21 Nisan 2020 Salı

KÜRESEL AÇIDAN CORONADAN SONRAKİ GELİŞMELER.



KÜRESEL AÇIDAN CORONADAN SONRAKİ GELİŞMELER.
Oktay Kemal ÖZDEMİR •
Modern Çağın Ambarı

ÜLKELER AÇISINDAN ACİL DURUMLARIN DOĞASI
İnsanlık şimdi küresel bir krizle karşı karşıya. Belki de neslimizin en büyük krizi. İnsanların ve hükümetlerin önümüzdeki birkaç hafta içinde alacağı kararlar muhtemelen gelecek yıllar için dünyayı şekillendirecek.
Sadece sağlık sistemlerimizi değil ekonomimizi, politikamızı ve kültürümüzü de şekillendirecekler.
Eylemlerimizin uzun vadeli sonuçlarını da dikkate almalıyız.
Alternatifler arasında seçim yaparken, kendimize sadece acil tehdidin nasıl üstesinden geleceğini değil, aynı zamanda fırtına geçtikten sonra nasıl bir dünya yaşayacağımızı da sormalıyız.
Evet, fırtına geçecek, insanlık hayatta kalacak, çoğumuz hala hayatta olacağız, ama farklı bir dünyada yaşayacağız.
Oktay Kemal Özdemir.
Birçok kısa vadeli acil durum önlemleri hayatın bir parçası haline gelecektir. Acil durumların doğası budur. Tarihsel süreçleri ileriye taşırlar.
Normal zamanlarda yıllar süren müzakerelerin sonunda alınabilecek kararlar birkaç saat içinde alınır.
Olgunlaşmamış ve hatta tehlikeli teknolojiler devreye giriyor, çünkü hiçbir şey yapmama riskleri daha büyük.
Bütün ülkeler büyük ölçekli sosyal deneylerde kobay olarak hizmet vermektedir. Herkes evden çalışıp sadece uzaktan iletişim kurduğunda ne olur?
Tüm okullar ve üniversiteler çevrim içi olduğunda ne olur?
Normal zamanlarda hükümetler, işletmeler ve eğitim kurulları bu tür deneyleri yapmayı asla kabul etmezler.
Ama bunlar normal zamanlar değil!
Bu kriz zamanında, iki önemli seçimle karşı karşıyayız.
Birincisi totaliter gözetim ile vatandaşın güçlendirilmesi…
İkincisi milliyetçi tecrit ile küresel dayanışma…
İnsanların akıllı telefonlarını yakından izleyerek, yüz milyonlarca yüz tanıyan kamerayı kullanarak ve insanları vücut sıcaklıklarını ve tıbbi durumlarını kontrol etmeye ve raporlamaya zorlayarak, Çin yetkilileri sadece şüpheli korona virüs taşıyıcılarını hızlı bir şekilde tanımlamakla kalmaz, aynı zamanda hareketlerini ve temasa geçtikleri kişileri belirliyor.
Bir dizi mobil uygulama, vatandaşları enfekte hastalara yakınlıkları konusunda uyarır. Son yıllarda hem hükümetler hem de şirketler insanları izlemek, izlemek ve manipüle etmek için her zamankinden daha gelişmiş teknolojiler kullanıyor.
Yine de dikkatli olmazsak, salgın dünya tarihinde önemli bir dönüm noktası olabilir. Sadece şimdiye kadar onları reddeden ülkelerde kitlesel gözetim araçlarının konuşlandırılmasını normalleştirebileceği için değil, daha da ötesi, “cildin üstünden” “cilt altı” yaklaşımına dramatik bir geçiş anlamına geliyor.
Şimdiye kadar, parmağınız akıllı telefonunuzun ekranına dokunduğunda ve bir bağlantıyı tıkladığında, hükümetler tam olarak parmağınızın neyi tıkladığını bilmek istiyordu. Ancak korona virüs ile ilginin odak noktası değişir. Şimdi hükümetler parmağınızın sıcaklığını ve cildinin altındaki kan basıncını bilmek istiyor.
Acil durum konsepti Gözetim altında durduğumuz yerde çalışırken karşılaştığımız sorunlardan biri, hiçbirimizin nasıl gözetim altında tutulduğumuzu ve gelecek yılların neler getirebileceğini tam olarak bilmememizdir. Gözetim teknolojisi son derece hızlı gelişiyor ve 10 yıl önce bilim kurgu gibi görünen şey bugün eski haberler. Bir düşünce deneyi olarak, her vatandaşın günde 24 saat vücut ısısını ve kalp atış hızını izleyen biyometrik bir bilezik takmasını talep eden örnek bir hükümeti düşünün. Elde edilen veriler devlet algoritmaları tarafından istiflenir ve analiz edilir.
Algoritmalar, bilmeden önce bile hasta olduğunuzu bilecek ve aynı zamanda nerede olduğunuzu ve kiminle tanıştığınızı da bileceklerdir. Enfeksiyon zincirleri büyük ölçüde kısaltılabilir ve hatta tamamen kesilebilir. Böyle bir sistem, günler içinde salgının yolundaki tartışmayı durdurabilir.
Dezavantajı, elbette, bunun korkunç yeni bir gözetim sistemine meşruiyet vermesidir. Örneğin, CNNTURK bağlantısı yerine bir AHABER bağlantısını tıkladığımı biliyorsanız, bu size politik görüşlerim ve hatta kişiliğim hakkında bir şeyler öğretebilir. Ama video klibi izlerken vücut sıcaklığım, kan basıncım ve kalp atışımın başına ne geldiğini izleyebiliyorsanız, beni neyin güldürdüğünü, neyin ağlattığını ve beni gerçekten çok sinirlendiren şeyi öğrenebilirsiniz. Öfke, neşe, can sıkıntısı ve sevginin tıpkı ateş ve öksürük gibi biyolojik refleksler olduğunu hatırlamak çok önemlidir.
Öksürüğü tanımlayan aynı teknoloji, gülmeleri de tanımlayabilir. Şirketler ve hükümetler toplu olarak biyometrik verilerimizi toplamaya başlarsa, bizi kendimizden bildiğimizden çok daha iyi tanıyabilirler ve o zaman sadece duygularımızı tahmin etmekle kalmaz, aynı zamanda duygularımızı manipüle edebilir ve bize istedikleri her şeyi satabilirler.
Ya da bir politikacı... Biyometrik izleme, her vatandaşın günde 24 saat biyometrik bir bilezik takması gerektiğinde Kuzey Kore'yi düşünün. Büyük Lider tarafından yapılan bir konuşmayı dinlerseniz ve bilezik öfkenizi anlatırsa, işiniz bitti demektir.
Gizliliğimiz üzerinde son yıllarda büyük bir savaş sürüyor.
Koronavirüs krizi savaşın devrilme noktası olabilir.
Çünkü insanlara gizlilik ve sağlık arasında bir seçim yapıldığında, genellikle sağlığı seçerler. “Son haftalarda, koronavirüs salgınını içermeye yönelik en başarılı çabalardan bazıları Güney Kore, Tayvan ve Singapur tarafından düzenlendi. Bu ülkeler izleme uygulamalarından biraz yararlanmış olsa da, kapsamlı testlere, dürüst raporlamaya ve iyi bilgilendirilmiş bir halkın istekli işbirliğine çok daha fazla güvenmişlerdir.
Şu anda tıpkı Türkiye deki kurumların halka güvenerek aldığı tedbirler gibi Merkezi izleme ve sert cezalar, insanları faydalı yönergelere uygun hale getirmenin tek yolu değildir.
İnsanlara bilimsel gerçekler söylendiğinde ve insanlar bu gerçekleri anlatmak için kamu otoritelerine güvendiklerinde, vatandaşlar bir ağabeyi omuzlarını izlemeden bile doğru şeyi yapabilirler.
Kendini motive eden ve iyi bilgilendirilmiş bir nüfusta genellikle polis, cahil bir popülasyondan çok daha güçlü ve etkilidir.

