Atatürk 14 Kasım 1918’de İngiliz Daily Mail gazetesi yazarı Ward
Price ile İstanbul Pera Palas’ta görüşmüştür. Lord
Kinross, “Atatürk” adlı kitabında bu görüşmeyi şöyle
anlatmaktadır: “Mustafa Kemal… Pera Palas otelinin müdürüyle haber
göndererek gazeteciyi kahve içmeye çağırdı. Ward Price de Genelkurmayın
istihbarat servisindeki albaya danıştıktan sonra çağrıyı kabul etti. Mustafa
Kemal onu üniformasıyla değil de, sırtında jaketatay ve başında fesle
karşıladı. Ward Price, Mustafa Kemal’i yakışıklı ve erkek tipli buldu. Elini
kolunu oynatmadan, sakin ve ölçülü bir sesle konuşuyordu.” İddiaya göre
Atatürk bu görüşmede Price’e, “Bu böyle olmaz vatanı baştan başa
değiştirmek lazım, yenileştirmek lazım” demiştir.
Ward Price’ı Daily Mail Gazetesine Verdiği Demeç (1918)
Ward Price, 1918 yılında Daily Mail gazetesine verdiği demeçte
İstanbul’da Atatürk’le görüştüğünü anlatmış, ancak Atatürk’ün o görüşmede
kendisine İngiliz valisi olmak isteğini söylediğinden falan söz etmemiştir.
Price’nin Cumhuriyet Gazetesi’ne Verdiği Demeç (1939)
Price, 1939 yılında İstanbul’a gelmiş ve Cumhuriyet gazetesine bir
demeç vermiştir. Price demecinde, 1918’de Atatürk’le yaptığı görüşmeyi
kastederek, “O zamanlar doğrusu bu laflara pek dikkat etmemiştim.
Mesleğimin her zaman hatırlayacağım büyük hatası, bu emsalsiz dehayı o zaman
keşfedememiş olmamdır” demiştir. Hepsi bu! Price yine 1918’deki o
görüşmede Atatürk’ün kendisine İngiliz valisi olmak istediğini söylediğinden
söz etmemiştir.
Price’nın “Ekstra-special Correspondant” Adlı Kitabındaki İddiası (1957)
Ancak aynı Price, bu demeçten (1939’daki) tam 18 yıl sonra 1957
yılında “Ekstra-special Correspondant” yani “Çok Özel
Gazeteci” adlı bir kitap yazmış ve kitabında Atatürk’’ün 1918’deki
görüşmede kendisine, “Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek
olurlarsa, İngiltere yönetiminde bulunan tecrübeli Türk valileriyle çalışmak
gereğini duyacaklardır. Böyle bir yetki çerçevesinde hizmetlerimi sunabileceğim
uygun bir yerin mevcut olup olamayacağını bilmek isterim” dediğini iddia
etmiştir.
Price, bu görüşme sırasında Albay Refet Bele’nin de orada
olduğunu belirtmiştir. Price, ayrıca Atatürk’ün böyle bir göreve istekli
olduğunu, kendisinin bu öneriyi İngiliz askeri istihbaratından Albay
Hoywood’a bildirdiğini, ancak İngilizlerin bu öneriye o sırada fazla önem
vermediğini ileri sürmüştür.
Akıl Oyunları
Price’ın, “Mustafa Kemal İngiliz valisi olmak istiyordu!” iddiasını
“doğru” kabul etmeden önce sorgulayalım. Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı GÖREVLİ
tarihçiler sadece Atatürk’ün lehine durumları sorgulamaya alışıktırlar, onlar
Atatürk aleyhine durumları “peşinen doğru” kabul etmeye alışıktırlar! Bu
nedenle bu konuyu sorgulamaya gerek duymazlar. Adı üstünde GÖREBLİ olunca böyle
oluyor tabi! Her neyse! 1918 öncesinin ve sonrasının koşullarını ve Mustafa
Kemal’in çalışmalarını dikkate alarak inceleyelim iddiayı:
1. Görüşmenin Zamanı: (14 Kasım 1918): Atatürk, daha bir gün önce 13
Kasım’da (İstanbul’un fiilen işgal edildiği gün) İstanbul’a gelmiş ve ayağının
tozuyla Pera Palas Oteli’ne yerleşmiştir. Pera Palas Oteli’ne yerleşmesinin
temel amacı, işgalci İngiliz ve Fransız subaylarının ve gazetecilerinin de daha
çok Pera Palas’ı tercih etmeleridir. Atatürk üniformalarını çıkarıp sivil
giysilerini giyerek gizli, açık İngiliz ve Fransız yetkililerin amaçlarını,
planlarını öğrenmek istemektedir. Bir askeri ve strateji dehası olan Atatürk,
her zaman öncelikle düşmanını tanımayı ilke edinmiştir. Daha bir gün önce
İstanbul’a gelen Atatürk’ün, daha ne olup bittiğini tam olarak anlamadan apar
topar İngiliz gazetecisine, “Ben Anadolu’da İngiliz valisi olmak istiyorum!”
