe­le­ri sı­ra­la­nı­yor­du. Po­tem­kin bü­yük bir mem­nu­ni­yet­le tek­rar Rus or­du­su­nun ba­şı­na geç­ti ve kı­sa bir sü­re­de Kı­rı­m’­ı fii­len iş­gal et­ti. Bu iş­gal­le bir­lik­te kuk­la han Şa­hin Gi­ray han­lı­ğın­dan, Kı­rım ise bir da­ha el­de ede­me­ye­ce­ği ba­ğım­sız­lı­ğın­dan ol­du.
Yeni bir savaş göze alınmadı
Os­man­lı yö­ne­ti­mi Kı­rı­m’­da­ki bu du­ru­mu ka­bul­len­mek is­te­me­miş, an­cak ye­ni bir sa­va­şı da gö­ze ala­ma­mış­tı. Os­man­lı Dev­le­ti, 1784’te im­za­la­nan ve Kı­rım se­ne­di de­ni­len üç mad­de­lik ant­laş­may­la ya­rı­ma­da­da­ki Rus hâ­ki­mi­ye­ti­ni ta­nı­dı fa­kat Kı­rı­m’­ın tek­rar ge­ri alın­ma­sı hep bir ide­al ola­rak ya­şa­tıl­dı.
Kırım’ı kurtarın
Bi­rin­ci Ab­dül­ha­mid dö­ne­min­de Kı­rı­m’­ı ge­ri al­mak için hep fır­sat kol­lan­dı. Halk Kı­rı­m’­ın kur­ta­rıl­ma­sı­nı is­ti­yor­du. Avus­tur­ya ile Rus­ya ise Os­man­lı top­rak­la­rı­nı pay­laş­mak için it­ti­fak yap­mış­lar­dı. So­nun­da 1787-1792 yıl­la­rı ara­sın­da Os­man­lı­lar ile Avus­tur­ya ve Rus­ya arasın­da beş yıl sü­re­cek bir sa­vaş çık­tı. Avus­tur­ya cep­he­sin­de düş­man dur­du­rul­du. An­cak Rus or­du­la­rı Os­man­lı bir­lik­le­ri­ni ar­ka ar­ka­ya mağ­lup et­ti.
Üçün­cü Se­lim
Sa­vaş de­vam eder­ken 1789’da tah­ta Üçün­cü Se­lim çık­tı. Genç pa­di­şah, tah­ta çık­tı­ğı ilk gün­ler­den iti­ba­ren sa­va­şı sür­dür­me­de­ki ka­rar­lı­lı­ğı­nı gös­ter­di. İs­tan­bu­l’­da taht de­ği­şik­li­ği­nin kar­ga­şa­sı ya­şa­nır­ken Rus ve Avus­tur­ya or­du­la­rı cep­he­de­ki ko­num­la­rı­nı güç­len­dir­di­ler. 1790’da Avus­tur­ya hü­küm­da­rı İkin­ci Jo­se­f’­in ölü­mü ve ye­ri­ne İkin­ci Leo­pol­d’­ün geç­me­si sa­va­şın gi­di­şa­tı­nı ta­ma­men de­ğiş­tir­di. Ye­ni im­pa­ra­tor, Os­man­lı dev­le­ti ile 1791’de Ziş­to­vi Ant­laş­ma­sı­’nı im­za­la­ya­rak sa­vaş­tan çe­kil­di. Avus­tur­ya­’nın sa­vaş­tan çe­kil­me­si­ne rağ­men Rus bir­lik­le­ri önem­li ba­şa­rı­lar ka­zan­ma­ya de­vam et­ti. Or­du ve halk sa­va­şa de­vam edil­me­me­si ta­raf­ta­rı olun­ca, Üçün­cü Se­lim sulh gö­rüş­me­le­ri­ne baş­la­dı. 10 Ocak 1792’de Ya­ş’­ta ak­de­di­len Os­man­lı-Rus ba­rış an­laş­ma­sı­na gö­re, Rus­lar iş­gal et­tik­le­ri ba­zı top­rak­la­rı bı­rak­mış­lar an­cak Os­man­lı yö­ne­ti­mi de Rus­la­r’­ın Kı­rım ve Gür­cis­ta­n’­da­ki hâ­ki­mi­yet­le­ri­ni ta­nı­mak zo­run­da kal­mış­tı.