Örneğin, ellerinizi sabunla yıkamayı düşünün. Bu, insan hijyenindeki en büyük gelişmelerden biri olmuştur. Bu basit eylem her yıl milyonlarca can kurtarıyor. Güvene ihtiyacınız var. İnsanların bilime güvenmesi, kamu yetkililerine güvenmesi ve medyaya güvenmesi gerekir.

DEV VE ULUSLAR ARASI ŞİRKETLERİN STRATEJİSİ
Covid-19 krizi Avrupa ve ABD'deki yeni merkez üslerine yayıldıkça şirketler yanıtları harekete geçirmek için mücadele ediyorlar. Dev ve büyük işletmelerin toparlanma planları ile destekleme deneyimine dayanarak ve dünyadaki dev şirketlerin yeni strateji politikalarını inceleyerek. Başka yerlerdeki şirketler için 12 erken ders çıkardım. Elbette, dev şirketlerin sosyal geleneklerin yanı sıra kendine özgü siyasi ve idari sistemleri de var, ancak buradaki derslerin çoğu geniş ölçüde uygulanabilir görünüyor.
Burada büyük şirketlerin stratejisini ana başlıkta yazıp. Nasıl yapacaklarını tanımlamaya çalışacağım.
Geleceğe bakıp ve çalışmalarını sürekli yeniden değerlendiriyorlar Tanım olarak, krizler, zihinsel modellerin ve planların sürekli olarak yeniden çerçevelenmesini gerektiren oldukça dinamik bir sahiptir. İlk kriz hakkındaki bilgiler, keşif ve anlam yaratmaya, daha sonra kriz planlama ve müdahale, toparlanma stratejisi, toparlanma sonrası strateji ve son olarak yansıma ve öğrenmeye yol açar. Bu süreç, karmaşık iç koordinasyon süreçlerine saplanmamak ve değişen koşullara tepki vermekte yavaş olmaktan kaçınmak için hızlı ve dolayısıyla CEO liderliğinde olmalıdır.
Yukarıdan aşağıya çabaları tamamlamak için aşağıdan yukarıya herkesin kriz zamanında işin içinde olduğu bir model geliştiriyorlar. Hızlı ve eşgüdümlü tepkiler yukarıdan aşağıya liderlik gerektirir.
Ancak, farklı topluluklardaki farklı dinamiklerle öngörülemeyen değişime uyum sağlamak, merkezi olmayan inisiyatif almayı da gerektirir.
Aktif olarak çalışanlar için netlik ve güvenlik oluşturturdular. Bir krizde, durumun ve mevcut bilgilerin sürekli değiştiği zaman, netlik sağlamak zor. Bu bilgiler Resmi tavsiye mevcut olmayabilir, çelişkili, güncel olmayabilir veya pratik amaçlar için yeterince ayrıntılı olmayabilir. Ancak değerlendirip anlık sonuçlar almak için gereklidir.
Emeği farklı faaliyetlere esnek bir şekilde yeniden tahsis ettiler Restoranlar gibi zorlu işlerde, çalışanlar düzenli faaliyetlerini sürdüremediler. Bazı yaratıcı Çinli işletmeler, işten çıkarmalar veya işten çıkarmalar yerine, aktif olarak kurtarma planlaması gibi yeni ve değerli faaliyetlere yeniden tahsis etti, hatta diğer şirketlere borç verdi.
Örneğin, gelirdeki ciddi düşüşe yanıt olarak, 40'tan fazla restoran, otel ve sinema zinciri personelini işgücünden büyük bir pay almak için optimize etti. Daha sonra bu çalışanları, Ali baba’nın sahip olduğu “yeni perakende” bir süpermarket zinciri olan Hema ile paylaştılar.
Satış kanalı karışımınızı değiştirdiler. Etkilenen bölgelerde kişiden kişiye ve tuğla ve harç perakendeciliği ciddi şekilde kısıtlanmıştır. Çevik dünya devi işletmeler, satış çabalarını hem B2C hem de B2B işletmelerdeki yeni kanallara hızla yeniden yerleştirdi.
Çalışanları ve ortakları koordine etmek için sosyal medyayı kullandılar. Uzaktan çalışma ve yeni bir dizi karmaşık koordinasyon zorluğu ile birçok Çinli şirket, çalışanları ve ortakları koordine etmek için WeChat gibi sosyal medya platformlarına katıldı.
Beklediğinizden daha hızlı bir iyileşme için hazırlanıyorlar. İlk salgından sadece altı hafta sonra, Çin toparlanmanın ilk aşamalarında görünüyor. Tıkanıklık gecikmeleri şu anda 2019 seviyelerinin% 73'ünde, salgının en kötü kısmındaki% 62'den, insanların ve malların hareketinin devam ettiğini gösteriyor. Benzer şekilde, kömür tüketimi, 2019 seviyelerinin% 43'ünden şu an% 75'ine kadar bir iyileşme göstermekte ve bu da bazı üretimin devam ettiğini göstermektedir. Ve güven, 2019 seviyelerinin% 1'ine düşen ancak o zamandan bu yana% 47'ye geri dönen gayrimenkul işlemlerinde görüldüğü gibi geri geliyor gibi görünüyor.

GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE ŞİRKETLER NE YAPMALI?

Açıkçası, ana vurgu, hastalığın kendisini kontrol altına almak ve hafifletmek olmalıdır. Ancak ekonomik etkiler de önemlidir ve birçok şirket hızla ortaya çıkan olayları anlama, bunlara tepki verme ve dersleri öğrenme yolunda ilerliyor. Bununla birlikte, şirketler arasındaki çok farklı hazırlık dereceleri, daha fazla bozulma potansiyeli ve gelecekteki krizler için daha iyi hazırlanma değeri göz önüne alındığında, şimdiye kadar öğrendiklerimizi çıkarmaya çalışmak önemlidir.
Dünya çapındaki incelediğim kadarı ile şirketler için devam eden analiz ve desteklere dayanarak, aşağıdaki 12 dersi gelişmekte olan olaylara yanıt vermek, iletişim kurmak ve öğrenmeleri çıkarmak ve uygulamak için yazdım.