demesi pek de mümkün değildir. Atatürk Anadolu’ya geçmeden önce İstanbul’da
Osmanlı Hükümeti çevrelerinde siyasi yollara başvurmayı düşünmektedir. İşgal
İstanbul’da aralarında padişahın da olduğuyetkililerle, devlet adamlarıyla
ve silah arkadaşlarıyla görüşmeler yapmayı düşünmektedir. Nitekim 14
Kasım1918-16 Mayıs 1919 arasındaki altı ay boyunca İstanbul’da kalan Atatürk,
bütün bu kişilerle çok sayıda gizli, açık görüşme yapmış, Kurtuluş Savaşı’nın
bütün alt yapısını İstanbul’da hazırlamıştır. (Bkz. Sinan Meydan, Parola
Nuh-Atatürk’ün Gizli Kurtuluş Planları, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2008.)
Kısaca demem o ki, Atatürk, İstanbul’a geleli daha bir gün
olmuştur ve daha İstanbul’daki siyasi havayı yeterince koklamamış, gerekli
görüşmeleri yapmamıştır. Durup dururken bir İngiliz gazeteciye “Beni
Anadolu’ya valiniz olarak atayın!” demesi çok anlamsızdır.
2. Price’nin Çelişkileri: İddia güvenilmezdir: çünkü Ward Price, 1918
yılında Daily Mail gazetesine ve 1939’da Cumhuriyet
gazetesineverdiği demeçlerde “Mustafa Kemal’in İngiliz valisi olmak
istediğinden” söz etmezken, 1957 yılında yayınlanan “Çok Özel
Gazeteci” adlı kitabında “Mustafa Kemal’in İngiliz valisi olmak
istediğini” iddia etmiştir. Eğer iddiası doğruysa neden 1918'de ve 1939'da
bu iddiayı dile getirmemiştir?
3. Refet Paşa İddiası: Price, Atatürk’le yaptığı görüşme sırasında Refet
Paşa’nın da orada olduğunu ileri sürmüştür, ancak 14 Kasım’da henüz Atatürk,
Refet Paşa ile görüşmemiştir. Price başka birini Refet Paşa ile karıştırmış da
olabilir tabi!
4. Bir Hafta Kadar Önce Atatürk İngilizlere Direnmekten Söz
Ediyordu: Atatürk, Price ile İstanbul’da görüşmesinden çok değil
daha bir hafta kadar önce (3-8 Kasım 1918’de) Adana’dan Sadrazam ve
Harbiye Bakanı Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği telgraflarda açıkça "İngiliz
karşıtlığını" ortaya koymuş, emrindeki orduya “İngilizlere ateşle
karşılık vermeyi emrettiğini” belirtmiştir:
İşte Price’nin iddiasını yerle bir eden, Atatürk’ün İngilizlere karşı
direnişe kararlı olduğunu gösteren o telgraflarından bazı bölümler:
“…İngilizlerin her dediğine boyun eğilecek olursa onların ihtiraslarının önüne
geçmeye imkân kalmayacaktır.”
“…İskenderun’a her ne sebep ve bahane ile asker çıkarmaya girişecek İngilizlere
ateşle engel olunmasını 7. Ordu’ya emrettim.”
“…İngilizlerin elde edeceği sonucu onlara kendi yardımımızla bahşetmek, tarihte
Osmanlılık için ve özellikle bugünkü hükümetimiz için kara bir sayfadır.”