Kırım’ın fethi
Kırım Hanlığı’nda, kurucusu Hacı Giray’ın 1466’daki ölümünden sonra oğulları arasında taht mücadeleleri başlamıştı. Şirin Beyi Eminek, Cenevizliler’e karşı Osmanlılar’dan yardım istedi. Bu fırsatı değerlendiren Fatih, 1475’te Gedik Ahmed Paşa komutasındaki bir donanmayı Kırım’a gönderdi. Cenevizliler’in elindeki Kefe ve Kırım’ın sahil kesimi ele geçirildi.
Kırım Tatarları
Kırım Tatarları, Osmanlı Devleti’nin en önemli güçlerindendi. Özellikle Akıncılar’ın ortadan kalkmasından sonra bu boşluğu Kırım Hanlığı’nın kuvvetleri doldurdular. Kuzey seferlerinde ve 1683’ten sonraki Viyana bozgun yıllarında önemli roller oynadılar.
ERHAN AFYONCU - BUGÜN GAZETESİ

10 Mart 2014 Pazartesi

Memur Maaşı 2 Ayda 115,86 TL Eridi.

Memur Maaşı 2 Ayda 115,86 TL Eridi.
ZEKERİYA TÜMER
Türkiye Kamu-Sen Araştırma Merkezi’nin yaptığı araştırmaya göre memur maaşları 2 ayda 115,86 Tl. Erimiş.
Zavallı Emeklilerin aldıkları üç kuruş emekli aylıkları daha da fazla erimiştir.
Seçim propagandalarında AKP Partisinin TV.larda yayınlanan seçim yatırımı reklamlarında, icraatları sergilenmekte. Bunlar ne? Yol, tünel, metro, havaalanı yatırımları. Elbette bunlar da güzel yatırımlar. Ancak, fabrikalar yapılsaydı, işsizlik önlenseydi, dolar yükselmeseydi, elma, armut gibi tarım ürünleri ithal edilmeseydi de biz ihraç etseydik.
Emeklilerimizin maaşlarına zamlar yapılsaydı da, ölmeden bir oh diyebilselerdi. 
Daha iyi olmaz mıydı?
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Memur Maaşı 2 Ayda 115,86 TL Eridi.
Türkiye Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi’nin yaptığı 2014 Şubat ayına ait asgari geçim endeksi sonuçları açıklandı.
Türkiye Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi’nin yaptığı 2014 Şubat ayına ait asgari geçim endeksi sonuçları açıklandı.
Şubat ayı enflasyonunun %0,43 olarak açıklanmasının ardından 2014 yılının ilk iki ayında toplam enflasyon şimdiden %2,42’ye ulaştı. Buna bağlı olarak dört kişilik ailenin insan onuruna yaraşır bir biçimde yaşayabilmesi için gerekli olan en düşük miktarı ifade eden“Asgari Geçim Haddi”, 3 bin 818 lira 19 kuruşa yükseldi.
Araştırmaya göre Şubat 2013’te 3 bin 540 lira 12 kuruş olan “Asgari Geçim Haddinin” son bir yılda 278,07 TL arttığı ortaya çıktı.
Yapılan araştırmada bir memurun 657 sayılı Kanuna uygun bir şekilde görevini sürdürmesi ve sosyal hayattaki yerini alabilmesi için gerekli olan en düşük tutar olan“Yoksulluk Sınırı”, 1.894 lira 89 kuruş olarak belirlendi.
Bir kişinin sosyal yaşam içerisinde hayatını sürdürebilmesi için gerekli en düşük miktar olan “Açlık Sınırı” ise Ocak ayına göre %0,13 artarak 1.460 lira 43 kuruş oldu.