1.      Stratejinizi ve planlarınızı günlük olarak güncelleyin. Olaylar şaşırtıcı bir hızla gelişiyor ve görüntü günlük olarak değişiyor. Sadece birkaç gün önce, salgın çoğunlukla Çin ile sınırlıydı ve kontrol altına alınıyordu. Son zamanlarda, hızla büyüyen bir dizi enfeksiyon merkez üssü Çin'in ötesine sıçradı ve yeni bir evreye işaret etti ve potansiyel olarak sınırlama yerine yeni hafifletme stratejileri gerektirdi. Başlangıçta her 72 saatte bir güncelleme yapmaya karar verdim, ancak sadece verileri güncellemek için değil, aynı zamanda genel bakış açımızı yeniden yapılandırmak için günlük bir değerlendirmeye geçtim.
2.       Her gelen bilgiyi emin olmadan (medyada,iletişim kanallarında,sosyal medyada) bu bilgileri doğrulamadan harekette geçmeyin dikkat edin. Haber kuruluşları genellikle büyük resim yerine yeni olan şeylere odaklanırlar ve bazen zor gerçekler, yumuşak gerçekler ve spekülasyonlar arasında ayrım yapmazlar. Çerçeveleyecek gibi İster yeni bir teknoloji ister yeni bir kriz olsun, hızla değişen bilgilere maruz kaldığımızda, başlangıçta zayıf sinyalleri göz ardı etme, sonra da daha doğrulanmış bir bilgi veya habere ulaşmadan önce ortaya çıkan sorunlara aşırı tepki gösterme sistematik bir eğilimimiz var. En son haberleri alırken, üzerinde işlem yapmadan önce bilginin kaynağı hakkında şüpheli düşünün.
3.      Bilgi ve veri bombardımanına karşı stratejik ihtiyaç olan verilere odaklanın Bağlantılı dünyamızda, çalışanlar birçok bilgi kaynağına doğrudan erişime sahiptir. Ceo ve genel müdürler, dışarıdan ulaşılabilecek çok fazla bilgi ve yorum olduğu sonucuna varabilir ve ek bir şey yapmaları gerekmeyebilir. Bununla birlikte, gerçekler ve bu gerçeklerden çıkan sonuçların düzenli olarak güncellenen bir özetini oluşturmanın ve yaygın olarak paylaşmanın paha biçilmez olduğunu gördük, böylece gerçeklerin ne olduğunu veya daha da kötüsünü gerçekler hakkında farklı varsayımlar yaparak tartışmak için zaman harcanmıyor.
4.      Uzmanları ve tahminleri dikkatli kullanın. halk sağlığı, lojistik ve diğer disiplinlerdeki uzmanlar, karmaşık ve değişen bilgileri yorumlamada vazgeçilmezdir. Ancak, uzman görüşlerinin optimal sınırlama politikaları ve ekonomik etki gibi kritik konularda farklı olduğu açıktır ve birden fazla kaynağa danışmak iyidir. Her salgın tahmin edilemez ve benzersizdir ve halen mevcut olanın kritik özelliklerini öğreniyoruz. Neler olduğunu ve neyin işe yaradığını anlamak için, uzman görüşü tarafından yönlendirilmiş olsa da, yinelemeli, eleştirisel bir yaklaşım kullanmalıyız.
5.       Neler olup bittiğine dair anlayışınızı sürekli olarak yeniden değerlendirin. Durumun büyük resimli bir değerlendirilmesi ve onunla başa çıkma planı, bir kez kâğıda yazıldığında, bir atalet kaynağı haline gelebilir. Bir Çin atasözü bize büyük generallerin sabahları komut vermeleri ve akşamları değiştirmeleri gerektiğini hatırlatır. Ancak gelişmekte olan ülkelerdeki şirketler nadiren çok esnektir. Yöneticiler genellikle tamamen emin olana kadar yayma planlarına direnirler ve daha sonra kararsız veya yanlış bilgilendirilmiş veya şirkette karışıklık yaratma korkusuyla onları değiştirmek konusunda isteksizdirler. Hızla değişen bir durumda öğrenmek ve adapte olmak için zaman damgalı “en iyi geçerli görüşe” sahip doğrulanmış bir bilgi gereklidir.
6.       Bürokrasiden sakının. Tartışmalı, hassas veya çok önemli konular genellikle üst yönetim, şirket işleri, hukuk, risk yönetimi ve diğer birçok işlev tarafından incelenecektir. Her biri, iletişimin en iyi nasıl yapılacağına dair öneriler içerecek ve aşırı genelleştirilmiş veya muhafazakâr bir perspektife ve yavaş, hantal bir sürece yol açacaktır. Küçük bir güvenilir ekip oluşturmak ve onlara hızlı taktik kararlar vermek için yeterli zaman kazanmayı sağlamak kritik önem taşır. Her gün ışığa önemli yeni bilgiler getirdiğinde iletişimi aşırı yönetmek zarar verebilir. Dış olayların saat hızını, verilen işlemle başlamak yerine, şirket içi işlemi hızlandırmak için bir yol haritası oluşturun.
7.       İhtiyaçlarınızın şu yedi madde arasında dengelendiğinden emin olun: İletişim: Çalışanlar muhtemelen çelişkili bilgilere maruz kalacaklar ve en iyi hareket tarzı konusunda endişeli veya şaşkın hissedeceklerdir. Politikaları derhal, net ve dengeli bir şekilde ilettiğinizden emin olun ihtiyaç olan bilgileri ve politikaların ardındaki gerekçeleri iletin. Çalışan ihtiyaçları: Seyahat ve cemaatle ilgili kısıtlamalar, çalışanların eğitime, sağlık hizmetlerine, günlük hükümlere ve benzerlerine erişim ihtiyaçlarını tetikleyecektir. Bunlara çözümler bulup geliştirmeli ve çalışanların ihtiyaç duydukları tüm bilgileri bulabilecekleri bir bilgi merkezi oluşturmalısınız Seyahat: Seyahat politikalarının, çalışanların nereye gidebileceği, hangi nedenlerle hangi izinlerin gerekli olduğu ve politikanın ne zaman gözden geçirileceği açısından açık olduğundan emin olun. Uzaktan çalışma: Politikalarınız - nerede uygulandıkları, nasıl çalışacakları ve ne zaman gözden geçirilecekleri konusunda net olun. Evde çalışma gibi Tedarik zinciri standartlaştırılması: kritik stokları ve kritik stok seviyelerini, alternatif kaynakları kullanarak ve darboğazları çözmek için tedarikçilerle birlikte çalışarak tedarik zincirlerini stabilize etmeye çalışın. Hızlı çözümlerin mümkün olmadığı durumlarda, planları birlikte geliştirin, geçici çözümler oluşturun ve planları ilgili tüm paydaşlara iletin İş takibi ve tahmini: Krizin öngörülemeyen dalgalanmalar yaratması muhtemeldir. İşletmenizin nasıl etkilendiğini, azaltmanın nerede gerekli olduğunu ve işlemlerin ne kadar çabuk iyileştiğini anlayabilmeniz için hızlı raporlama döngüleri uygulayın. Daha geniş çözümün bir parçası olmak : Bir kurumsal vatandaş olarak tedarik zincirinizdeki, endüstrinizdeki, toplumunuzdaki ve yerel yönetiminizdeki diğer kişileri desteklemelisiniz. İşletmenizin sağlık, iletişim, gıda veya başka bir alanda nasıl katkıda bulunabileceğini düşünün.