“… İngilizlerin iğfalkar hareketlerini, İngilizlerden ziyade haklı görenlerle
işbirliği yapmaya yaradılışım müsait değildir.”
Bir hafta önce “İngilizlere ateşle karşılık vermekten” söz eden Atatürk’ün bir
hafta sonra “İngiliz valisi olmaktan söz etmesi” ne kadar
inandırıcıdır? Price, eğer o günlerde Atatürk’ün daha birkaç gün önce
Adana’dan Harbiye Bakanlığı’na gönderdiği “İngiliz karşıtı” bu telgrafları
bilseydi, bu gülünç dedikoduyu şüphesiz ki kitabına koymazdı, koyamazdı.
5. İlk Silahlı Direniş İskenderun Saldırısını Atatürk
Gerçekleştirmiştir: Mondros gereği İskenderun Körfezi ve çevresindeki
mayınlar 1918 Kasım ayı başından itibaren İngiliz-Fransız mayın tarama
gemilerince temizlenmeye başlanmıştır. Ancak İtilaf devletlerinin asıl
niyetinin bölgeyi işgal etmek olduğu birkaç gün içinde ortaya çıkmıştır. İtilaf
devletlerinin çok stratejik bir konumdaki İskenderun’u işgal etmek istedikleri
anlaşılmıştır. İtilaf devletleri 4 Kasım 1918’den itibaren İskenderun’u işgal
etmekten söz etmeye başlamışlardır. Ancak Atatürk, emrindeki 7. Ordu, 3.
Kolordu ve 41. Tümen Komutanlığı’na 5. Kasım 1918’de çektiği telgrafta
İskenderun Körfezi’nden çıkarma yapmaya kalkışacak İngiliz kuvvetlerine ateşle
karşılık verilmesini istemiştir. Atatürk’ün bu emri üzerine 41. Tümen
topçu birlikleriİskenderun Körfezi’ne bakan sırtlarda, körfeze girecek düşman
donanma ve çıkarma araçlarına ateş edecek biçimde mevzilenmişlerdir. Ayrıca 3.
Kolordu topçusuyla da güçlendirilmişlerdir. Atatürk, 6 Kasım 1918’de
Başkomutanlık Erkan-ı Haribiye Başkanlığı’na çektiği telgrafta çıkarma
teşebbüsü karşısında, ateşle karşılık vereceğini hem İngiliz kumandanlığına hem
de Sadrazam ve Başkumandan Erkan-ı Harbiye Reisi Ahmet İzzet Paşa’ya
bildirmiştir. Atatürk’ün bu kararlı tutumu karşısında İngilizler Osmanlı
hükümetini sıkıştırmaya başlamışlardır. Bazı kaynaklara göre, örneğin 7. Ordu
Harekat Şubesi’nde görev yapan subaylara göre İngiliz ve Fransız donanma ve
çıkarma birlikleri körfeze girdiklerinde 41. Tümen uyarı ateşi yapmıştır. Bazı
kaynaklara göre, örneğin, bir gün sonra, 7 Kasım 1918’de Atatürk tarafından
Ahmet İzzet Paşa’ya cevabi telgrafta İngilizler bir çıkarmaya
yeltenmediklerinden ateş edilmesine gerek kalmamıştır.Ancak belgeler dikkatle
incelendiğinde 6 Kasım 1918’de İskenderun Körfezi’ne girmeye çalışan
İngiliz-Fransız çıkarma birliklerine Türk topçusu tarafından ateşle karşılık
verildiği anlaşılmaktadır. Süleyman Hatipoğlu’nun, “Filistin
Cephesinden Adana’ya Mustafa Kemal Paşa” adlı kitabında da belirttiği
gibi, “7. Ordu Karargahı’nın hareket şubesinde o zaman genç bir subay
(yüzbaşı) olarak görev yapmış olan Muzaffer Ergüder’in Samet Kuşçu’ya
anlattıklarına ve not ettirdiklerine göre uyarı niteliğindeki topçu ateşi
yapılmıştır. 6 Kasım 1918 günü İskenderun Körfezi’ndeki bu ateş ve direniş
