Şair-Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şair-Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2015 Çarşamba

BAŞKANLIK, BAŞBAKANLIK ve MİLLET VEKİLLİKLERİ İÇİN TEKLİF; Araştırmacı, Eğitimci, Şair-Yazar, Abdullah Çağrı ELGÜN

BAŞKANLIK, BAŞBAKANLIK ve VEKİLLİKLER İÇİN TEKLİF
                 Abdullah Çağrı ELGÜN
NASIL SEÇMELİLER?
Vatandaş kukla değil!..
Bu sistemde, her seçim bölgesi,  şehirlere(il)  bir kişi gönderecek. Köyler, kasabalar, ilçe’ye; ilçeler de ayrı ayrı kendi arasında, bu gönderilenler içinden ilçe halkı, sonra parti üyeleri, en son da delegelerin teveccühünü alarak seçilmiş, tek aday olarak kalmış, birinci olmuş kişiyi ile gönderecekler… Bu seçme, seçilme süresi köy, kasaba ve ilçeler için  “On gün”lük süre ile sınırlı olacak. Son gün oylama yapılıp sonucuyla birlikte şahıs ilçeye gönderilecek.
Bu on günlük sürede köyde, kasabada, kürsülerinde konuşarak halkı ikna eden, kendini ispat eden, halk, ihtiyar heyeti, muhtarlar tarafından oylanarak, sınanarak, denenerek, köy odaları, kasaba evleri, halk meydanlarında ve veya bire bir görüşme ve kendilerini tanıtma ve ispatlama yolu ile seçilerek, ilçeye gönderilmiş kişiler, aynı şeyi ilçe kürsüsünde de yapacak, ilçe meclislerinde, belediye salonlarında, halk kürsülerinde ve bire bir halk içine inerek, kendini göstermek ve ispatlamak maksadıyla konuşacaktır. Kendini ve yapacakları projeleri anlatarak kendini ispat edecek. İlçe halkı tarafından oylanacak, sonra bütün partili üyelerin, tamamının üyelerinin oyları ile seçilecek, sonra da tüm partilerinin toplam delegelerinin tamamı tarafından oylandıktan sonra, en yüksek oyu alan tek kişi şehre gönderilecek…
Şehre, her ilçeden seçilerek gelmiş bu kişiler(ne kadar ilçe varsa o kadar seçilmiş kişi), ildekiler ile de yarışacak. İldeki tanıtım ve seçilme süresi de on gün olacak… Bu seçilmiş kişiler, bizzat devlet eliyle ve imkanlarıyla,  özellikleri, yetenekleri, bugüne kadar yaptıkları, deney ve tecrübeleri, birikimleri ile ilgili olarak, basın, yayın ve yerel televizyonlarında tanıtılabilmesi için fırsatlar sunulacak…  Yerel televizyon ve ilin önemli televizyonlarda kendilerini anlatacak, yeteneklerini ve kabiliyetlerini ispata çalışacak, fikrini, projelerini, kendini anlatması ve tanıtabilmeleri için  yarım saatlik zaman dilimleri ayrılacaktır…
Sonra bu kişiler için, il içindeki halkın oyuna baş vurulacak.. Sonra bütün partilerin üyeleri sonra da delegeleri, bu adayları parti ayırımı yapmaksızın oylayacaklar… Bu adaylara kendi partileri oy verebileceği gibi kendi partilerinden olmayan üyeler, delegeler da dahil oy verebileceklerdir. TC numarasına göre oy kullanacak seçmen internet kanalıyla tek bir kişi için oy kullanabilecektir.  İlde de kendini ispatlamış, seçilen başarılı bulunan il kapasitesine göre kaç(o il kaç milletvekili çıkaracak ise o kadar) kişi olacak ise bu kadar kişi, nüfus oranı nipelinde yarı yarıya veya yarıdan bir iki eksik bir fazla olarak ilçelerden seçilerek gelenler arasından mecburi olmak üzere belirlenmiş, oy almış olduğu sıraya bakılarak, birinci, ikinci, üçüncü… onuncu…vb.  gibi Hangi partiden ve hangi kişi olursa olsun kazanan ilgili partinin hem de halkın vekili olacak.