8.      Esneklik ilkelerini politika geliştirmede kullanır. Verimlilik, sürprizleri olmayan istikrarlı bir dünyada hüküm sürmektedir ve bu zihniyet genellikle büyük şirketlerde baskındır. Ancak, dinamik ve öngörülemeyen zorlukları yönetmedeki temel amaç, dayanıklılıktır. Öngörülemeyen, değişen ve potansiyel olarak olumsuz olaylarla hayatta kalma ve başarılı olma yeteneği. Esnek sistemler üzerine yaptığımız araştırma, genellikle kriz yanıtlarına yansıtılması gereken altı ortak özelliğe sahip olduklarını göstermektedir. Fazlalık: Ek üretim kapasitesine erişim, tedarik zinciri dalgalanmalarının düzeltilmesine yardımcı olabilir. Kısa vadede, şirketlerin çözümler için normal kaynakların ötesine bakması gerekebilir, ancak uzun vadede artıklık tasarlanabilir. Çeşitlilik: kriz durumlarında daha az verimli ancak daha esnek ve olabildiğince esnek olunabilir. Farklı çeşitlilikte fikirler, çözüm geliştirmeyi büyük ölçüde artırabilir. Potansiyel çözümler hakkında daha fazla fikir sahibi olacak bir kriz yönetim ekibini bir araya getirin, özellikle de kurum kültürü farklı bakış açılarının ifade edilmesine ve saygı duyulmasına teşvik ediyorsa. Krize, yalnızca finansal veya lojistik bir sorun olarak tek boyutlu bir şekilde muamele etmekten kaçının ve kriz ekibinizi buna göre görevlendirin. Birbirine bütünleşmiş sistemler oluşturma: Son derece entegre sistemler verimli olabilir, fabrikaların, organizasyon birimlerinin veya tedarik kaynaklarının farklı şekillerde birleştirilebildiği modüler bir sistem daha fazla esneklik sunar. Birkaç yıl önce Toyota için bir anahtar fren valfi tedarikçisi yerı yandığında, tedarikçiler arasında, hatta çok farklı bileşenlerde bile üretimi değiştirebilmesinden dolayı, tedarik birkaç gün içinde sağlandı. Değişen ortam şartlarına uyum sağlama: Sistemler ya optimizasyon ve en yüksek verimlilik için oluşturulabilir ya da mevcut ortam şartlarına uyum sağlama gücü için oluşturulabilir - yeni fırsatlar, sorunlar veya bilgiler ışığında sürekli iyileştirme. Covid-19 gibi dinamik krizlere verilen yanıtlar, mevcut ortam koşullarına uyum sağlama hızına öncelik vermektedir. Bilinebilir bir doğru cevap yoktur ve önceden belirlenmiş herhangi bir cevabın yanlış olması veya zamanla eski olması muhtemeldir. Ancak daha etkili çözümler bulmak ve tekrarlamak mümkündür. Geçmişe bakıldığında pek çok ders öğrenilirken, şimdi bir şeyler yapmak, neyin işe yaradığını görmek ve sonuçların etrafında hareket etmenin kısa vadede en etkili strateji olacaktır. Basiret: Olayların seyrini veya Covid-19 için etkilerini tahmin edemeyiz, ancak bu koşullar altında makul olumsuz senaryolar ve esnekliği test edebiliriz. Örneğin, yaygın bir küresel salgın, çok bölgeli bir salgın ve hızla bulunan bir salgın için senaryolar yürütebiliriz. Şirketler için en kötü senaryolara yeni bir bakış atmak ve her birine karşı beklenmedik durum stratejileri geliştirmek ihtiyatlı olacaktır. Ortak çözüm: Şirketler, aynı zamanda büyük stres altındaki daha geniş endüstriyel, ekonomik ve sosyal sistemlerde paydaştır. Tedarik zincirlerine veya eko - sistemlerine bütünsel olarak bakmayanlar sınırlı etkiye sahip olacaklar. Bireysel bir şirket için başkalarının çıkarlarını göz ardı etmek veya ihmal etmek suretiyle çözülen çözümler güvensizlik yaratacak ve uzun vadede işletmeye zarar verecektir. Tersine, bir sıkıntı anında müşterilere, ortaklara, sağlık hizmetlerine ve sosyal sistemlere destek potansiyel olarak kalıcı iyi niyet ve güven yaratabilir.
9.       Şimdi bir sonraki krize hazırlanın. Covid-19 tek seferlik bir zorluk değil. Gelecekte mevcut salgın ve ek salgınlara ek aşamalar beklemeliyiz. Dinamik krizlere karşı toplumsal tepkilerin etkinliği konusundaki araştırmamız, nihai başarı - hazırlık ve önleme - en ön - görücü olan bir değişken olduğunu göstermektedir.
10.   Sadece kurumsal hazırlık yeterli değildir. Birçok şirket, beklenmedik durumlar için kurumsal hazırlık sağlamak için senaryolar yürütmektedir. Ancak senaryolar, herhangi bir zamanda bir işletme için en önemli riskler ışığında güncellenmeli ve özelleştirilmelidir. Bu riskler, son birkaç gün içinde bile yeni hastalık merkez üslerinin yükselişiyle değişti. Bununla birlikte, yalnızca kurumsal hazırlık yeterli değildir. Bir şey iyi anlaşılabilir, ancak bir yetenek olarak anlaşılmaz. Bu nedenle senaryolar, stres altındaki davranışları simüle etmek ve onlardan öğrenmek için mücadele stratejileri ile desteklenmelidir. Karar verme ve yürütme yetkisine sahip küçük bir ekip ile bir savaş odası düzeni, organizasyonel karmaşıklığı azaltabilir
11.  Öğrendiklerinizi yansıtın. Kriz azaldığında rahat bir nefes almak ve normal günlük işlere dönmek yerine, değerli bir öğrenme fırsatını boşa harcamamak için çaba gösterilmelidir. Kriz gelişirken bile, yanıtlar ve etkiler daha sonra gözden geçirilecek ve bu krizden alınmış dersler şekilde belgelenmelidir. Hızla gelişen durumlar, sert kararlar alamama veya fikir birliğine karşı aşırı önyargı gibi iyileştirme fırsatları oluşturan mevcut şirketsel zayıflıkları ortaya çıkarır.
12.   Değişen bir dünyaya hazırlanın. Covid-19 krizinin işletmelerimizi ve toplumumuzu önemli şekillerde değiştirmesini beklemeliyiz. Örneğin, online alışveriş, online eğitim ve halk sağlığı yatırımları gibi alanları beslemek muhtemeldir. Ayrıca, şirketlerin tedarik zincirlerini nasıl yapılandıracaklarını ve birkaç büyük fabrikaya bağımlı olmaktan çıkma eğilimini değiştirecekleri de muhtemeldir. Krizin acil bir kısmı ele alındığında, şirketler bu krizin neyi değiştirdiğini ve öğrendiklerini düşünerek planlarına yansıtabilmelidir.