sonucunda düşman donanması körfezden uzaklaştırılmıştır. Mustafa Kemal Paşa,
kişisel dostlukları bulunan, saygı ve sevgi duyduğu Ahmet İzzet Paşa’yı daha
fazla kırmamak, gücendirmemek için ve amaca da vardığı için cevabi telgrafında
‘Ateş edilmesine hacet kalmamış ve buna göre birlik komutanlarına yeniden emir
verilmiştir’ diye bildirerek konuyu kapatmak istemişti.” Enver Behnan
Şapolyo, bu olayı “ilk kurşun sesi” olarak adlandırmıştır. Samet Kuşçu’nun
anlattıklarına bakılacak olursa Kurtuluş Savaşı’nın ilk silahlı direnişi
Atatürk’ün emri üzerine gerçekleştirilen 6 Kasım 1918’deki İskenderun Körfezi
saldırısıdır. “Kurtuluş Savaşımızın eşsiz mimarı, eşsiz komutan Mustafa
Kemal Paşa’nın emri ile gerçekleşen bu kutsal direniş ilk olandır. O tarihte
zaten anayurdun hiçbir köşesine henüz düşman ayağı değmemiş ve işgal
başlamamıştır. Milli direniş ve karşı koyma düşünce ve kararı, hiçbir bölgede
meydana gelmiş değildir. Milli direnme ve karşı koyma, herkesten ve her yerden
önce Mustafa Kemal Paşa’nın kafasında, yüreğinde ve ruhunda kıvılcım alıp
alevlenmiştir.” Daha sonra da 19 Aralık 1918’de Dörtyol
Karakese köyünde İtilaf devletlerine karşı ilk silahlı halk direniş
gerçekleşmiştir.
14 Kasım 1918’de İstanbul’da “Atatürk’ün İngiliz valisi olmak istediğini” ileri
sürenlerin, Atatürk’ün Yıldırım Orduları Komutanı olarak 1-10 Kasım arasında
Adana, Kilis ve İskenderun hattında yaptığı İLK DİRENİŞ HAZIRLIKLARINDAN (Adana
Mülakatı, Adana’da Şakir Paşa’daki Kırmızı Konakta yaptığı direniş toplantıları
ve Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği direniş telgrafları vs) haberi yoktur belli
ki! Kısaca demem o ki, 14 Kasım’da “Atatürk bana İngiliz valisi olmak
istediğini söyledi” diyen Price, Atatürk’ün çok değil sadece 8 gün
önce İskenderun’daki İngiliz donanmasına saldırı emri verdiğinden
habersizdir! (Ayrıntılar için bkz. Sinan Meydan, Parola Nuh-Atatürk’ün
Gizli Kurtuluş Planları, Sinan Meydan, Akl-ı Kemal-Atatürk’ün Akıllı
Projeleri, 1. Cilt).
6. Atatürk 21 Mayıs’ta İngilizlerin Teklifini Reddetmişti: Price’nin bu
iddiasını çürüten en somut olaylardan biri Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a
çıktığında yaşanmıştır. 21 Mayıs’ta Atatürk, Samsun’da güvenlik durumunu
görüşmek üzere İngiliz Güvenlik Yüzbaşısı L. H. Hurst ve iki
meslektaşıyla buluşmuştur. İngiliz subaylar Atatürk’e açıkça, Osmanlı
hükümetinin ülkeyi yönetemediğini bu nedenle en azından birkaç yıl için
yabancıların korumasına ve müdahalesine ihtiyaç olduğunu söylemişlerdi ve
Türkiye’nin İngiliz mandası altına girmesini teklif etmişlerdir.
Atatürk, “sorunların çözüleceğini” söyleyerek bu teklifi kesin bir tavırla
reddetmiştir. Soruyorum; Atatürk gerçekten İngiliz valisi olmak isteseydi,
İngilizlerin Samsun’da kendisine yaptıkları bu teklifi geri çevirir miydi?