Böyle seçilmiş kişiler hem parti başkanının sultası ve otoriterliği bitecek hem de gerçek, tarafsız ve objektif bir seçim ile hak eden kişiler, halk tarafından seçilmiş olacaklardır. Seçilenler, hangi partinin vekili ve ne kadar olursa olsun, aynı şekilde Millet Vekili  olarak seçilip Ankara’ya gönderilecek .
Hem her partinin katılımı, hem halkın oylayıp, eleyerek, deneyerek, bir çok seçim aşamasından geçirerek  yetenek, bilgi, beceri, deneyim, temsil kabiliyeti açısından, kendini ve meselelerini anlatma başarısı bakımlarından da seçmiş olduğu vekilleri, hem de ülkemizin medarı iftiharları ülkemizin kalkınmasında bizleri yönetmekte söz sahibi olabilecek cevherleri seçerek millete ve devlete büyük hizmetleri sağlamış olacağız.. 
Vatandaş kukla değil!..
İlle de partilerin dayattığı, hiç de layık olmayacak, olamayacak kişileri: yakın, eş dost ve akrabaları Belediye Başkanlıklarına, Millet Vekilliklerine, Başbakanlığa ve Cumhurbaşkanlığına taşımak, insanlığa ihanet değil midir?
Seçilerek Meclise gelenler arasında da aynı kural işleyecek. Şöyle ki:
Meclise, çeşitli illerden bir çok aşamadan geçerek, elenerek  seçilmiş ve Meclise gelmiş millet vekilleri de basında yayında bir saatlik bir konuşma ile Meclis içindeki seçilmiş meslektaşlarına, kendi arkadaşlarına kendilerini tanıtacaklar… Bu süre beş gün olacak. Destek yine devlet eliyle ve TRT ekranlarında veya başka reyting yapan kanallarda da olabilir. Bu süre sonunda basından, televizyonlardan bütün Türkiye, seçilmiş bu vekiller hakkında da bilgi, sahibi olacaklardır.
Türkiye çapında,  katılanların elektronik internetten yapacakları oylamalar ile meclis içindeki vekillerin oylamaları sonunda, seçilecek ilk birinci olmuş kişi Başbakan, isteniyorsa hatta Başkan(şayet Başbakanlık kaldırılacak ise), diğerleri de almış oldukları oy sıralamasıyla Başbakan Yardımcıları, kaç kişi olacaksa o kadar, veya Başkan Yardımcısı olarak görev alacaklardır. Böylece hem bütün partilerin de katılımı ve iktidara ortaklığı da sağlanmış olacak, rekabet artacak, ilk altı ayda, bir yılda görevlerini yerine getiremeyenlerin yerine kendilerinden sonra en yüksek oyu almış olanlar göreve gelecek, veya yeniden meclis içindeki milletvekili ve partilerin elektronik oylamaları ile yeni bakanlar atanacaktır.Kaza, ölüm …vb. gibi durumlarda yerleri boşalanların yerine yine eski oylamaya bakarak, veya yeniden Meclis içindeki Vekillerin oyları ile en yüksek oy alanlar ve veya Meclis içinden seçim ve tüm delegelerin oyları ile göreve getirilecektir… Hem parti başkanları hem de vekiller, her dört yılda bir kez seçilebilme haklarına sahip olacak, üçüncü kez başkanlık veya vekillik söz konusu olmayacaktır.
Böylece hiçbir Başkan, Başbakan, Bakanlar kimsenin tahakkümü olmadan, objektif olarak ve kimseye gebe kalmadan, diyet ödemeden, rahat rahat görevini huzur içinde ve kanunlar çerçevesinde gönül huzuru içinde, göğsünü gere gere yapma rahtlığı ve özgürlüğü içinde olacaktır.  
Vatandaş kukla değil!..
İlle de partilerin dayattığı, hiç de layık olmayacak, olamayacak kişileri: yakın, eş dost ve akrabaları Şefliğe, Müdürlüğe, Daire Başkanlıklarına, Genel Müdürlüklere, Müsteşarlıklara, Belediye Başkanlıklarına, Millet Vekilliklerine, Başbakanlığa ve Cumhurbaşkanlığına taşımak, insanlığa ihanet değil midir?  