Çalışanların haklarını koruyacaksın ve gereken değeri vereceksin.

ulusalhaber-ulusalajans
DUYURU;
BOR VE KENEVİRİ, aynı anda  beslenme, destek, kozmetik, deterjan,çay, kahve olmak üzere diğer kaliteli ve sağlıklı, doğal ürünleri ile DÜNYADA Kİ İLK VE TEK DOĞRUDAN SATIŞ ŞİRKETİ MEDİREVO’nun bize destek amaçlı açtığı E ticaret mağazasından ürün alanlara şimdiden teşekkür ederiz

Mağazanın linkini TIKLAYIN:

11 Nisan 2020 Cumartesi

WHATSAPP-CORONA VİRÜS

Av.A.Erdem AKYÜZ
Av.A.Erdem AKYÜZ.

WHATSAPP-CORONA VİRÜS
Aile bireyleri ve yakın arkadaşlar arasında küçük guruplar kurarak WhatsApp adı verilen program içinde haberleşmekteyiz. 
Bu haberleşme genellikle “Günaydın” diye başlamakta “İyi akşamlar” diye bitmektedir. 
İletilen haberleri; günlük uğraşılar, sağlık durumları, iş uğraşıları, ufak şakalar, günlük olaylar ve hatta doğumlar gibi kişisel veriler oluşturmaktadır. 
Bu yol ile insanlar, birbirlerine kendi durumlarını aktarmakta, yaşanan ailesel ve toplumsal olaylar hakkında bilgi sahibi olmakta ve önemli oranda rahatlamaktadırlar.

WHATSAPP NEDİR?

Bilindiği üzere “WhatsApp Messenger” adlı kullanım, akıllı telefonlar için geliştirilen, platformlararası çalışma özelliğine sahip bir mesajlaşma ve arama uygulamasıdır. 

Telefon ve İnternet bağlantısı aracılığıyla kullanıcıların birbirlerine fotoğraf, video, ücretsiz arama, sesli ve yazılı mesaj ve belge göndermesini sağlar. 
Kullanım alanı; aile bireyleri ve küçük arkadaş guruplarından oluşmaktadır ve tam olarak kişisel bir alan hüviyetindedir.
Ayrıca bu kullanımın genel esasları olarak düzenlenen 7 temel prensip arasında ‘WhatsApp iletilerinin hizmet veren örgütten hiç kimsenin ulaşamayacağı bir şifte ile kodlanıyor” ve korunuyor olması bulunmaktadır.


NE YAPILMAK İSTENİYOR?


Uzun bir süreden beri, bütün gündemi coronavirüs denen yaygın ve salgın hastalık sarmıştır. Basın ve yayın organlarının ve tüm haber kaynaklarının hemen hemen tek konusunu bu hastalık oluşturmaktadır. 

İnsanlar “evde kal” çağrıları altında uzaklaştırıldıkları iş çevreleri ve gündelik uğraşılarından soyutlanarak hayati bir görünüm kazanan bu hastalık üzerinde yoğunlaşmış durumdadırlar. 
Böyle bir durumdan ve halkın ilgisinin başka bir alanda olmasından yararlanarak, yakın arkadaş ve aile çevresinde iletişim ve haberleşme aracı olarak kullanılan WhatsApp alanındaki iletilerin kayıt altına alınması ve gerekli görülenler (!) hakkında hukuki ve cezai işlem yapılması yolunda yeni çalışmalara kalkılması, bütün bir toplumu tehdit eden genel bir “sansür” uygulamasından başka bir şey değildir.

WHATSAPP’A CORONA VİRÜS GİRİYOR


 Erişimde uygulanan özellik ve kişisel haberleşme özgürlüğü prensibinin çiğnenmesi ve dışarıdan müdahale ile yazışma ve haberleşmelerin içine girilmesi, hukuki ve cezai yaptırım tehdidi, kurumun genel prensiplerinin ihlali anlamına da gelecek ve belki de Türkiye’deki kullanımının engellenmesine kadar götürecek bir süreci başlatacaktır. 

Bir diğer şekli ile, uzun süre devam eden wikipedia ve vikipedi sayfalarına ulaşımı engelleyen benzer bir sansür ve belki de bu sayfalardan ihraç uygulamasına dönüşecektir.

SAYFA KAPATMAK ÇÖZÜM MÜ?


Bu tehdit yalnızca “WhatsApp” için değil, benzeri “Youtube, Twitter, Facebook ve İnstagram” gibi sosyal ağlar için de geçerlidir.


Getirilmek istenen düzenleme; söylentilerle yayıldığının aksine, önceki erişimleri irdelemek değil, bu sayfaların ve sosyal medya platformlarının, Türkiye’de temsilci bulundurmalarına ve onlara yaptırım uygulanmasına yöneliktir
Yayılan bu söylenti ve tehdidi gören saygıdeğer WhatsApp sayfası yöneticileri, yaklaşan tehditten kendilerini ve sayfa arkadaşlarını korumak için, bu güne kadar olan sayfalarını kapatarak, yeni sayfa açma çabalarına girmiş bulunmaktadırlar.
Sayfayı kapatmak veya yeniden açmanın hiçbir koruyucu önlemi yoktur. Eski iletilere ulaşmak her zaman için mümkündür. Esasen bu sayfalarda yapılan tenkit ve eleştiriler, her zaman yapılabilecek nitelikte olup, çok büyük kısmında suç unsuru yoktur, sayfayı kuran ve yöneteninin de bir sorumluluğu olamaz.
Burada amaç; bir korku ortamı yayarak, sosyal iletişim sayfalarının kapatılmasını, yeniden açılmamasını, yeniden açılanlarda ise “suya sabuna dokunmadan” yazılar yazılmasını sağlamaktır.
Amaç; bir nevi korku ortamı yaratarak sayfalara erişimi, katkıyı azaltmak, eleştiri ve tenkitlere son vermektir ki bunda da başarı sağlanmıştır.
Daha kısa ve net bir ifade ile yapılmak istenen şey, toplumu tehdit eden yeni bir ‘whatsApp-corona virüsü’ yoluyla haberleşme özgürlüğünü yok edecek yaygın ve salgın bir sansür virüsüne yol açacaktır.

Av.A.Erdem AKYÜZ

Kimden: erdem akyuz [mailto:erdemak@gmail.com]

1 Mart 2020 Pazar

Yeni Alfabeyle bir gecede cahillikten kurtulduk


MUSTAFA SOLAK : YENİ ALFABEYLE BİR GECEDE CAHİL Mİ KALDIK ????
Mustafa Solak-Tarihçi-araştırmacı-Yazar

                                                                                                
1 Kasım 1928’de yasalaşan yeni alfabeyle ilgili olarak Prof. Dr. Teoman Duralı, “Harf inkılâbı soykırımdır”[1] demişti. 
Kimisi de yeni alfabeyle geçmişten koptuğumuzu, bir gecede cahil kaldığımızı, kültürel soykırım yapıldığını iddia ediyor.