7. Tarihçilerin Görüşleri: Yerli ve yabancı tarihçiler Price’nin bu
iddiasının gerçeği yansıtmadığı düşüncesindedirler. Prof. Sina Akşin,“Bu
olayı ciddiye almak çok zordur. Vatana ciddi hizmetlerde bulunmaya hazırlandığı
ve en az Harbiye Nezaret’i ne göz diktiği bir sırada Mustafa Kemal’in böyle
süfli bir teklifi, araya otel müdürünü ve bir gazeteciyi koyarak yapması,
inanılacak şeylerden değildir. Böyle bir görüşmenin yapıldığı kesinlikle
kanıtlansa bile, önerinin ciddi olarak yapılmadığına hükmetmek
gerekir” derken, Doğan Avcıoğlu ve Sadi Borak da
Atatürk’ün İngiliz karşıtlığına dikkat çekerek, bu iddianın inandırıcı
olmadığını belirtmişlerdir.Yabancı tarihçilerden Prof. Andrew Mango, Price’nın
iddiasını, “Yorum farkları ve unutkanlık olabileceği noktası göz ardı
edilmemelidir”diyerek sorgularken, Lord Kinross, bu görüşmenin nedenini,
Atatürk’ün dolaylı yoldan İngilizlerin ağzını arama isteğine
bağlamıştır. Grace Ellison’ın 1928’de yayınlanan “Turkey Tuday” adlı
eserinde, Sir Alexander T. Waugh’ın 1930 yılında yayınlanan “Turkey
Yesterday, Today and Tomorrow” adlı kitabında ve Prof. Bernard
Lewis’in 1961’de yayınlanan “The Emergence of Modern Turkey” adlı
çalışmasında gazeteci Ward Price’nın iddiasına yer vermemeleri, bu iddiayı
ciddiye almadıklarını göstermektedir. Ciddi tarihçiler, gazeteci Ward Price’nın
“iddiasını” doğrulamazken ve dikkate almazken ülkemizdeki “Vahdettinperest
İkinci Cumhuriyetçi liboşlar” ve “Atatürk paranoyasına yakalanmış yobazlar”,
Price’nın iddiasına dört elle sarılmışlardır. Bu iddiayı son olarak gazeteci
yazar Taha Akyol, “Ama Hangi Atatürk” adlı kitabında
ve Mustafa Armağan, “Kim Hain Kim Kahraman” adlı bir yazısında
gündeme getirerek, sözüm ona, “Mustafa Kemal’in de İngilizci olduğunu” kanıtlamaya
çalışmışlardır! Şimdi bu çevrelere, onları hayal kırıklığına uğratacak bir
gerçeği hatırlatalım:
8. İngiliz gazeteci Price’nin Sadram Tevfik Paşa ve Ali Rıza Bey ile
görüşmesi: İngiliz gazeteci Ward Price, İstanbul’da sadece Atatürk’le
görüşmemiş, aynı zamanda Osmanlı hükümeti temsilcileriyle ve dahası –sıkı
durun– Padişah Vahdettin’le de görüşmüştür. Price, 11 Kasım
1918’de Sadrazam Tevfik Paşa ile görüşmüş, Tevfik Paşa,
Price’e, “Amacımız İngiltere ile eski dostluğu canlandırmaktır” demiştir.
Price, 17 Kasım 1918’de de Ayan Meclisi Başkanı Ali Rıza Bey’le
görüşmüş, Ali Rıza Bey de kendisine, “İngiltere ile samimi bir ittifakı
arzu ederiz” demiştir.
9. İngiliz gazeteci Price’nin Padişah Vahdettin’le görüşmesi: Price, 24
Kasım 1918’de Padişah Vahdettin’le görüşmüş, Vahdettin, İngiliz
gazeteciye, “İngiliz milletine kuvvetli sevgi ve hayranlık duygularımı
babam Sultan Abdülmecit’ten miras aldım. Ermenilerin öldürülmeleri…. Kalbimi
yaralamıştır. Adalet çok geçmeden yerini bulacaktır… Şimdi bu sebepten memleketim
ile Büyük Britanya arasında öteden beri mevcut dostane münasebetleri yenileyip
kuvvetlendirmek için elimden geleni yapacağım… Diyebilirim ki Türk milleti
İngiltere’ye karşı aynı duygularla, hem de umumiyetle çok daha kuvvetle
duygulanmaktadır.” demiştir. Vahdettin’in Ward Price’e yaptığı bu
açıklamalar, 6 Aralık 1918’de Daily Mail gazetesinde yayımlanmıştır.