Yasama,Yürütme ve yargı da kendi içindeki dinamiklerden, Hakim, Savcı, Bunların Başkanları aynı yöntemlerle seçecektir. Böylece yargıda siyasilerin eli olmayacak, adalet sistemi de kimsenin tekelinde olmadan kendi dinamikleri ve kuralları içinden en iyileri başa getirilerek adil bir şekilde gerçekleşecektir.
Rektör, dekan da üniversite içindeki dinamiklerden yani öğretim görevlileri ve orada görev yapan personellerin de oyları ile diğer seçilenlerde olduğu gibi dört yıllık dilimlerde seçilecektir. Okul Müdürü ve Müdür Yardımcıları da kendi içindeki dinamiklerden kendi okulda çalışan öğretmen Kurulu, toplam öğretmen ve çalışan personelleri tarafından seçilip sistem kendi kendine işleyecek. Dışarıdan hükümet ataması, torpille adam getirme, devri kapatılacaktır. Diğer daire Müdürleri, Daire Başkanı, Genel Müdür, Müsteşarlar dahil, belli kıstaslara dayanılarak üstte bahsettiğim kıstaslar çerçevesinde seçildiğinde adaletsizlik de ortadan kalkacaktır. Yani bunlarda:
Devlete alınan her memur, kendi branşı, yeteneği ve almış olduğu eğitimin gerektirdiği işte çalıştırılacak. Biyoloji mezunu Biyolog olmak için Maliye Bakanlığından kadro beklemeyecek. Mezun olduğu okulundan almış olduğu diploma gereği tabii olarak “Biyolog”dur. Tıptan mezun olan “Doktor”dur. Eğitim Fakültesinin Edebiyat Fakültesinin “Edebiyat” bölümünden mezun olan da “Edebiyat Öğretmeni”dir. Bunun için devlete girdiğinde özelde çalıştığında durum değişmez… Biyolog, Doktor, Edebiyat Öğretmeni, Kimya Öğretmeni veya Kimyager’in kadrosu ve ismi bulunduğu yere göre değişmez. Değiştirilemez… Eş durumu tayinleri belge karşılığında bekletilmeksizin gün içinde tayinleri, bayanın veya erkeğin iş yerine (nasıl isteniyor ise öylece) yapılacak, kimsenin tavassutuna, torpiline, müsaade edilmeyecek ve diğer tayin ve atamalar da kıstaslar hiyerarşik sisteme tabi olacaktır.
Vatandaş kukla değil!..
İlle de partilerin dayattığı, hiç de layık olmayacak, olamayacak kişileri: yakın, eş dost ve akrabaları Şefliğe, Müdürlüğe, Daire Başkanlıklarına, Genel Müdürlüklere, Müştesarlıklara, Belediye Başkanlıklarına, Millet Vekilliklerine, Başbakanlığa ve Cumhurbaşkanlığına taşımak, insanlığa ihanet değil midir?
Devlete giren her memur:
Askeride bulunan sistem gibi bir sistem ile memurluğa başlamalı ve ilk beş yıl sonra her memur, yapılacak bir sınavla veya sınavsız başarı ve hizmet süresi itibarı ile  şef, Müdür, Daire Başkanı, Genel Müdür, Müsteşar olmalı… Üniversitedeki Rektörlük seçimi gibi Müsteşar dahil Yüzlerce müsteşar, genel müdür, daire başkanı ve müdür içinden görevlendirmeler yapılarak “Aktif Şef, Müdür, Daire Başkanı, Genel Müdür Yardımcısı, Genel Müdür, Müsteşar Yardımcısı ve Müsteşarlar kurum tarafından kimsenin müdahalesi olmadan kendi sistemi içinden ve yüzlerce müdür, daire başkanı, genel müdür ve müsteşarlar arasından görev başına gelmelidir… Millet Vekilleri, Başbakan, Bakanların bu konuda tavassut, müdahale ve yetkileri asla olmama ve sistem kendi dinamikleri içinde TARAFSIZ ve OBJEKTİF kurallar içinde işlemelidir. 
Konu ile ilgili makalemizde detaylı olarak açıklanmıştır:
Vatandaş kukla değil!..