Başta belirtelim ki kiminin belirttiği gibi Latin alfabesi değil latin kökenli Yeni Türk Alfabesi kabul edildi. 
Anlama çabası olmadan, peşin yargılamak bilimsel de değildir, vicdani de değildir.
Örneğin Türkler İslamiyeti kabul ettikten sonra Göktürk ve Uygur alfabeleri yerine neden Arap Alfabesi kullanıldığını, Arap alfabesiyle geçmişten kopulup kopulmadığını, halkın bir gecede cahil kalıp kalmadığını, dedelerinin mezar taşını okuyup okuyamadıklarını, Osmanlıca yüzünden yer altına gömülen Türkçe’nin olup olmadığını  sorgulamazlar. 
Çünkü anlama değil yargılama peşindedirler. Aslında temel dertleri Arap alfabesiyle Müslümanlıktan kopulduğuna işaret etmektir ki, bunu da kimileri açıkça belirtiyor.
YENİ TÜRK ALFABESİ NEDEN KABUL EDİLDİ?
Biz yine de iyi niyetli olan kafası karışık yurttaşlarımızın aklındaki sorulara yanıt vermeye çalışalım.
Öncelikle Yeni Türk Alfabesi’nin neden kabul edildiğini gösterelim.
Yeni alfabe, halkın gündelik hayatta kullandığı dili yazı dili haline getirme çabasıdır. Arapçada 3’ü ünlü, 25’i ünsüz olmak üzere 28 harf vardır. Bu kadar az ünlüsü olan bir alfabe, ünlüsü bol olan Türkçe’nin ses yapısına uygun olmadığından bu harflerin öğrenimi ve okuryazarlığı güçtü. Aynı sese karşılık gelen birden çok harfin olması, harflerin altında ve üstünde bulunan işaretler okumayı zorlaştırıyordu. Dolayısıyla cumhuriyet kurulduğunda, Arapça ya da Farsça kelimelerin yoğun olduğu ve saray çevresinin kullandığı yapay bir dil olan Osmanlıca, halk arasında kullanılmıyordu. Halk Türkçe konuşuyordu ama Osmanlıca okuyamıyor yazamıyordu. Yeni harflerle halkın konuştuğu Türkçe, devlet yazı dili haline geldi. Bu, halkçılık ilkesinin de bir yansımasıdır.
İkinci amaç da okuryazarlığı, dolayısıyla eğitimli insanı artırmaktı. 600 yıllık bir devlet yıkılırken de kadınlar binde dört, erkekler % 7, halk ortalama olarak da % 4 oranında okuryazarlığa sahipti.
DİL HALKLAŞTI, HALKIN KÜLTÜRÜ ARTTI
Mustafa Kemal Atatürk 1 Kasım 1928'de TBMM'yi açarken “Büyük Millet Meclisi'nin kararıyla Türk harflerinin kesinlik ve yasallık kazanması, bu memleketin yükselme uğraşında başlı başına bir geçit olacaktır” diyerek yeni alfabenin kültürde ilerleme sağlayacağını vurguluyordu.
Halkın % 4’ünün okuryazar olduğu bir toplum, bilimde, sanatta, edebiyatta ilerleyemez.
Ziya Gökalp “başka payitahtların hepsinde konuşulan dil ile yazılan dil aynı şeydir. Demek ki konuşma diliyle yazı dilinin farklı olması yalnız İstanbul'a mahsus bir haldir” diyerek Osmanlı’da, sarayın halktan yabancılaşmasına dikkat çekmişti. Yeni alfabe ile kültürümüzü unutmadık; aksine kültürümüzle birleştik. Değişen dil değil yazıydı. Yazı dili halkın dili Türkçe’ye dönüştü. Dolayısıyla devlet halkla buluştu.
Örneğin yeni alfabeye okuryazarlığı artan halk, kültürüyle buluştu. Sadece konuşulurken bildiği Yunus Emre’ye ait şu şiiri, kitap ve dergilerde de öğrenmeye başladı.
“Evvel bahar olmayınca
Kızıl gül açılmaz imiş
Kızıl gül açılmayınca
Bülbül zârı kılmaz imiş”
Böylece halk, kültürüne, yazılı eserleri okuyabilerek her an ulaşma olanağına kavuştu. Dil anlama ve anlaşma aracıdır. Fuzuli, Baki ve Mevlana’yı, Osmanlıca konuşulan dönemde anlayan kişi mi fazla şimdi mi?
Şimdi. Çünkü Osmanlı Devleti’nde yaşayan halk Türkçe konuştuğu ve Osmanlıca bilmediği için Fuzuli, Baki ve Mevlana’yı hem anlayamıyordu hem okuyamıyordu. Çünkü Yunus Türkçe, diğerleri Arapça, Farsça, Rumca söylüyor ve yazıyordu. 1200lü yıllarda yaşayan Yunus Emre ile köprü kurulması yeni alfabeyle olanaklı olmuştur. Kültürel zenginliğimiz yeni alfabeyle korunmuş ve artmıştır. Türkçe’yi kolaylıkla öğrenen halkın kültürel eserlere ulaşımı da kolaylaşmıştır.
ALFABE, MİLLETLEŞMEYİ PEKİŞTİRDİ
Millet, belli bir alanda tasada ve kıvançta ortaklaşan insan topluluğudur. Bu ortaklaşma birbirini anlaması sayesinde olur. Yeni harflerin kabulünün bir amacının da milletleşmeyi pekiştirmek olduğunu Atatürk, şöyle belirtir:
“Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”[2]
Başbakan İsmet İnönü de şunu söylemiştir:
"Harf İnkılâbı bir okuma yazma kolaylığına bağlanamaz. Harf İnkılâbı'nın bizde tesiri ve büyük faydası, kültür değişmesini kolaylaştırmasıdır. İster istemez Arap kültüründen koptuk. (...) Bizim devrimimizde Latin harflerine geçmek Türk dilini ve milli kültürü kurtarmak için esaslı bir etken olmuştur."[3]
Bugün yeni alfabeye itiraz edenlerin neredeyse tamamı “Türk Milleti” kavramıyla sorunludur. İnönü’nün “Arap kültüründen koptuk” sözüne bu nedenle kızarlar.