Atatürk’le yaptığı görüşmeden tam 40 yıl sonra yazdığı anılarında “Mustafa
Kemal İngiliz valisi olmak istemişti!” diyen Ward Price’ı çok seven “Vahdettinperestler”,
aynı Price’ın Vahdettin’in “İngiliz severliğini” olanca açıklığıyla ortaya
koyduğunu biliyorlar mıdır acaba? Yoksa biliyorlar da saklıyorlar mıdır,
nedir?...
Diyelim ki İddia Doğu!
Price’ın, “Mustafa Kemal İngiliz valisi olmak istiyordu!” iddiasını
“doğru” kabul edecek olursak da şöyle yorumlayabiliriz: İşgal İstanbul’unda
direniş planları yapan Atatürk, bütün vatanseverlerin İngilizler tarafından
tutuklanıp Malta’ya sürgün edildiği bir ortamda her şeyden
önce İngilizlerin hedefi olmaktan kurtulmak zorundaydı. Bir strateji
ve taktik dehası olan Atatürk, İngiliz baskısından kurtulmak için, “strateji
gereği” o süreçte İngilizlere karşı değilmiş gibi görünmek amacıyla Price’e
böyle bir öneri sunmuş olabilir. Nitekim o günlerde çıkarmaya başladığı Minber adlı
gazetede İngilizleri kızdıracak yayınlardan kaçınmıştır, hatta
"İngilizleri uyutucu" bir yayın çizgisi izlemiştir. Nitekim Atatürk
Kurtuluş Savaşı’nın başlarında da strateji gereği işbirlikçi padişah
Vahdettin’i kuşkulandırmamak için bir süre “Vahdettin’e yakınmış izlenmi”
vermiştir. Yine buna benzer şekilde içerdeki dışarıdaki Müslüman unsurların
Kurtuluş Savaşı’nı desteklemesini sağlamak için bir süre "HİLAFETİ
kurtarmak" için bu mücadeleyi verdiklerini söylemiştir. Başka ve çok daha
güçlü bir olasılık da şudur: İlerleyen günlerde ulusal direnişi örgütlemek için
bir şekilde İstanbul’dan Anadolu’ya geçmeye çalışan Atatürk, “İngiliz valisi”
olarak kolayca Anadolu’ya geçmeyi düşünmüş olabilir. İstanbul’dan
Anadolu’ya geçmek için “İngiliz vizesine” ihtiyaç duyulan bir ortamda zeki ve
taktikçi Atatürk’ün böyle bir plan yapmış olması muhtemeldir. Sadi
Borak’ın dediği gibi, “Bir görevle Anadolu’ya geçerek orada ulusal
direnişi körüklemek kararında ve azminde olan taktisyen Mustafa Kemal’in bu yola
da başvurmasını doğal karşılamak gerekir.” Prof. Andrew Mango da aynı
kanıdadır: “…Mustafa Kemal… Belki de İngilizlerin desteğiyle askeri bir
yönetici olarak Anadolu’ya dönüp Ermenilere ve Yunanlılara toprak verilmesini
önlemek için çalışmayı düşünmüştür. Türklerin çoğu için de en acil tehlike
buydu.”
Diyelim ki Price Doğru Söylüyor Ne Değişir: İngiliz İşbirlikçisi Vahdettin ve
Damat Ferit Aklanır mı?
Diyelim ki gerçekten de Atatürk, 14 Kasım 1918’de Pera Palas’ta İngiliz
gazeteci Price, “Anadolu’da İngiliz valisi olmak istediğini”söyledi? Ne
değişir? Çünkü sonraki zaman diliminde Atatürk İngiliz valisi falan değil
İngilizlerin kabusu olmuştur. Doğan Avcıoğlu’nun dediği gibi,
“Kurtuluş
Savaşı aslında bir Türk İngiliz Savaşıdır” Atatürk, W. Price'ye
"İngiliz valisi olmak istediğini" söylemiş olsa ne değişir? Atatürk’ün
Kurtuluş Savaşı’nda İngiliz destekli Yunan ordusunu yendiği gerçeği mi değişir?