İlle de partilerin dayattığı, hiç de layık olmayacak, olamayacak kişileri: yakın, eş dost ve akrabaları Şefliğe, Müdürlüğe, Daire Başkanlıklarına, Genel Müdürlüklere, Müsteşarlıklara, Belediye Başkanlıklarına, Millet Vekilliklerine, Başbakanlığa ve Cumhurbaşkanlığına taşımak, insanlığa ihanet değil midir? (Ankara,Cuma,20 Kasım 2015)
(http://abdullahcagrielgun4.blogspot.com.tr/2015/03/milli-egitim-bakanina-ve-bakanlara-acik.html)
***
KAYNAKLAR 
www.youtube.com/com/user/cagrielgun
www.facebook.com/cagrielgun 
hikayeler.net/yazarlar/10118/-cagri-elgun    
www.antoloji.com/turkiye-m-m37-siiri   
http://abdullahcagrielgun.blogspot.com
http://tr-tr.facebook.com/;
http://cagrielgun.blogspot.com/ ;
http://gruplar.antoloji.com/turk-dili-ve-edebiyati-sevgisi/mesaj-868821083/;
http://www.hikayeler.net/yazarlar/10118/abdullah-cagri-elgun/yazilar-1/;
http://hikayeler.net/uye-yonetim/istatistikler/yazilar.asp
https://picasaweb.google.com/home 

21 Mayıs 2015 Perşembe

"GENÇLERDEN MESAJ VAR" !.. Arzu KÖK; Eğitimci, Şair-Yazar

GENÇLERDEN MESAJ VAR
Arzu KÖK; Eğitimci, Şair-Yazar
Bizler bu ülkede doğmuş, bu ülkenin okullarında okumuş, 16-30 yıldır bu topraklarda yaşayan, şiddetle hiçbir alakası olmayan, genç Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak ülkenin son durumundan fena halde rahatsızız.
'Gençler geleceğimiz' edebiyatının dibine vurulmuştur. Bu nedenle de geleceği belirsiz gençlerin yaşadığı bu topraklarda rahatsızlığımızı devletin pek de takmayacağını öğrenmiş olacak kadar da yetişkiniz.
Yine de cumhuriyetin gençlere emanet edildiğinin en çok söylendiği 19 Mayıs günü, bu emanetin üzerimize yüklediği sorumluluğun gereğini yerine getirmek adına; sorunun bu hale gelmesinde sorumluluğu en az olan, elleri en temiz olan biz gençler; ortak geleceğimizin karartılmasından duyduğumuz rahatsızlığı bütün ülkeyle paylaşıp tarihe not düşmek istiyoruz.
Bizler bundan yıllar önce cumhuriyeti emanet alan gençlerin yaptıkları yanlışların faturasını ödüyoruz. Zira gerektiği gibi sahip çıkmamışlardır cumhuriyete. Yıllardır bağıra çağıra gelen her türlü tehdide dur deme azmini gösterememişlerdir.
Sorunların çözümü için, daha az demokrasi ve özgürlük, daha çok korku ve güvensizlik vaat eden uygulamalar içine girilmiş yıllarca insanımız birbirine kırdırılmıştır. 'Baba'dan kalma usullerden vazgeçmeyen bu kafayla gidilirse, sorun çözülmeyeceği gibi toplumsal gerilim de artacak.
Eğitim var mı yok mu belli değil. Oysa ki eğitim bir ulusun gelişmesinin olmazsa olmazıdır. Ancak uygulanan politikalarla eğitim neredeyse durma noktasına getirilmiştir. Hatta özelleştirilmesi yönünde büyük çalışmalar yapılmıştır. Eğer eğitim ciddi anlamda düzeltilmezse bu ülkenin sonu felaket olacaktır.
Sağlık hizmetleri yine özelleştirme kapsamına alınmıştır. Halkın olmazsa olmazları birer birer elden çıkarılmaktadır. Buna dur denilmelidir.
Ülke toprakları parsellenerek satılmaktadır. Yıllar önce savaşarak topraklarımızın tek bir santimetresini dahi alamayanlar bugün dönümler alabilmektedirler. Yer altı ve üstü kaynaklarımızın dış sermayelerimizin emrine verilmiştir. Zenginliklerimizin kıymeti bilinmeli ve bunlar doğru kullanılarak tüm dış borçlarımız kapatılmalı ve dış güçlere bağımlılığımız ortadan kaldırılmalıdır.