“HARF İNKILABINDA ASIL MAKSAT İSLAMSIZLAŞTIRMAK” MIYDI?
Kimisi 1 Kasım 1928’den Atatürk’ün ölümüne değin geçen on yılda okuryazarlığın % 20’lerde olmasını kanıt göstererek yeni alfabenin halk tarafından tutulmadığını ispatlamaya çalışır. Bunu diyenlerin 600 yıllık bir imparatorluktaki okuryazarlığın neden % 4’lerde olduğunu açıklaması gerekir. Cumhuriyet, savaştan çıktığı, yoklukla, hastalıkla mücadele ettiği halde 10 yılda, okuryazarlığı 5-6 katına çıkarmıştır. Bu oran azımsanamaz. 1928’den bugüne yıl sonra okuryazar olmayan yüzde bir kaçlık kesim hariç cumhuriyet başarılı olmuştur. Arap yazısına bağımlı kalınsaydı, bu oran tutturulamazdı. 
Peki daha neyi sorgulamaktalar? Halk şimdi tekrar Osmanlıca’ya mı dönsün?
Bunu isteyenler var ama itiraz edenlerin neredeyse tamamı bunun gerçekleşmeyeceğini biliyor. Çünkü halka, konuştuğu dilin dışında bir yazı dilini kabul ettirmek, dayatmayla olmaz. Bunu bal gibi biliyorlar. Dertleri Atatürk ve laik cumhuriyetle. Bu amaçlarını “Harf İnkılabında asıl maksat İslamsızlaştırmaktı”[4] diyerek de belirtenler var. Böyle düşünenlere soralım:
Halk Türkçe’ye çevrilen Kuran ile mi daha çok İslam’ı anlamaz mı?
Osmanlıca kullanılırken halk Arapça mı biliyordu ki Kuran’ı anlasın?
Asıl maksat İslamsızlaştırmak olsa Atatürk döneminde yüzbinlerce Kuran meal ve tefsiri basılmazdı.
“HARF DEVRİMİ SOYKIRIM“ İSE NASIL PROFESÖR OLMUŞ?
“Harf inkılâbı soykırımdır” diyen Prof. Dr. Teoman Duralı şunları da belirtiyor:
“Kültür aşısına uğradık. Bunun için geçmişe duyarsız bir milletiz. Biz soykırıma uğramış bir milletiz. Kültürü soykırımı. Hafızası gitmiş…Bunun en önemli müsebbibi yazının katlidir…Peyami Safa’nın müthiş bir lafı var. ‘Milli kütüphanesine giripte tek kelime okuyamadan çıkan biricik nesil yeryüzünde.’ Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü? Türkiye’nin bağımsızlığa kavuşturulması alfabenin değişmesine mi bağlıydı? Harf inkılâbı soykırımdır.”
Duralı daldan dala atlıyor. Tam bir “bu kadar cehalet okumakla mümkündür” durumu. “Türkiye’nin bağımsızlığa kavuşturulması alfabenin değişmesine bağlıydı” diyen yok. Fakat belirteyim ki dil halktan koparsa, devletle halk arasına yabancılık girer. Bu da devlete, millete aidiyeti zamanla ortadan kaldıracağı için Türkiye’nin bağımsızlığı da ortadan kalkar.
Üzülmesin, Milli Kütüphane’ye girip de tek kelime okuyamadan çıkan gencimiz yok. Çünkü eserlerin çoğu Türkçe’ye çevrildi ve gençlerimiz Türkçe biliyor. Onbinlerce bilim adamı, araştırmacı da eski eserleri Türkçe’ye çeviriyor. Kültür soykırımı değil kültür devrimi yapıldı. O devrimle kendisi profesör oldu. Anlamadığı dille (Osmanlıca) eğitim yapmanın zorluğuyla belki de eğitim hayatını bırakacaktı.
MEZAR TAŞINI OKUMAK İSTEYEN VAR MI?
Arap alfabesini bilmeyen kişi, dedesinin mezarını okuyabiliyor muydu ki, bazıları “mezar taşlarını okuyamıyoruz” diyor?
Kaldı ki mezar taşları, artık Türkçe’dir. Benim dedemin mezar taşı da Türkçe ve okuyabiliyorum. Ama daha gerisine okumak istiyorsam Osmanlıca dersleri, kursları var. Öğrenirim. Mezar taşı bilimsel eser mi ki millet mezar taşını okumak istesin!
Kimse sırf mezar taşını okumak için dil öğrenmez. Eski eserleri araştırmak için dil öğrenilir ve öğretiliyor. Dahası eski mezar taşlarını anlayıp bir uzmanlık işidir. Birkaç yıl Osmanlıca okumak yetmiyor. Üniversitelerimizde her yıl on binlerce öğrenci Osmanlıca okuyarak mezun olur. Kimse de bu yeğeni, torunu, kuzeni olan öğrencilere “bana dedemin mezar taşını okuyuver” talebinde bulunmaz.
Osmanlıca eserleri bilimsel araştırmak için okumak istiyorsanız kurslarda öğrenebilirsiniz ama sırf mezar taşı için tarihi geri döndürmenize halk ben size hak da versem kabul etmez. Çünkü halk konuştuğu gibi yazmak ister.
Kültürel eserlerimiz, kütüphanelerde duruyor. İsteyen Türkçesini okur; Türkçe’ye çevrilmemişse eski yazıyı öğrenir. Duralı belirttiği gibi asıl geçmişe duyarlılığı artırma üzerinde durmalıdır. Gençliğe öğrenme, araştırma şevki aşılmazsanız ne Osmanlıca öğrenir ne dedesinin mezar taşını okumak ister.
NOT: Cumhuriyetimizin geleceğine yönelik bağımsızlıkçı aydın ve kurumların yapması gerekenlere dair yeni çıkan “ATATÜRKÇÜLÜK (100 Soru-Yanıt)” kitabım incelenebilir. 10 Kasım’da İstanbul Tüyap Kitap Fuarı’nda Kaynak Yayınları masasında görüşmek dileğiyle.
[1] “Harf devrimine ‘soykırım’ benzetmesi”, Veryansintv.com, 2.11.2019, erişim tarihi 2.11.2019, https://veryansintv.com/harf-devrimine-soykirim-benzetmesi/?fbclid=IwAR0MQQ014sC1oiX3P_A-uo2788mPZTU9Z-pLsNlhTivnMzGp-xxkxTrOLyM
Tarihçi
Mustafa Solak