Yoksa İngiliz işbirlikçisi Damat Ferit ve Padişah Vahdettin’in İngilizlerle
birlikte Kurtuluş Savaşı’nı bitirmek, Atatürk’ü ve milliyetçileri yok etmek
istedikleri, bunun için fetvalar yayınlatıp, bu fetvaları İngiliz uçaklarıyla
Anadolu semalarına attırdıkları, Hilafet Ordusu adında bir ihanet
ordusu kurup bu orduyu İngiliz silahlarıyla teçhizatlandırıp Atatürk’ün ve
milliyetçilerin üzerine gönderdikleri, Mustafa Sagir adlı İngiliz
casusunun Atatürk’ü öldürmek için Ankara’ya kadar gittiği gerçeği
mi, İngiliz casusu Noel’in Kürtleri Atatürk’e karşı kışkırtmak için
yaptığı çalışmalar mı, yoksa
İngiliz gizli servisi MI6’nın
Atatürk’ü yok etmek için yaptığı çalışmalar mı, işgalci İngilizlerin
Anadolu’daki direnişçilere KEMALİST deyip, bu vatansever KEMALİSTLERİ
halkın gözleri önünde kurşuna dizdiği gerçeği mi, yoksa İngilizler İstanbul’u
işgal edince İstanbul’daki milletvekillerini ve vatanseverleri Malta’ya sürgün
edince Atatürk’ün de Anadolu’daki işgalci İngiliz subaylarını esir
aldığı gerçeği mi değişir? Ne değişir?
İngilizlerin kartpostal haline getirdikleri bu kartın
arkasında, İngilizce, "İzmit'te bir Kemalist Türk'ün idamı" yazıldır.
Atatürk’ün, Yarbay Özdemir Bey’e Musul’u Misak-ı Milliye kazandırması için
verdiği emirler, Özdemir Bey’in milisleriyle 31 Ağustos’ta Irak civarında
İngiliz ordusuna karşı kazandığı DERBENT ZAFERİ gerçeği mi değişir?
Ne değişir? Kurtuluş Savaşı sırasında İngilizlerle işbirliği içinde her türlü
ihaneti yapan Padişah Vahdettin’in savaş sonunda Atatürk zafer kazanınca
İngilizlerle yaptığı HİLAFET ANLAŞMASI gereği(Vahdettin Halifeliği
İngilizlere satmıştır. Bunun karşılığında İngiliz korumasında İngiliz etkisinde
bir HALİFE olmayı kabul ederek İngilizlere sığınmıştır. Kaçarken hazineyi
soymamansın nedeni de budur. Nasıl olsa İngilizlerin kendisine krallar gibi
bakacaklarını düşünmüştür. Ama bu oyunu Atatürk bozmuştur. Atatürk, Vahdettin'in
"Hilafet hırkasını" alıp Abdülmecit Efendi’ye giydirince çırılçıplak
kalan Vahdettin’i İngilizler yarı yolda bırakmış, o da yurt dışında sefalet
içinde ölmüştür: İhanetin sonu işte!) yurt dışına kaçtığı gerçeği mi
değişir? İngilizlerin Şeyh Sait İsyanı’ndaki kışkırtıcılıkları gerçeği mi
değişir? Ne değişir ey GÖREVLİ TARİHÇİ ne?
Aslında bu tür "saçma-salak" iddiaların, bir kere daha Atatürk'ün
büyüklüğünü gözler önüne sermemize fırsat verdiği için yararlı olduğu bile
söylenebilir! Düşünsenize, bugün Atatürk karşıtlarının sahte
kahramanları Vahdettin'le ilgili bizim arşivlerimizde ve İngiliz
arşivlerinde yüzbinlerce İHANET BELGESİ varken, Vahdettin, Kurtuluş
Savaşı boyunca İngilizlere ciltler dolduracak söz ve vaatte bulunmuş, hatta ülkesini
15 yıllığına İngiltere'ye kayıtsız koşulsuz teslim edip Kurtuluş Savaşı'nın
ardından İngilizlere sığınıp yurt dışına kaçmışken, Atatürk, bir İngiliz
gazeteciye "şunu demiş, bunu demiş" diye bin dereden su getirerek
Atatürk'ü suçlamaya çalışmak zorunda kalıyor yalancı tarihçiler. Ne
diyebilirim. Büyüksün Atam!