Hukuk düzenimiz yerle bir edilmiştir. Hükümetlerin işlerine gelmeyen bir durum olduğunda hukukçularımız hedef gösterilmiş ve gözü dönmüş taraftarları tarafından canlarına kastedilmiştir. Hukuk sistemimizin yeniden düzeltilmesi gerekmektedir.
Bugün sorunların çözümü doğrultusunda hiçbirimizin önüne bir gelecek ufku sunmayan mevcut tüm siyasetler ve söylemler iflas etmiştir. Bugün barıştan, kardeşlikten, demokrasiden yana cesur ve samimi yeni bir söz söylemek gerekir. En az bizim kadar bu iflasın farkında olan sorumluluk sahipleri tarihi sorumluluklarının gereğini yerine getirmelidir.
Çünkü bu coğrafyada kimsenin sorumsuzca hareket etmeye hakkı yoktur.
Yoksa bu ateş hepimizi yakar. “Bu gök deniz nerede var nerede bu dağlar taşlar!” İstikbalde dahi bizi tüm değerlerimizden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici herkes bilsin ki;  çözümsüzlükten siyasi medet umanlara, ekilen düşmanlık tohumlarına aramızdaki muhabbeti kurban etmeye artık hiç niyetimiz yok!
Küresel adaletsizliğe, savaşlara, demokrasimizin çıtasını yükseltmeye, hukukun üstünlüğünü sağlamaya, her alanda eşitsizlikleri gidermeye, refah ve gülen yüzler artırmaya çalışılmalıdır.
Korkma!
Bu sorunlar çözülecek, bu coğrafyada özgür, mutlu ve başı dik yaşamanın bir yolunu mutlaka bulacağız. Güzel günler göreceğiz, güneşli günler!
Korkma!
Hesabı sorulmamış hiçbir cinayet, hiçbir hukuksuzluk kalmayacak, kimse hukukun üstünde olmayacak kimse hukuksuzluğun altında ezilmeyecek; Şemdinli'de de, Ankara'da da! Ve artık korkma ve kimseyi de bununla korkutma; ülke bölünmez, rejim de yıkılmaz!
Demokrasi, barış, refah, huzur hepimizin hakkıdır!
Muhtaç olduğumuz kudret de damarlarımızdaki kanda saklıdır.
Ne mutlu cesaretle bunu söyleyebilenlere!
Haykırabilenlere!....
Atam, emanetine şimdiye kadar gerektiği gibi bakılamamış, ama biz bugünün gençliği olarak bu emanetin en büyük koruyucuları ve savunucuları olacağız.
Söz veriyoruz.
Arzu Kök
***
GENÇLERİ ELEŞTİRMEK
Birkaç orta yaşlı insan bir araya geldi mi başlıyorlar gençleri eleştirmeye. Gençleri eleştirmeye ne kadar çok meraklılar değil mi?
Neler söylenmiyor ki?
”Gençler okumuyor, okusa da ciddi şeyler okumuyor, ciddi şeyler okusa da anlamıyor... İşleri güçleri bilgisayar başında oturmak, televizyon izlemek, internette chat yapmak, telefonda sürekli arkadaşlarıyla konuşmak. Hem de boş konuşmak… Politikayla ilgilenmiyorlar. Ne dünya sorunları, ne de ülke sorunları konusunda bilgileri yok... Derin ve sürekli ilişki kuramıyorlar, hep geçici ve yüzeysel ilişkiler kuruyorlar, çoğu da maddi çıkara dayanan türden ilişkiler.”
Bu eleştirilerde haklılık payı var mıdır? Varsa bu durumun tek sorumluları bu gençler midir? Şöyle bir durup düşünmek gerekmez mi? Günümüzde gençler ile ana babaları arasındaki farkın, şimdiye kadar hiçbir kuşakta görülmedik kadar derin ve sarsıcı olduğunu görmeliyiz
ilk önce. Türkiye'de oldukça güçlü bir orta sınıfın oluşmasıyla birlikte toplumun yaşam biçimi de değişti. Otomobili olan, yazları tatile giden, çocuklarını özel okullara gönderen, eve bilgisayar ve internet hizmeti alabilen, bütün aile fertlerinin cep telefonu taşıdığı, eski kuşaklara göre daha liberal ilişkilerin olduğu aileler var oldu. Böylesine köklü şekilde değişen bir aile yapısının yeni kuşaklar üzerinde derin farklılıklar yaratması kadar doğal bir sonuç yoktur.