11 Kasım 2019 Pazartesi

Dünya lideri Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete intikal edişinin 81. yılını anarken.

EBEDİYETE İNTİKAL EDİŞİNİN SEKSENBİRİNCİ YILINDA GAZİ PAŞAMIZ ATATÜRK'Ü ANARKEN
ALİ KEMAL GÜL

A.Kemal GÜL
Üzerinde yaşadığımız cennet vatanımız atalarımızın bize en büyük emanetidir Onlar, Anadolu coğrafyasını vatan edinmek için ellerinden geleni yapmış, bu uğurda mallarıyla savaşmış ve asırlar boyu bu toprakları korumak için olağan üstü gayret göstermişlerdir. Müslüman Türk Milletinin düşmanları hiç uyumamış, hep sinsi emeller beslemiş, birinci dünya savaşında da bize, yedi cepheden saldırmış ve hemen anayurdumuzu paylaşmaya kalkışmışlardır.
Her zaman olduğu gibi bu asil millet, istiklal ve hürriyetini, vatan ve mukaddesatını korumak için; Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde şahlanarak, her türlü yokluğa ve olumsuzluğa rağmen büyük bir istiklal mücadelesi verip, namusu saydığı vatanını, düşman işgalinden kurtarmıştır.
Türk Milleti asırlardan beri hakim olduğu Anadolu topraklarında milli egemenliğini aynen korumuş, Türkiye Cumhuriyeti adıyla yeni bir devlet kurmuş ve 29 Ekim 1923 tarihinde de bunu bütün dünyaya ilan etmiştir.
Ülkemizin kurucu iradesinin başını çeken ATATÜRK’ÜN vücuda getirdiği ilke ve inkılaplardan en büyük eserimdir dediği Cumhuriyet, çoğunluk sistemine ve milli iradeyi temsil etme esasına dayanan, yaratılıştan insanlarda var olan çeşitli kabiliyetlerini ortaya koyabilmelerine, düşünce ve inançlarını serbestçe ifade edip yaşamlarına imkan veren, istişareye dayalı bir idare şeklidir.
Hiç şüphesiz bize düşen görev, cumhuriyet ruhunu gayesinden saptırmadan, devletimizi liyakatli ellerde yükseltmek ve bu mukaddes emaneti bizden sonraki nesillerle eniyi şekilde devretmektir.
Ne var ki verilen bu eşsiz ve başarılı sıcak savaşlar sonucu yaşadığımız coğrafyayı bize vatan yapan, bize bir ulus kimliği ‘’Türk’’ kimliğini kazandıran Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi M. Kemal ATATÜRK’ÜN en büyük eserimdir dediği’’ laik cumhuriyet’’i ve ilkelerini benimsemiş, ulus devlet kavramını içselleştirmiş, Türk milletine mensubiyetiyle onurlanmış aziz milletimize karşı tarihte olduğu gibi günümüzde de sinsi tuzakların kurulduğunu millet olarak izlemekteyiz.
Arapçı İslamcı teröristler, Ümmetçi Peşmergeler; Türk Milleti'ni kimliksizleştirme, yok etme operasyonunu sürdürüyorlar. Öylesine ki beyinlerini ele geçirdiği işbirlikçi hainlerle, Türk Milleti'ne kurduğu tuzağı zevkle izliyorlar.
Bu hain odaklarca, Türk varlığını ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Atatürk tarafından belirlenen ‘’kuruluş felsefesinin’’temeli olan ‘’Türk Milliyetçiliğini’’sabote etmek, Türk Milletinin yılgınlığa, kendine güvensizliğe, hatta çaresizliğe sürüklenerek çökertilmek istenmesi karşısında Türk Milleti; kararlılık içinde yapılması gerekenleri yapacağından emin olmalıdır.
Türk Milleti; varlığını şekillendiren, tarihini, kültürünü, heyecanını, coşkusunu hissettirecek evlatlarının büyük dirilişine tanık olacaktır. Hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır.
Yeter ki, Türk Milletine düşmanlığı ile beyinleri iğdiş edilmiş, örümcek kafalı, bilgisiz, kültürsüz, ucubeleri Müslüman diye seçen halk bilinçlendirilebilsin.
Bunun için olmazsa olmazımız: Türk Genci şu ya da bu cemaatlerin, tarikatların ibadet adı altında uyuşturucu tuzağına düşerek kendini kullandırmadan, çağımızın artık özgürlük, çeşitlilik, liberal demokrasi, hukuk güvenliği gibi değerler olmadan ‘’orta gelir tuzağını’’ aşamayacağı noktasında bilinçlenmelidir.
Böyle bir çağda insanlarımıza, özellikle yeni nesillere ‘’falancaya’’ değil, ‘’filancaya’’ bağlanmalarını değil, bağımsız kişilik sahibi olmalarını, vicdanlarını geliştirerek hayatını kendilerinin tanzim etmelerini öğretmek zorundayız.
Din eğitiminde de eski usul ezber ve taklit yerine, İslam tarihinden ‘’kula kulluk etmeyen’’ örneklerle geliştirilen hür kişilik ve bağımsız düşünceli Müslüman tipi esas alınmalıdır.

Eğitim sistemimizde, İslamı kültürel arka planıyla bir hayat haline getiren ve uygarlıkla bütünleştiren anlayışları içerir felsefi, bilimsel, edebi, sanatsal çalışmalara ilişkin müfredat programlarına yer verilebilir.
Hür ve yaratıcı düşünceyle, bu coğrafyada ayakta kalmamızın, güçlendirilmiş demokratik kurumlarıyla ‘’gerçek demokratik rejimi’’le huzura kavuşabileceğimizin ön şartı olacaktır.
Atatürkçülük kavramı; ‘’ Emperyalist devletlerin Türkiye'yi paylaşma hareketine tepki olarak doğan; belirli sınıf desteğine dayanmayan, çağdaş uygarlık düzeyini hedef alan, ekonomik sömürü düzenini ret eden, akla ve bilime dayanan düşünce ve uygulamalar tarzıdır’’ anlayışında tanımlanır.
Türk Milleti asırlar sonra ATATÜRK le güldü; lakin iki gün önce Cuma namazında okutulmak üzere Diyanet Başkanlığının hazırlattığı hutbede bu önemli insana ‘’Allah rahmet etsin’’diyemiyorsa, bir ‘’Fatihayı esirgiyor sa… Ne denilebilir?
Atatürk, Cumhuriyetin daha 10. Günü Şeriye ve Evkaf Bakanlığını kurarken orada bir hassasiyet var. Orada dinin önemi üzerinde millete mesaj vermek istiyor. İlk Ankara müftüsü olan Rıfat Börekçi’yi Diyanet İşleri Başkanı olarak atıyor.ATATÜRK arkasından büyük Cumhuriyetin kuruluşunda Türkiye'nin manevi mimarı olarak Kur’an-ı Kerimin Türkçe mealini yaptırıyor Elmalılı Hamdi Yazır’a.;Kura’n’ın tefsirini tamamlatıyor.Cumhuriyetin ilk yıllarında dinin gerçeğini, doğrusunu öğrenme emrini buyruğunu ATATÜRK ehli olana veriyor. Daha kanun yok, yasa yok…
ATATÜRK ün ilk önemsediği konu din oluyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’na verdiği görev hem de bin lira avans veriyor o zaman için. Ülkenin ekonomik durumu sıkıntıdayken bu yaptığı İslama verdiği önemdir.
 ATATÜRK’ÜN İslam’a verdiği değerin ne olduğunu, bu milletin gönlünde yer ettiğini bir iki sözle aktaralım; ‘’Atatürk diyor ki; din önemli bir müessesedir, dinsiz milletin devamına imkân yoktur. Sözün bittiği yer. İnsan hayatının, toplum hayatının, sosyal hayatın her noktasında dinin var olduğunu beyan ediyor Atatürk ve onun için öncelikle bakanlığını sonra da başkanlığını kuruyor.
Atatürk ‘’, bizim dinimiz akla en yakın dindir. Onun için de son din olmuştur. Bir dinin doğal bir din olması için akla, mantığa ve bilme uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.’’diyecekti.
Ve Atatürk, ‘’bir adam ki; memleketin ve milletin mutluluğunu düşünmekten çok kendini düşünür, o adamın değeri ikinci derecedir. Esas kıymeti kendine veren ve mensup olduğu millet ve memleketi ancak kendi kişiliği ile ayakta tuttuğunu zanneden adamlar, milletlerinin mutluluğuna hizmet etmiş sayılmazlar. Ancak kendilerinden sonrakileri düşünebilenler, milletlerini yaşamak ve ilerlemek imkanlarına kavuştururlar. Kendi gidince ilerleme ve hareket durur zannetmek bir gaflettir.’’ Diyecekti.
Evet; 10 Kasım 1938 de ebediyete intikalinin üzerinden 81 yıl geçmesine rağmen, neredeyse her dönemde Gazi Paşamıza düşmanlık için paçavra tetikçiler meydanlara salınsa da, her taarruz, her iftira ve her saldırıya rağmen, Atatürk askeri bir deha ve siyasi bir efsane olarak ayakta kalmaya devam ediyor. O efsane insan tüm haşmetiyle, Cumhuriyet gibi büyük bir eseriyle Türk Ulusunun kalbinde yaşamaya devam edecektir.
Bizlere bu cennet Vatanı armağan eden başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere bütün şehit ve gazilerimizi minnet ve rahmetle anmak ve onlara Yüce Yaratıcıdan mağfiret dilemek de bizim için bir görevdir; Ruhları şad mekanları cennet olsun.
Formun Üstü