“Ailenin Aylık Ortalama Gıda Harcaması” 911,37 TL; “Kira Tutarı” ise 587,98 TL olarak hesaplandı. Bir ailenin yalnızca gıda ve barınma harcamaları toplamı 2014 yılı Şubat ayında 1.499,35 Lira olarak tahmin edildi. Buna göre bir memur, Şubat ayında ortalama maaşının %69,44’ünü yalnızca gıda ve barınma harcamalarına ayırmak zorunda kaldı.
Ortalama ücretle geçinen bir memur, gıda ve kira için 1.499 TL ödedikten sonra maaşından arta kalan 659,75 TL ile ailesinin ulaşım, sağlık, eğitim, haberleşme, giyim gibi diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştı. 
Asgari Geçim Araştırması sonuçlarını değerlendiren Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk: “Artan siyasi gerginlikler ve ekonomide yaşanan istikrarsız durum karşısında Türk Lirası değer kaybetmeye devam etmekte ve en büyük sıkıntıyı yine vatandaş çekmektedir. Enflasyon karşısında günden güne eriyen maaşlara bir de Türk Lirasının değer kaybetmesi eklenmiş, buna bağlı olarak ortaya çıkan hayat pahalılığı nedeniyle vatandaşın sırtındaki yük daha da artmıştır.
Seçim meydanlarında İktidar tarafından dillendirilen dünyanın 17. büyük ekonomisi olduğumuz iddiaları, vatandaşın hayatına neden olumlu olarak yansımamaktadır? Zenginin malına mal katan ekonomi politikaları ve yandaş kayırma girişimleri vatandaşın sırtına zam olarak yüklenmektedir. İktidarın övündüğü büyüme yalnızca belli bir kesimin çocukları için söz konusu olurken, dar ve sabit gelirli vatandaşın alım gücünü azaltan etkiler yaratmaktan öteye gitmemiştir. İğneden ipliğe zamların yaşandığı ve günden güne ağırlaşan bir ekonomik hayat söz konusudur. Ancak bu ağır ekonomik şartları sırtlanmak zorunda kalan memurlarımızın maaşlarında bir yıl boyunca hiçbir artış olmayacaktır. 2014 yılı için memura verilen 123 TL daha yılın ilk iki ayında 115 Lira 86 kuruş erimiştir. Memurun elindeki 123 TL’den geriye cebinde harca harcaya bitiremeyeceği 7 TL 14 kuruşu kalmıştır.
Toplu Sözleşme sürecinde hiç düşünmeden, hükümetin teklifinden bile daha düşük olan 123 TL’lik zammın altına imza atanların eğer zerre kadar vicdanları varsa vicdan azabından uykuları kaçmalıdır.” dedi. 

7 Mart 2014 Cuma

Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı ve Demokratlar Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Mehmet Özdemir Kıbrıs’ta yaşanan son olayları değerlendirdi:

Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı ve Demokratlar Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Mehmet Özdemir Kıbrıs’ta yaşanan son olayları değerlendirdi:
“Kıbrıs’taki güvencemiz Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’dur”
            Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Özdemir Kıbrıs’ta (KKTC) yaşanan son gelişmelerle ilgili olarak yaptığı açıklamada: “ Kıbrıs’taki güvencemiz Cumhurbaşkanı  Derviş Eroğlu’dur” dedi.
            Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Özdemir, yaptığı yazılı açıklamada şu görüşlere yer verdi:
            TÜRKİYE'DE MAHALLİ SEÇİMLER VE KASET KAVGALARI!...
            “ Türkiye’de Mahalli Seçimler ve  kaset kavgaları ile göz gözü görmez bir kargaşa yaşanırken KKTC’de ilginç gelişmeler olmaktadır. Kıbrıs sorununa kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm getirmek için geçtiğimiz ay ortalarında Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin altına imzalarını koydukları ortak metnin ara bölgede Birleşmiş Milletler (BM) Misyon Şefi Lisa M. Buttenheim tarafından okunmasından sonra bir ‘iyi niyet dalgası’ yayılmıştır. Özellikle Türk ve Rum müzakerecilerin çapraz görüşmeleri (Türk müzakerecilerin Atina’yı, Rum müzakerecilerin Ankara’yı ziyareti) memnuniyetle karşılanmıştır.