İkinci bir neden de, teknolojide meydana gelen değişikliklerdir.
Günlük yaşamımızı büyük bir şekilde değiştiren cep telefonu ve internet o kadar çok yaygınlaştı ki. Tabii bir de buna uydu yayınlarını da ekleyebiliriz. Sınıf yapısında meydana gelen değişikliklerle beraber ortaya çıkan bu teknolojik yenilikler, yalnız yaşam kalitemizi etkilemekle kalmadı, aynı zamanda hayat anlayışımızı, dünyayı algılayışımızı, beklentilerimizi de değiştirdi.
Böylelikle de doğal olarak bir önceki kuşaktan çok farklı yeni bir insan modeli oluştu. 'Gençler okumuyor!' deniyor. Evet bir anlamda doğrudur. Zira, görsel kültür günümüzde o kadar çok ağır basıyor ki nedeni budur diye düşünüyorum. Yine önemli olan fark daha vardır ki, gençlerin bilgiye ulaşma kanallarının değişmiş olması. Birkaç dakikada internet sayesinde istedikleri bilgiye ulaşma olanaklarına sahipler artık.! Evet tüm bunlar disiplinli okumanın vereceği sistematik düşünme yeteneğini geliştirmelerinde onları zorlayacaktır ama yazıktır
ki bunun da kolay ve hazır bir çözümü halihazırda bulunmuş değildir.
Gençlerin 'maddiyatçı', 'bireyci' olduğu, politikayla, ülke ve dünya sorunlarıyla pek ilgilenmedikleri eleştirisine gelince... 12 Eylül'ün ve aşırı liberal politikaların bir mirası değil midir bu sonuç?
Üniversite örencilerinin siyasal partilere üye olmasını bile yasaklamadı mı bir ara? Aileler 'Aman yavrum, politika tehlikelidir, etliye sütlüye karışma' diye yetiştirmedi mi çocuklarını? 'Köşeyi dönmek' bir ideal olarak sunulmadı mı? Ne bekliyorduk ki? Aslında bir önceki kuşağın yarattığı tüm olumsuzluklara rağmen az bir kesim bile olsalar gençlerin nasıl olup da hâlâ politikayla ilgilendiklerine şaşmalı aslında. Onlar yepyeni bir dünyanın çocukları. Hem onları yetiştiren kuşak sizlersiniz. Bu nedenle çok da eleştirmeye hakkınız yok. Ya da kim bilir, belki de biraz da kıskandığınız için mi eleştiriliyorsunuz onları bu kadar? Ne dersiniz?
Arzu Kök
***
Gençler Neden Mutsuz Acaba?
Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı bir araştırmaya göre dünyanın en kızgın ve mutsuz gençleri Türkiye’de yaşıyormuş… Bunu biz söyleseydik ‘Bunu da nerden çıkardın, gençlerimiz çok mutlu’ diye sorarlardı adama. Ama şimdi bunu söyleyen Dünya Sağlık Örgütü.
Acaba neden mutsuz gençlerimiz veya bizler ve onlar bunun böyle olduğunu neden düşünüyor acaba? İşte size çoktan seçmeli bir sorunun şıkları;
a) Gençlerimizi mutsuz ve kırgın kılan her gün duydukları ölüm haberleri mi?
b) Hemen yanı başımızda, Suriye’de, patlak veren savaş mı?
c) Dinin siyasette ve toplumun her alanında giderek çok daha etkin olmasının gençlerde yarattığı, ‘hayat tarzı tercihlerimiz ellerimizden alınıyor’ duygusu mu?
d) Gelir adaletsizliği mi?
e) Yoksa hepsi birden mi?
Sürekli söylenen şey “ülke ekonomisi çok büyüdü.” Doğrudur belki. Ama birileri zenginleşirken diğer tarafta yoksulluğun derinleştiği bir ekonomide bırakın gençleri kim mutlu olabilir ki? Ekonomi büyüyor ama genç işsiz oranı çok yüksek seviyelerde geziyor. Neredeyse her beş gençten biri işsiz bu ülkede. İş bulabilenlerde asgari ücret ya da belki az biraz üstünde bir maaşa köle gibi çalıştırılıyor. Üstelik bir de iş bulabilenlerin kayıt dışı çalıştırılması durumu da söz konusu. Milyonlarca genç artık iş bulma ümidini kesmiş ve artık iş bile aramıyor. Böylesi bir durumda nasıl mutlu olabilir bir genç?
Türkiye OECD ülkeleri arasında en çok yoksula sahip ülke olarak gösteriliyorsa, OECD ülkeleri arasında bebek ölümleri konusunda ilk sıraları kimselere kaptırmıyorsa, eğitim olanaklarına ulaşım ve kabul edilebilir yaşam standartları açısında Birleşmiş Milletler
sıralamasının üçüncü liginde yer alıyorsa yaşadığınız ülke nasıl bakabilirsiniz ki geleceğe umutla?
Türkiye İstatistik Kurumu’nun bir ev içerisinde yaşayanların tüketim harcamaları ve istihdam verileri incelendiğinde; her 100 evde 375 kişinin yaşadığı ve her eve ortalama 4 kişi düştüğü görülüyor. Evde çalışan kişi sayısı yine bu araştırmaya göre 100 evde 108 kişi olarak
gösteriliyor, yani her evde bir kişi çalışıyor. Şimdi bu durumda hem ucuza çalışmak zorunda kalacak, hem de kendisinden başka üç kişinin daha yükünü omuzlamak zorunda kalacak bir genç nasıl mutlu olabilir ki?
Eskiden eğitim düzeyi artıkça işsizlik oranının düşerdi ülkemizde. Bu nedenle gençler üniversiteye girmek için çabalar, üniversiteleri ‘işe açılan kapı’ olarak görürlerdi. Oysa son verilere bakıldığında işsizlikte meydana gelen azalmanın büyük kısmı düşük niteliklerden
kaynaklanmakta. Yani artık üniversite eğitimi almış olmak adeta işe yaramaz olmuş. İş-Kur’a şoför, ütücü, çaycı, bekçi, boyacı olarak çalışmak üzere o kadar çok üniversite mezunları, yüksek lisans mezunları başvurusu var ki şaşar kalırsınız baktığınızda. Nasıl olsa üniversite eğitimi bir işe yaramaz gözüyle bakmaya başlayan gençler olunca bu ülkede üniversite kontenjanları boş kalmaya mahkum olacaktır tabii ki. Ne yapsın bu gençlik?
Dünya Bankası’nın uyarıyor: “Türkiye’de yüzde 18 olan gençler arasındaki işsizlik, dünya ortalaması olan yüzde 12’nin çok üstünde.
Genç nüfusundaki işsizlik oranının akıl ve beden sağlığını tehdit ediyor, şiddet ve suçu artırıyor.” Ama kimin umurunda bunlar?
Gerçekten de ülkemizde sinirler çok gergin, eller daima tetikte.
Karısını dövenler mi dersiniz, öldürüp bırakanlar mı, adliye önlerinde kendi adaletlerini arayanlar mı dersiniz, trafikte yol kavgası yüzünden birbirini vuranları mı? En basit görünen gündelik tartışmalar bile alevlenip büyük kavgalara dönüşebiliyor. Bunları görmek için bu
raporlara gerek var mı sorarım şimdi herkese? Tanık olmuyor muyuz her geçen gün bunlara? Eeee şimdi nasıl mutlu olsun bu gençler?
Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmasına göre gelecek kaygısıyla mutsuzluğun arasında güçlü bir ilişki varmış. Gelecek beklentisi düştüğü ölçüde mutluluk oranının da o kadar düştüğünü söylüyorlar. Peki dünyanın 10 büyük ekonomisi içerisinde gösterilen ekonomisi ve bölgesinde “büyük devlet” olma yolunda ilerleyen Türkiye’nin gençlerine verdiği umut ne kadar? Koca bir hiç, yazık ki.
Arzu Kök