“Nihai hedefleri Türkleri, Rumların tebaası ve ikinci sınıf vatandaş yapmaktır.”
            Rum Lider Nikos Anastasiadis, geçmişteki Rum devlet başkanlarından biraz farklı gibi gözükmektedir. Rumlar, şimdiye kadarki müzakerelerde kendilerini sürekli olarak, adanın ve mevcut tanınmış devletin sahibi görmüşlerdir.
            Ada’nın tümüne sahip ve egemen olmadıkça da Türklerle herhangi bir anlaşmaya yanaşmamışlardır. Hep bir bahane bulup, masadan kalkmayı ve Türkleri de oyunbozanlıkla suçlamayı adet haline getirmişlerdir.
            ALDIKLARI TAVİZLERİ "BÜYÜK KAZANÇ" OLARAK GÖRÜYORLAR!..
            Bu müzakerelerden elde ettikleri en büyük kazanç; aldıkları tavizleri ‘kazanılmış hak olarak’ görmüşlerdir. Her yeni müzakereye de o noktadan başlamışlardır. Nihai hedefleri de Türkleri, Rumların tebaası ve ikinci sınıf vatandaş yapmaktır.
            Rum Lider Nikos Anastasiadis, ekonomik olarak iflas ve bataklığın dibinden kurtulmanın tek çaresi olarak, tek yönlü olarak ilan ettikleri münhasır ekonomik bölgelerinin içinde yer alan petrol ve doğalgazdan yararlanmayı görmektedir.
            Rumlara kalsa, bu kaynaktan Türk’lere bir cent bile vermezler.
            Ancak anlaşılan birileri; Anastasiadis’ın kulağına, adaya barışı getirerek federasyon, konfederasyon veya bizim tercihimiz iki ayrı devlet gibi bir çözümün bulunmaması durumunda, doğalgazın ve petrolün çıkarılamayacağı gerçeğini fısıldamıştır. Hatta bu işin gerçekleşmesi gerektiğini, İsrail’in de beklentileri açısından şart olduğunu hatırlatmıştır.
“Kıbrıs’ta her şey güllük gülistanlık değildir”
            Ancak Kıbrıs’ta her şey güllük gülistanlık değildir. Kıbrıs’lı Rumların şöven milliyetçiliğinin akılla ilişkisi hiçbir zaman olmamıştır. Papadopulos liderliğindeki ‘Megalo İdea’, panhelenizm taraftarı DİKO partisi hükümetteki 4 bakanını çekmiştir.
            Geri kalan 7 bakan da Rum lidere yeni bir kabine revizyonu fırsatı  vermek için istifa etmişlerdir. Böylece görüşmeler ilk meyvesini Anastasiadis hükümetinin yıkılmasıyla vermiştir. Bu istifalar Rum liderin Amerika ve AB nezdinde elini güçlendirecektir.
            Rum tarafı bu istifa olayını dünyaya ve bize karşı bir taktik olarak kullanacaktır. ‘Beni daha fazla zorlamayın, hükümetim de istifa etti. Türklere taviz veremem. Sonuçta bu varacağımız anlaşma halkın onayına gidecek. Halkta ne kadar tepki olduğunu görüyorsunuz’ diye baskılara karşı duracaktır.
            Bu bir oyundur ve egemen güçler yine Rumlara karşı uygulayamadıkları baskı silahını, her zamanki gibi Türklere doğrultacaktır. Hele dışarıda itibarını gün be gün kaybeden bir Türkiye ve durdurulamaz akıbetini önlemeye çalışan bir Başbakan varken…
            MİLLİYETÇİLİĞİNDEN EMİN OLDUĞUMUZ LİDER, EROĞLU...
            Bu durumda iş, milliyetçiliğinden emin olduğumuz KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’na kalmaktadır. Kendisini bu oyunda bilgi ve tecrübesiyle en önemli güvence olarak görmekteyiz.” (DP Basın Merkezi – Ankara, 05 Mart 2014)